Flotsam and Jetsam – I am the Weapon
Merhaba.
Son 10 yılda Flotsam and Jetsam’in bariz bir yeniden doğuş veya 2. bahar yaşadığını söyleyebiliriz. Yaşı 80’lerin başına yetmeyen diğer herkes gibi benim de “Jason Newsted METALLICA‘ya girmeden önce Flotsam and Jetsam’da çalıyormuş,” cümlesi üzerinden tanıdığım Arizonalı thrash devi, özellikle Steve Conley‘nin tam zamanlı eleman olarak gruba katılmasıyla birlikte yeniden ivme yakaladı. Kurucular yaşlılık ve sağlık sorunları yüzünden yavaştan emekliliğe çekilirken eklenen taze kanlar, hala ön saflarda durmaya devam eden Eric Andrew Knutson ve Michael Gilbert’e içlerindeki thrash metal ateşinin henüz sönmediğini kanıtlayacak fırsatlar doğurdu. 2019’da The End of Chaos, 2021’de de Blood in the Water, çıktığı senenin kaliteli thrash yapıtları arasında anılırken neredeyse yarım asıra yaklaşacak Flotsam and Jetsam’a da yeni jenerasyonlara ulaşma imkanı sağladı.
Geçtiğimiz yıl yayımlanan I am the Weapon ise belki artık bu yeni kadronun ne yapabileceğini az çok kestirmiş olmaktan, belki sürpriz barındırmamasından, belki de 2024’ün ana hatlarıyla thrash metal konusunda biraz zayıf kalmasının getirdiği umursamazlıktan, üzerine pek düşmediğim bir albümdü. Neden sonra bu sabah kendimi Primal‘ın nakaratını mırıldanırken yakaladım ve hazır 2025 biraz sakinken I am the Weapon kritiği de aradan çıksın istedim.

Aslında bayağı utanç verici, cringe bir noktadan açılıyor I am the Weapon. A New Kind of Hero, müzikal açıdan pek bir falso taşımasa ve hatta çarpıcı bir nakarat yapısına sahip olsa da o korkunç sözler, insana ne dinlediğini sorgulatan cinsten. Bir nida veya araya atılan hoşluk değil, her dörtlükte tekrar edilen “Yeah! Oh Yeah!” veya “Superman öldü ama korkmayın, ben pelerinimi sırtıma geçirir uçarım şimdi,” gibi garabet cümleler çok abes gerçekten. Yine de buna takılmazsanız güçlü sayılabilecek bir açılış ve arkasından gelen hit parça Primal ile vaziyeti toparlıyor dedemler. Primal‘ın nakaratı, dinledikten aylar sonra bile bir an hafızanın kıvrımlarını ele geçirebilecek derecede melodik ve eğlenceli. Metal gerçekten basit bir müzik ama onu basit çalabilmek o kadar kolay değil.
İsim parçasıysa Flotsam and Jetsam’ın thrash köklerini eşelediği, hız ve agresiflik tarafına abandığı bir beste olarak vitesi yükseltiyor. ACCEPT, ALICE COOPER, FIFTH ANGEL gibi gruplarla da çalmış/çalan davulcu Ken Mary’nin enerjik thrash davulları marka F&J rifleriyle birleşince tertemiz bir thrash parçası çıkmış ortaya. Çift pedal aksiyonu ve melodik gitarlarıyla öne çıkan power metal coşkulu Burned My Bridges ve yine heavy/power metal ilhamlı The Head of the Snake‘i de ekleyince albümün ilk yarısı neredeyse kusursuz bir biçimde ilerliyor.
Gitarları fazlasıyla ZZ TOP çağrıştıran Beneath the Shadows başta ilgi çekici gelse de her dinlemede bir önceki cazibesinden biraz kaybediyor ve albümün 2. yarısındaki her parça için benzer bir şey söylemek mümkün. 47-48 dakikalar bence artık veteran grupların defolarının açığa çıktığı süreler ve 8-9 parçalı, vurucu bir yaklaşım benimsemek daha hayırlı sonuçlar verebilir. Hızlı Cold Steel Lights bu bölüme biraz enerji katsa da yeterli olmuyor ve özellikle de kapanıştaki Black Wings, bir metal potpurisi tadındaki albüm sanki konseptmiş, her parça birbirine bağlıymış gibi davranıp atmosferik, ağır bir finalle taca çıkıyor. Son kısımlarında neredeyse konuşma biçiminde vokaller filan bile var ki, ne lüzum var diyerek dinledim her seferinde. Neyse ki çoğu şarkıda olduğu gibi burada da enfes bir gitar solosu var da, öyle veya böyle akıyor bir şekilde.
Biraz cilalanmış olsa da gruba uyan güçlü prodüksiyon, ilk yarıdaki enfes parçalar ve heavy/power/thrash üçgenindeki paslaşmalar sonucu ortaya çıkan çeşitlilik, I am the Weapon‘ın ömrünü uzatan özellikler. Bununla birlikte önceki iki albüm kadar vurucu veya bütüncül tınlamadığını da söylemek lazım. Yine de Flotsam and Jetsam’ın, hele ki 2005 sonrası ne kadar saçmaladıklarını düşünürsek, 2020’lerde hala güncel, etkili kalabilmesi büyük hadise. Hem fanlara hem de thrash metal sevdalılarına rahatlıkla önerilebilir.
75/100


