BRUTAL ASSAULT 2022: İnadına Brutal!

Merhaba.

Metalperver takipçileri, Brutal Assault festivalinin gediklisi olduğumu biliyorlar. 2018 ve 2019 yıllarında iki defa katıldığım (detaylı raporları cümlenin başında maviş maviş parlayan bağlantıda mevcut) bu festival, hayatımda en çok keyif aldığım ve kendimi evimde hissettiğim ortamlardan birini sunuyor ve yapıldığı coğrafyadan yeme-içme olanaklarına, davet edilen gruplardan katılımcı profiline kadar her şeyiyle çok ama çok seviyorum. Pandemi nedeniyle ertelenip duran 25. yıl versiyonu için üç senedir planlar içerisindeydim ve bin türlü badire atlattıktan sonra nihayet 5 günde yaklaşık 150 grubun sahne aldığı, 25. yılında iyice şahlanmış durumdaki festivale bir kez daha katılmayı başardım.

Bu yazıda festivalin ilk günü hakkında yaşadıklarımı anlatacağım. Beş günlük festivalin her gününü ayrı ayrı değerlendirmeyi planlıyorum ama başlamadan önce size biraz herkeslerin kıskandığı canım Türkiye’min geldiği son noktadan bahsetmek istiyorum. Direkt festival muhabbetine geçmek isterseniz birkaç paragraf atlayıp yolunuza devam edebilirsiniz.

Öncelikle ekonomi: Kasım – 2018’de kaleme aldığım şu rehber yazısını güncellemeyelim bir ara, zira maliyet neredeyse dört katına çıkmış durumda. Tüm dünyadaki ekonomik dalgalanma, Türkiye’de daha da beter vaziyette. İşin içine iyi niyet / kötü niyet, fırsatçılık, tekelleşme vs. gibi kavramlar dahil oluyor bizde. Yurt dışı çıkış pulu bile 150 TL olmuş en basitinden. Ortalama bir biranın fiyatı, Ankara – İstanbul gibi büyük şehirlerdeki en köhne bar fiyatlara denk olsa da (60 czk / yaklaşık 44-45 TL civarı) hem festival içerisinde hem de oraya varana kadar yapılan harcamanın boyutu epey artmış. Festivale gitmeyi düşünenlere uçak bileti alımlarını, otel / kiralık araç rezervasyonlarını, festival biletini vb. giderleri mümkün olabilecek en erken vakitte tamamlamalarını salık veriyorum; her ay başka bir kalemi halledip peyderpey ödeyerek, aylarca planlayarak anca yettirebildiğimi de açıkça söyleyeyim.

Bir de şimdi burada ağzımı tutamayıp tutuklanmak istemediğim için çok uzatmayacağım ama, vize krizi diye bir şey var maalesef. İki yıl üst üste Brutal Assault için ziyaret ettiğim Çek Cumhuriyeti’ne 3. defa başvururken kafam çok rahattı. “Seyahat amacı için sunulan belgeler bize inandırıcı gelmedi,” gibi bomboş bir gerekçeyle (satın alınmış uçak ve festival biletleri, otel rezervasyonları vs. tüm belgeler tamamken) hem planlar hem de ekonomim altüst oldu. Red halinde ücret iadesi olmadığı için 100€ da ardımda patlamış oldu.

İtiraz yerine sıfırdan bir daha başvurmaya karar verdim (bir 100€ daha!) ve bu defa da istediğim çok girişli vize yerine tek girişli vize verildi. Saçmalığın boyutunu şöyle izah etmek isterim:

3-8 Ağustos tarihleri arasında Romanya’ya gitmeyi planlıyordum. 8 Ağustos’ta Çek Cumhuriyeti’ne geçecektim. Romanya AB üyesi, fakat Schengen’e dahil değil. Özel bir durumları var ve eğer çoklu giriş Schengen’e sahipseniz ekstra Romanya vizesi almak zorunda kalmadan (80€ normalde) ülkeye girebiliyorsunuz. Ben de hem Çek Cumuriyeti’nde daha uzun süre kalacağım için (prosedür bunu gerektiriyor) hem de ülkeye Romanya’dan geçeceğim için başvuruda 3-14 Ağustos arasını kapsayacak çoklu bir vize istedim. İlkinde hiç verilmedi, ikincide 3-14 Ağustos arasını kapsayan, fakat Schengen bölgesine tek sefer girişli bir vize verildi. Madem Romanya ayağını umursamıyordunuz, 8 Ağustos’ta Çek Cumhuriyeti’ne girecekken neden 3 Ağustos’tan başlayan bir vize verdiniz? Uçak biletim Romanya’dan olduğu halde, tek girişli vizeyle Romanya’dan Çek Cumhuriyeti’ne nasıl geçmemi beklediniz? Akıl? Mantık? Yok. Dönem ödevi hazırlar gibi 50 sayfa belge veriyorsunuz ve doğru dürüst incelemiyorlar bile.

İlkinde niye verilmedi, ikincide neden kafalarına göre isteğimden farklı bir vize aldım, tüm bunlar hala birer muamma ama böylece basın görevlisi olarak davet edildiğim halde Romanya’daki Rockstadt Extreme Fést‘e katılamadım. Çok daha fantastik, röportajlar ve türlü gevezelikler barındıran bir festival güncesi çıkaracaktım oradan da ama maalesef olmadı. Romanya Konsolosluğu ise başlı başına ayrı bir yazının konusu olacak kadar saçma şeyler yaşatıp uçuşun olduğu güne vize randevusu verdi; hiç girmiyorum o konulara.

Yani vize konusu iyice garip bir hale gelmiş durumda ve sakın cepte diye düşünmeyin; en azından seçimlere kadar böyle devam edecek belli ki. Interrail Türkiye verilerine göre Türkiye’den yurtdışı vize başvurularında red oranı %21’e kadar ulaşmış. Rockstadt’ta çalan Black Tooth elemanlarının, benimle birlikte Çek Cumhuriyeti’ne başvuran, kendi barına sahip iş adamı arkadaşımın gördüğü muameleler ve şahsen yaşadıklarım, pasaportumun ve ülkemin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anlamamı sağladı.

Neyse, burada konu edip iyice yazıyı dağıtmak istemediğim çeşitli başka badireler sonunda nihayet Prag havalanındaki vize memuru damgayı vurup Çek Cumhuriyeti’ne ayak basmayı başardığımda ne kadar rahatladığımı tahmin edersiniz… Gelelim artık festivale!

Üç yıllık bir birikmenin sonucunda beş güne yayılan festivalin açılışı, görece sakin ve tabiri caizse ısınma turu tadındaydı. Ben de kendimi çok yıpratmadan, biraz da özlediğim o ortamı soluyup dolaşarak, çok sevdiğim birtakım dükkanlara uğrayıp yemekler yiyerek, alışveriş yaparak ve yeni ne var diye ortamı keşfederek başladım Brutal Assault 2022’ye. Arka planda ise sahnede DEVOURMENT vardı ve henüz az seyirci olmasına, açılış gruplarından biri konumunda bulunmalarına rağmen ateşli bir performansla, hızlı bir giriş yapmamızı sağladılar. Birkaç parça izleyip boyun kaslarımı ısıttıktan sonra 16:20’de yan sahnede boy gösterecek Hint topluluk BLOODYWOOD için beklemeye koyuldum. Özellikle böyle uzak ülkelerden Avrupa’ya gelen grupların enerjisi, heyecanı çok başka oluyor ve ne türle ne de grupla çok bir ilgim olmamasına rağmen sahnedeki coşkularını hissedip festival havasına girdim sayelerinde. Kendim video çekmedim ama bilmeyenler için şu çok meşhur parçalarıyla girdiler konsere, onu paylaşayım:

Vokal beşlisi.

Birkaç parça da Hint grupla gülüp eğlendikten sonra günün benim için en önemli olayı olan THY CATAFALQUE konseri için yerimi kaptım. Avangart metalin, Macaristan sahnesinin en önemli birkaç isminden biri ve canlı performansları büyük bir merak konusuydu. Hayal kırıklığı şöyle dursun; beklentimin de üzerine çıkarak harika bir konser verdi Thy Catafalque. Stüdyodayken her şeyden sorumlu Tamás Kátai’ye sahnede iki gitar ve davulun yanı sıra beş ayrı vokal, dönüşümlü olarak eşlik etti. Hem festivalin ölçeği hem de ilk kez Macaristan sınırları dışında konser vermelerinin heyecanı yüzlerinden okunuyordu. Tarihi bir konsere katılmanın yanı sıra çok da iyi vakit geçirdim. Her dönemden, her vokalin ayrı havasıyla şahane parçalar çaldılar. Özellikle Martina – Ivett ikilisinin düet yaptığı Töltés‘in de ayrıca ilgi gördüğünü eklemem lazım… Ah Martina… Öhöm, setlist şu şekildeydi:

Kel keleti szél
Fekete mezők
Móló
Szarvas
Mezolit
Szamojéd Freskó
Töltés
Napút
Trilobita
Jura

Son albümden Szarvas şarkısının videosunu da verelim:

Harika geçen Thy Catafalque sonrası hemen yan sahnede RIVERS OF NIHIL çıkacaktı. Açıkçası grubun özellikle Kuzey Amerika piyasasında bu denli pompalanıp insanların gruba dahi muamelesi çekmesine uyuz olduğum için mesafeliyim ama belki canlıda çok iyilerdir, gibi bir aralık bırakıp kapıyı tümüyle kapamamıştım. İyi ki de öyle yapmışım; beton gibi çalarak beslediğim önyargıları belirli ölçüde kırdılar. Ayrıca gruba BLACK CROWN INITIATE‘ten tanıyıp sevdiğim Andy Thomas eşlik ediyordu ki onu görmek, enfes solo işçiliğini dinlemek de hoş bir detay oldu. Saksafoncu getirmedikleri için bir-iki parçada arkadan verdiler ve çoğunlukla saksafonsuz parçalardan oluşan bir set hazırlamışlar. Buraya kadar gelmişken bence grubun en büyük albenisi olan saksafonu gözardı etmek hata ama olur o kadar diyelim. Where Owls Know My Name, The Silent Life, A Home The Void Which No Sound Escapes gibi tüm hit şarkıları çaldılar.

Hala biraz abartıldıklarını düşünmekle birlikte teknik açıdan kusursuz performansları sayesinde neden bu kadar sevildiklerini daha iyi anladım diyebilirim. Evde sık sık açıp dinlemesem de eğer hep böyle çalacaklarsa her gördüğüm yerde izlerim herhalde. Bilmeyenler için şarkı verelim:

Sevdiğim bir grupla çakışacak da göremeyeceğim diye hayıflandığım Amerikalı rock müzik devi CLUTCH, hayli boş olduğum bir zamana programlanınca dünya gözüyle Clutch gördük demek için vaziyet aldım. İlk gün tenhalığı, grubun tür olarak biraz alakasız kalması derken en önden, rahat rahat Clutch izlemek de varmış kaderde. Ne yazık ki haklarını verecek kadar bilmediğim/ilgilenmediğim için birçok şarkısına eşlik edemedim ama yarım saat kadar Neil Fallon’ın güçlü sesi ve blues ile harmanlanmış kaliteli rock besteleriyle tepindim durdum. Bu arada Fallon’ın kot pantolonunun fermuarı açıktı; şarkı aralarında bağırıldıysa da ancak dört-beş şarkı sonra duydu ve “ha sıçam ya, fotoğrafçılar geri gelin ulan tüm fotoğraflarda dükkan açık çıkmayalım!” gibi cümlelerle şakaya vurup durumu toparladı. Dükkanın açık olduğu dönemden, Noble Savage ve Impetus‘u çekebildim. Impetus‘un 15-20 saniyesinde üzerime biri uçtuğu için yarım kaldı maalesef ama olsun:

Tam setlist ise şu şekildeydi:

Firebirds!
Slaughter Beach
Noble Savage
Impetus
Nosferatu Madre
American Sleep
12 Ounce Epilogue
Rats
Cypress Grove
The Mob Goes Wild
Red Alert (Boss Metal Zone)
Lord of This World (Black Sabbath cover)
The Face

İlk günün büyük isimleri arasında VOLA ve VIO-LENCE vardı ve iki grup da ilgimi çekmediği için (Vio-Lence’e bir-iki şarkı baktım tabii) ufak sahnelerden birinde çalacak SPIRITWORLD‘e kanalize oldum. Death Western gibi saçma sapan bir etiketle müziğini tanımlayan, 2020’de çıkardığı ilk albümü Pagan Rhythms sonrası kapağı hızlıca Century Media‘ya atan grubu merak ediyordum.

Country, punk, death ve thrash metalin karışımı müzikleri hayli eğlenceli olsa da canlıda Stu Folsom’un vokali fazlasıyla zayıf kalıyormuş. Kah SLAYER‘dan, kah SEPULTURA‘dan ilham alan cayır cayır rifler akarken çatallanıp detone olan ergen atarı tadında bir vokal, bir süre sonra gruba duyduğum heyecanı söndürdü ne yazık ki. Yine de kostümleri, çok jenerik olsa da her zaman çalışacağı garanti gitarlarıyla keyifli bir grup Spiritworld; daha önce duymadıysanız Pagan Rhythms‘e bir bakın derim.

Bu küçük hayal kırıklığı sonrasındaysa akşamın ağır topu AT THE GATES için yeniden Vio-Lence’in çaldığı sahneye dönüp iyi bir yer kapmak için sağı solu kesmeye başladım. Brutal Assault’ın en sevdiğim özelliklerinden biri, diğer birçok büyük festivalin aksine, istediğiniz grubu en önden izlemek için harcamanız gereken çabanın minimum olması. Hem çoğunlukla başaltı isimlere yönelmeleri, hem aynı anda en az üç-dört konserin olması, alanda 7/24 çeşit çeşit etkinlik derken insanlar oradan oraya dağılıyorlar ve bir grubu gerçekten izlemek isteyen esas kitle kalıyor sahne önünde. Ben de Vio-Lence dağılır dağılmaz bariyerin önüne geçip bundan 4 yıl önce aynı noktadan izlediğim İsveçli devi bir kez daha en önden izleyecek olmanın heyecanıyla, yan tarafta çalan AVATAR’ın eğlenceli melodileriyle grubu beklemeye koyuldum.

Aslında AVATAR‘ı izlemek istiyordum ama bu tip festivallerde çakışmalar mutlaka oluyor ve tercih yapmak, elemek zorunda kalabiliyorsunuz. Çoğunlukla dev ekrandan ve sahneyi kısıtlı bir açıdan görerek takip ettiğim kadarıyla bile Avatar’ın ne kadar eğlendirdiğine yeterince şahit oldum diyebilirim. Vokalist Johannes Eckerström tam bir şov insanı ve seyirciyi avuçlarının arasına aldı ilk andan itibaren. Bizim ekipten sevgili dostum Selim’in çektiği bir videoyu da bırakayım şöyle:

Saatler 23:00’ı gösterdiğindeyse Jägermeister sahnesinden cızırtılı, bozuk sesler yükselmeye başladı. Bir yandan binlerce ATG manyağıyla “We are blind to the worlds within us…waiting to be born!” diye haykırırken bir yandan da “acaba komple Slaughter of the Soul mu çalacaklar?” şeklindeki şüphelerim de doğrulanmış oldu. Yakın zamanda, penisine hakim olamadığı için gruptan şutlanan Jonas Stålhammar’ın yerine hızlıca bir gitarist bulmaları gerekiyordu; yeni parçaları öğretme zorunluluğu, zaman darlığı vs. derken Slaughter of the Soul zaten mantıklı seçenekti ve ne yalan söyleyeyim, çok da işime geldi.

Stålhammar’ın yerine kim gelecek derken THE HALO EFFECT‘te Jesper’in yerine tura dahil olan, yakın tarihte İstanbul’da izlediğim Patrik Jensen’i görmeyi beklemiyordum. Joker kartı gibi adam valla. Yakınlarda WITCHERY ile albüm çıkardı ama onu pazarlamaya vakti yok milletle turlamaktan.

Neyse, Tompa’nın gaza getiren birkaç kısa konuşması haricinde paldır küldür yardıran bir At the Gates’ten baştan sona Slaughter of the Soul dinlemek enfes bir tecrübeydi. Grup kapanışta bir de The Night Eternal patlatıp veda ederken yüzlerde tebessüm, zihinlerde İsveç melodik death metalinin en ikonik melodileri vardı.

Saatler gece yarısını geçerken ufak sahnelerden birinde doom/death metalin ve funeral doom metalin kurucu gruplarından EVOKEN sahne alıyordu ama hem yol yorgunluğu hem de sonraki günlerin çok daha yoğun ve yorucu geçeceğinin bilinciyle abartmayıp otele dönmeye karar verdik. Antithesis of Light‘ı canlı dinlemeyi isterdim ama ne yazık ki uzun vadeli düşünüp bünyeyi yormamak gerekiyor bazen. Zaten ilerleyen günlerde Covid ile imtihanımızdan da bahsedeceğim.

Böylece Brutal Assault 2022’in ilk günü sona ermiş oldu. Festivalin 2. gününde bizi bekleyen isimler arasında kimler yoktu ki: HEATHEN, LORNA SHORE, IGORRR, SCHIZOPHRENIA, MISERY INDEX, SIGH, DARK FUNERAL, AMENRA ve daha niceleri… Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

2009’dan beri gittiği hiçbir festivalin bilekliğini kolundan çıkarmayan bir arkadaş.

Metalperver’e destek olmak isterseniz aşağıdaki düğme üzerinden PATREON’a ulaşabilir, dilediğiniz miktarlarda aylık bağışta bulunabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “BRUTAL ASSAULT 2022: İnadına Brutal!

  • 30 Ağustos 2022 tarihinde, saat 08:49
    Permalink

    ATG – SOTS bastan sona izlemek cok keyifli olsa gerek, zira bastan sona konserde calinip sikmayacak albumlerden biri. Bu tur album yildonumu konserlerinde bazen aradaki filler sarkilari da (ya da filler olmasa da konser sarkisi degil) calmak zorunda olduklari icin bayginlik gecirebiliyor insanlar. Mesela Roots konserinde oyle olmustu. Bu arada Spiritworld onerimi tamamen albumu baz alarak yapmistim, vokal canlida rezaletmis demek, aklimizda olsun 🙂 Serinin diger yazilarini da merakla bekliyorum.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.