Pure Wrath – Hymn to the Woeful Hearts

Merhaba.

İsmiyle camı çerçeveyi indirecek bir kudurukluk beklentisi yaratsa da Pure Wrath’ın melankoli odaklı atmosferik black metal yaptığını söyleyerek başlayalım ki ters köşeye yatanlar olmasın. Endonezya çıkışlı tek kişilik bir proje Pure Wrath ve geçtiğimiz aylarda yayımlanan 3. albümü Hymn to the Woeful Hearts, şimdiden pek çok black metal severin sene sonu listesindeki yerini garantilemiş durumda.

2014’te hayata geçirilen projenin 3. yüklemesinde hayli trajik bir öykü anlatılıyor. Ufak bir araştırma sonucu öğrendiklerimi aktarayım size:

1965 yılının 30 Eylül’ünde Endonezya’da bir darbe teşebbüsü yaşanıyor. 6 general öldürülüyor ve hükümet devrilmeye çalışılıyor. Amaç ülke içerisinde giderek artan ABD müdahalesine son vermek ve kapitalizme karşı durmak. Sol cenahın bu teşebbüsü başarıya ulaşamayınca anti-komünist kanat elindeki (ve eline verilen diyelim) tüm gücü kullanarak büyük bir tasfiye ile neredeyse kendi halkının soyunu kırmaya yönelik bir katliam başlatıyor. 1965 – 1966 arasında yaşanan bu olaylarda kaç kişinin öldüğüne dair bugün bile kesin bir bilgi yok; ancak zaman içerisinde yapılan farklı araştırmalar üzerinden en az 500.000 Endonezya vatandaşının -ateistler, solcular, komünizm sempatizanları, farklı etnik gruplar- katledildiği konusunda birçok araştırmacı hemfikir. Amerika Birleşik Devletleri, nüfus bakımından güçlü ve Vietnam ile dip dibe bir ülkede komünizm istemeyince ortaya maalesef böyle korkunç bir tablo çıkmış.

İşte Hymn to the Woeful Hearts da bu dönemde hayatta kalmaya çalışan bir kadının, bir annenin hikayesini anlatıyor. Bağımsız dizelerden ziyade bir hikayenin parçaları şeklinde ilerliyor sözler ve kurcaladıkça işkence, ölüm ve baskı altında hakkını vererek tutulamayan bir yas yoksunluğundan oluşan kapkara bir duman, her nefeste daha da beter yakıyor insanın ciğerini. Kültürünü, tarihini bu denli saf bir biçimde açıp dünyaya sunabilen işlere büyük saygım var; hikaye anlatıcılığı gerçekten çok kıymetli ve bizde giderek değerini yitiren bir iş ne yazık ki. Bu düzen yıkılsın demekle olmuyor bazı şeyler…

Müzik tarafındaysa akıllara MARRASMIELI, WINTERFYLLETH, SAOR, DRUDKH gibi atmosferi yoğun ama aynı ölçüde de dinamik olabilen black metal gruplarını getiren türden zengin bestelere sahip Hymn to the Woufeul Hearts. Uzun beste ve atmosferik black metal ikilisini yan yana görünce tembelce yazılmış bayık pasajlar hayal ederek ürperen biri olarak -onlarca defa dinlememe rağmen- 6 parçanın tamamını büyük bir keyifl… Tematik olarak anlamlı ama bir noktada hikayeden sıyrılmaya başladığınız, tekrarlı dinleme süreçlerinde hızlıca bayabilen enstrümantal kapanış parçasını ayrı tutayım hadi; 5 parça olsun. Keyifle dinliyorum diyecektim, lafım bölündü kendim tarafından. Evet, tarafından.

Dice Midyanti’nin yaylı, piyano ve senfonik düzenlemelerdeki katkısını yadsımamakla birlikte esas eser sahibi Januaryo Hardy’i övmeli biraz. Elemanın agresif black metal ile melankolik kısımlar arasında kurduğu dengeye hayranlık duymamak elde değil. Her parça neredeyse %50 – %50 dağılım gösteriyor ve asla arkasında bir matematik olduğunu hissettirmiyor. Albümün ortasında yer alan ve ana rif öbeğiyle hayran bırakan Footprints of the Lost Child, hem Hardy’nin beste yeteneğini hem de albümün zirvesini görmek adına öne çıkıyor mesela. 2:22 gibi bir süre kadar tekrar eden riften sonra bir anda klavyenin, orta temponun hükümdarlığındaki melankolik bir krallığın sınırlarından içeri giriyor Hardy ve temiz vokali de devreye sokarak dinamizm fitilini ateşleyiveriyor. Tam 5:00’daysa klasik gitar, yaylı ve piyano eşliğinde melankoli de, müzikal zenginlik de tavana çıkıyor. Bu geçişlere paralel olarak sözlerde de zaman zaman daha umutlu ve elbet bu devran dönecek, havası yakalanıyor ki daha bir anlam kazanıp yerine oturuyor pasajlar.

Vokalin toyluğu, buna bağlı olarak öfke tarafının benim zevkime göre biraz düşük kalması ve kapanış parçasının ayrıksı durması dışında Hymn to the Woeful Hearts‘ta eleştirecek bir şey bulamıyorum pek. Dinlediğim en özgün müziği yapmıyor kesinlikle ama arkasında samimi bir motivasyon barındıran diğer pek çok isim gibi atmosferik black metalin hakkını rahatlıkla verebiliyor Pure Wrath. 2020’de çıkan The Forlorn Soldier EP’sinin devamı olarak çıkan bu albüm, benim de 2022 listemi zorluyor fazlasıyla; zira hem kaliteli atmosferik black metal dinleyeyim hem de tarih öğreneyim, biraz üzülüp biraz da sinirleneyim diyorsanız Hymn to the Woeful Heart, tüm bunları 44 dakikalık enfes bir pakette sunuyor.

88/100


Metalperver’de olan bitenden memnunsanız aşağıdaki düğme üzerinden PATREON’a göz atıp destek olabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.