Vital Spirit – Still as the Night, Cold as the Wind

Merhaba.

Western hayatı ve Amerika’nın iç bölgelerinin el değmemiş harika doğasından ilham alarak black metali folk ile birleştiren pek çok yeni grup, USBM olarak bildiğimiz Amerikan black metalini farklı bir noktaya taşıyarak piyasayı zenginleştiriyor. PANOPTICON‘un başarısı ortada; GALLOWBRAID (Ashen Eidolon EP efsanedir), NECHOCHWEN, WAYFARER, PAN-AMERIKAN NATIVE FRONT gibi daha yeraltı isimlerin işleri de karşılığını buluyor. Genç müzisyenler, Western estetiğiyle black metali birleştirmek gibi taze bir fikirle yeni şeyler deniyorlar ve şimdilik, bu deneylerin büyük kısmı başarıyla sonuçlanıyor.

Vital Spirit de kalbi rahmetli Ennio Morricone‘nin müziklerini bestelediği filmlerde atan, Vahşi/Eski Batı ruhunu yansıtan bir black metal icra ediyor. 2020’de hayata geçirilen projenin başında, WORMWITCH grubunda da birlikte çalan Israel Langlais ve Kyle Tavares ikilisi yer alıyor. Geçtiğimiz Mayıs ayında yayımlanan Still as the Night, Cold as the Wind, bu yeni grubun henüz ilk albümü ama elemanlar tecrübeli oldukları için müzik de oturaklı ve profesyonel tınlıyor.

Öncelikle Still as the Night, Cold as the Wind‘ın black metal kimliğinin hayli önde olduğunu söylemek lazım. Arada birkaç yumuşak blast-beat ve tremolo rifli bir folk/country albümü gibi düşünmemelisiniz. Hatta olabildiğince çiğ ve saf bir black metal yapmaya çalışıp bahsi geçen isimlerden, kendi diğer gruplarından da sıyırmaya çalışmışlar Vital Spirit’i. Folk tarafındaysa yine benzer biçimde Spaghetti Western sululuğuna kaçmadan, Amerika’nın sömürgeci tarihine odaklanmış güçlü bir konsept ve söz yazımıyla ciddiyetini koruyor. Americana, country, folk pasajlarda dahi bir gerginlik yaratmayı, o kanlı savaşların ve katliamların ölümcül vahşiliğini yansıtmayı başarmışlar. Beni albüme çeken de bu oldu açıkçası; Panopticon kadar yumuşak başlı bir şey yapmış olsalardı o kadar uzun süre dinlemek istemeyebilirdim. Çatır çatır çalıyorlar neyse ki.

Açılış parçası Blood and Smoke, en net ve melodik şarkılardan biri olarak öne çıkıyor. Boğuk, 90’lar prodüksiyonlarını anımsatan vokalin çiğliğiyle birleşen orta tempolu gitarlar anında yakalıyor insanı. Yaklaşık bir dakika sonra giren tremolo ise Vital Spirit’in boş yapmaya gelmediğinin kanıtı benim için. İlk defa 1:46’da duyulan o hafif melankolik melodiyse pastanın üzerindeki krema gibi. Bu yıl dinlediklerim arasında en çok aklımda kalacak parçalardan biri Blood and Smoke.

Dawn of Liberty parçasında, DIMMU BORGIR‘ın efsanevi Blessing Upon the Throne of Tyranny‘sinin break-down davulunun aynısını duymak da benim için hoş bir detay oldu. Belki tesadüftür, belki de Langlais bir saygı duruşunda bulunmak istemiştir ama ne olursa olsun Nicholas Barker’ın hafızama kazınan o bas davul fikrini tekrar duymak çok keyifliydi.

Tozlu çöl atmosferiyle asitli, yakıcı black metal sadırganlığını çok iyi dengelemişler. Kyle Tavares’in vokali, özellikle kayıt ve her kelimeyi yuvarlayan yorumu yüzünden itici bulunabilir veya zor alışılabilir ama Vital Spirit’in çiğ tarafını oluşturan unsur olarak hayati önem arz ediyor. The Long Walk‘un sonu, Bad Hand‘in ikinci yarısı gibi daha folklorik anlardaki düşüşler, bu çiğlik sayesinde anlam kazanıyor. Tabii bir de işin konsept tarafı var. Sadece bir örnek verip meraklısına bırakacağım gerisini ama mesela The Long Walk‘un 1864 yılında Amerikan hükümeti tarafından etnik temizlik amacıyla yerel Navajo halkının zorla, gerçekten yürütülerek kendi topraklarından sürülmesiyle ilişkili olduğunu bilince müziğe bakışınız da değişiyor ister istemez. Kurcalamak lazım biraz.

Ne kadar yukarı çıkarsan düşüş de o kadar hızlı/keskin olur demişler; Vital Spirit de buna benzer bir tecrübe sunuyor. Blast-beat‘i neredeyse hiç kesmeyen, kanın gövdeyi götürdüğü Withering Fire üzerine tamamı bir Western güzellemesi şeklindeki atmosferik Saccharine Sky, çok daha anlamlı tınlıyor mesela. Sadece bu parçada tümüyle folk gitmişler ve bence Morricone yaşasaydı gurur duyardı herhalde. Doğru ilham, doğru uygulama, doğru sıraya yerleştirme… Helal olsun.

Still as the Night, Cold as the Wind işin içine pazarlama unsuru olarak Vahşi Batı katılmış ucuz bir albüm değil; black metal seveni tatmin edecek düzeyde sert ama aynı zamanda dinlediği şeyde biraz folk ögeler, biraz hikaye, biraz atmosfer ve metal dışı ilham arayanların da merakını cezbedecek kadar zengin ve epik bir karaktere sahip. Bence tek eksiği bu epikliği kaldıracak, biraz daha güçlü bir prodüksiyon ve Blood and Smoke‘dakine benzer yapıda, lokomotif bir-iki melodi. Vital Spirit çok iyi başladı, umarım devamında da aynı tutku ve dengeyle devam ederler. İlgiyle takipteyim.

86/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.