Necrot – Lifeless Birth
Merhaba.
Death metalin 90’lardaki özünü olabildiğince el değmemiş şekilde günümüze taşımaya çalışan, biçim açısından epey eski ama üretim tarihi yeni death metal grupları arasında, yaptığı şeyler tam manasıyla içime sinmese de toplama bakınca rahatlıkla sevdiğimi söyleyebileceğim isimlerden biri Necrot. VASTUM ve STORMKEEP gibi yakından takip ettiğim, sevdiğim gruplarda da çalan üç Amerikalı tarafından 2011’de kurulan ekip, 2017 ve 2020‘de çıkardığı iki albümle death metalde belli bir standart oturtmayı başardı ve katışıksız tarzları, death metalini güvenli sınırlar içinde sevenler için onları daha da değerli kılıyor.

Lifeless Birth‘e bu pencereden baktığımızda ilk iki albüme kıyasla biraz daha farklı bir karakter sergilediklerini görüyoruz. Crust/punk tarafları iyice törpülenmiş, 90’ların bol kıtırlı, kirli ama capcanlı ve organik havası yerini steril bir prodüksiyona bırakmış, akışa odaklanmış bestelerinde bolca tremolo rif, armoni ve solo duyduğumuz bir Necrot var karşımızda. Hala sitayişle bahsedilebilecek bir ritim duyguları var ve arada da ilginç geçişlerle konsantrasyonu yüksek tutuyorlar. Bugüne kadar yapılmış en olgun, en dolgun albümleri olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla. Gün geçtikçe daha çok grup kuruluyor, bu tarz albümler yazıyor ve kıyaslamaya sokacağımız malzeme sayısı arttıkça artıyor; fakat Lifeless Birth‘ü dinlerken akıp giden zamanı, kendimi kaptırdığım o enfes gitarları düşününce tıpkı iyi bir lahmacun gibi iyi yapılmış death metalin de değerini kaybetmesinin imkansız olduğunu fark ediyorum.
Prodüksiyon tarafındaki sterillik tercihi, özellikle retro albümleri retro kayıtlarla dinlemeyi seven biri olarak biraz canımı sıksa da her enstrümanı tek tek duyabilmek, gitar/bas/vokal Luca Indrio’nun gümbür gümbür baslarının her şarkıda göğüs kafesimi titretmesi gibi hoş detaylarla tahammül edebileceğim bir seviyede. Ayrıca Luca’nın biraz daha önde tutulmuş vokali, Necrot’un o mağaramsı, homurtulu havasını dağıtmış durumda. Çaldıkları şeyler şüphe götürmeyecek şekilde old school hala ama artık çok daha modern tınlıyorlar.
Bunları hızlı hızlı söyleyip geçmek istedim, çünkü Lifeless Birth’e dair şikayetlerimin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Hoş, bunlar da ufak tefek ve kişisel zevk meselesi sayılabilecek detaylar zaten. Öte yandan şarkılara, enstrüman performanslarına geçtiğimizde cayır cayır bir death metal albümüyle karşı karşıyayız ve promoyu aldığım günden beri tekrar tekrar dinlesem de henüz zerre sıkılmadım. Bunu sağlayan en büyük fatkör beste tarafındaki canlılık ve dinamizm. Neredeyse her şarkı alışageldik bir death metal ritmiyle başlasa da yolda bol bol durup kalkarak (break-down’dan bahsetmiyorum), vites değiştirerek neredeyse progresif diyebileceğimiz şekilde seyrediyor. Özellikle ilk üç parça itibariyle tekrarlı bestelerle sıcak bir karşılama sunduktan sonra şarkılar giderek açılıyor. Drill the Skull‘ın aşırı groove omurgası ve 3. dakikadan sonra kayışı koparışı, Winds of Hell‘in yavaş yavaş kararan gitarlarıyla beraber değişen ritimleri, Dead Memories‘in neredeyse powe metal çizgisine yaklaşan armonik gitarları ve soloları, albümü zenginleştirmiş. Hiç eleman değiştirmemelerine rağmen gitar tarafında çok daha melodik bir kimliğe bürünüp bolca blues etkili solo ve armoniyle farklı bir karakter sunmaları da Lifeless Birth‘ü diskografide ayrı bir yere koyuyor.
Death metal denilince şöyle bol irinli, bol köpüklü bir kan banyosu hayal etmiyor, en asitli kuyulardan yükselen kokuları ciğerlerinize doldurmakla veya en kıvamlı çamurların dibinde yatanları kurcalamakla ilgilenmiyorsanız ve şöyle sivri köşeleri bulunmayan ama akıllı, düzgün bir death metal albümü dinlemek istiyorsanız Lifeless Birth‘ten fazlasıyla keyif alacağınıza eminim. Necrot biraz yavaş ilerliyor ve bence müziğini hala tam oturtamadı ama tehlikeli bir death metal canavarı olma yolunda emin adımlar atıyor.
P.S.: Kapakta neler oluyor ya öyle.
83/100


