Kritik

Angra – Cycles of Pain

Merhaba.

Birisi olmak zor ya. Yani hakikaten bir karakter, bir isim, hafızada yer edebilecek bir şey olabilmekten bahsediyorum. İster bir insan olsun ister bir proje, yaşanılan türlü çeşit acıları üst üste koyabildiğinizde elle tutulur bir şey çıkabiliyor ya ortaya ancak, işte ondan bahsediyorum. Yüzdeki kırışıklıklar, derideki yaralar, bakışlardaki değişim… Bomboş gelip giden de milyarlar var tabii ama şöyle sokağa çıkıp biraz norm dışı bir görünüşteki kimi çevirseniz acının çeşit çeşit döngüsüne dair bir hikayesi var.

Meseleye müzik tarafından bakınca da 10 albüm yapmak, 30 küsür sene boyunca bir şekilde gündemde ve güncel kalabilmek için neler yaşanmıştır kim bilir diye düşünüyorum bu ara. Kadro değişikliklerini, verilen kavgaları, dağılıp birleşmeleri sağdan soldan hepimiz bilebiliyoruz tabii ama bunlar biraz yüzeysel ve kitabi kalıyor. Gerçekten ne olduğunu anlamak içinse eldeki o son materyale kulak vermek, gerçekten dinlemek gerekiyor galiba. Hoş, bazen de ulan ne boş beleş iş peşindelermiş dedirtiyor kimileri ama, sanki boş adam mı yok hayatta?

Brezilyalı Angra da şöyle önüne bir kadeh koyup anlat desen anlatacak gruplardan biri. En azından uzaktan takip ettiğim kadarıyla bana öyle geliyor. Power/progresif gibi epey dertsiz görünen bir türde çalmalarına rağmen o kadar çok eleman değiştirip o kadar çok mevzuya girdiler ki bugün şöyle bir bakınca bugün konuşacağımız Angra için V.03 diyebilir, grubun 3. nesilinden söz edebiliriz. Hatta 2006’dan beri ilk defa birbirini takip eden iki albümü aynı kadroyla kaydettikleri bilgisini verince daha da netleşecektir bazı şeyler. Buna rağmen müzikal olarak ilk günlerinden o kadar uzakta değiller ve Secret Garden gibi istisnaları ayırırsak kaliteyi belli bir çizginin üzerinde tutmayı başarmaları takdire şayan; yeni albüm Cycles of Pain de o kalitenin hakkını veriyor.

Senfonik power metalin büyük isimlerinden RHAPSODY OF FIRE, geride bıraktığımız 25+ metalcilik yılım içerisinde hiç ilgimi çeken bir grup olmadı ve 20-21 yıl boyunca grubun mikrofonunu sahiplenen Fabio Leone hakkındaki bilgim, merhum usta Christopher Lee ile yaptıkları enfes düetteki performansından ibaret olarak kaldı senelerce. Mahir bir vokalist olduğu aşikar, fakat ona bu kadar çabuk alışıp benimseyebileceğimi hayal etmezdim. Süper gaz açılış parçası Ride into the Storm‘un koro destekli, senfonik nakaratı 2. defa girdiğinde kendimi çoktan Leone’ye eşlik etmeye başlamış, There is a way I knooow diye bağırırken buldum kendimi.

Angra’nın Cycles of Pain‘deki başarısı da bu bence. Senelerce Aquiles Priester gibi bir hız ve keskinlik ustasıyla çalışmanın getirdiği alışkanlıkla, 1990 doğumlu davulcu Bruno Valverde’nin epey hızlı davullarının üzerinde yükselen müzik, tanıdık pratikler ve döngüler üzerinden kısa sürede dinleyiciyi yakalayabiliyor. Araya yedirdikleri progresif metal numaralarıysa tekdüzelikten, power metalin kısır döngüsünden kurtarıyor parçaları. Her zaman harika gitaristlere sahip olduklarından (MEGADETH‘e gitarist vermiş gruptan bahsediyoruz sonuçta) yine türlü akrobatik manevralar, enfes armoniler ve sololar ile gitar tarafında çok tatminkarken Temple of Shadows da dahil olmak üzere geçmişte birçok albümde birlikte çalıştıkları prodüktör Dennis Ward’ın cilalı, parlak kaydı da tertemiz bir dinleti sunuyor. Yaşam, ölüm ve yeni başlangıçlar üzerinden şekillenen sözlerin evrenselliği ve zamansızlığı da çok yardımcı elbette. Leone yeri geliyor kirli bir vokalle daha heavy tınlarken yeri geliyor opera bile yapıyor (Tears of Blood). AVANTASIA, EPICA gibi grupların koro taraflarına, özellikle konserlerde destek veren Amanda Somerville ile yaptıkları düet çok etkileyici.

Zaten Cycles of Pain, bir konuk müzisyen cenneti gibi. Vokal, piyano, orkestrasyon, perküsyon derken albümde 20’nin üzerinde konuk müzisyen çalışmış. Eldeki malzeme zaten grandiyöz bir sunuma çok hazır ve Angra da elinden geleni ardına koymayıp her şeyi 11. seviyeye çıkarmış. Albümün son bölümünde bir ağırlık çöküyor, bir yorgunluk geliyor ama bu müziğin kaderi de bu bence biraz. Epey zengin bir açık büfe gibi, pek çoklarının yiyebileceğinden daha fazlasını sunuyor Angra da. Bir de bu saatten sonra power/prog balladlarına karnım tokmuş benim, onu anladım. İsim parçası, bir ballad olmamak için elinden geleni yapıp zeki dönüşlerde bulunsa da bir-iki turdan sonra atladığım şarkılardan biri haline geldi. Generation Warriors gibi dümdüz ilerleyen dık-tak dıgı-tak power metal bestelerini de ekleyince şöyle bir 10-15 dakika kırpma isteğinden kurtulamıyorum. 59 dakika hakikaten biraz zorluyor insanı.

Angra’nın ve daha da genişten alıp komple bu müziğin demode kaldığını iddia edenlere söyleyecek çok bir şeyim yok ama bence Cycles of Pain, 2023’te hala bu müziği dinlemek isteyenler için bulunabilecek en iyi seçeneklerden biri. Pürüzleri, artık çok eskimiş hissettiren kısımları var elbette ama prodüksiyonuyla, enstrüman performanslarıyla ve en çok da büyüklük, epiklik hissiyle Angra’nın neden bu kadar saygı duyulan bir isim olduğunu tekrar anlamamı sağladı. Hem eski hayranları hem de ilk defa dinleyecekleri tatmin edecektir.

85/100

Okur puanı:

Ortalama puan 5 / 5. 1

Siteye destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp Patreona göz atabilirsiniz👇
Become a patron at Patreon!

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.