Desolate Shrine – Fires of the Dying World

Merhaba.

2010’da kurulan ve bugün konuşacağımız Fires of the Dying World ile birlikte toplamda beş albüm çıkaran Finlandiyalı death metal üçlüsü Desolate Shrine, aslında pek bilinen ve kritiği okunma vadeden bir isim değil ama grubun kendine has bir havası olduğu için konuşmaya değer buluyorum. Birçok death metal grubu black metalden esintilerle müziğini daha karanlık kılar, bazıları uyumsuzluk –dissonant– kuyusundan kovayla su çeker, kimisi de sis makinesinden yoğun bir doom metal basıp milleti boğmaya çalışırken Desolate Shrine bunların hiçbirini özellikle yapıyormuş gibi görünmeden yaparak doğal bir atmosfer yaratmayı başarıyor.

Lauri Laaksonen (LL) önderliğinde (vokal dışında tüm enstrümanlardan tek kişi sorumlu) ezoterik bir death metal anlayışı hakim ve IMMOLATION vari bir ritimcilik ısrarı / istikrarı sayesinde eklenen yan unsurlar kulağına batmıyor insanın. Ben nedense bunu değerli ve ilginç buluyorum biraz. Özellikle The Sanctum of Human Darkness (2012) albümü, sonradan ayyuka çıkan bu karanlık, kaotik, ızdırabı bol death metal adına erken kazanılmış hayli organik bir zaferdi ama Desolate Shrine, belki Kuzey Amerikalı olmadığı için, geri planda kaldı biraz. Bence bir TEMPLE OF VOID‘den veya 20 Buck Spin‘in kürekle üzerimize attığı pek çok isimden geri kalır bir yanı yok grubun.

Yekten övgülerle girdim ama Desolate Shrine, aslında şimdiye kadar hiç olmadığı kadar direkt hissettiren şarkılardan oluşan bir albüm yazmış. Gerçi bunda daha steril ve parlak prodüksiyonun da payı var galiba, çünkü geçmişe nazaran çok daha temiz duyuluyor grup. Fires of the Dying World, rif üzerine rif şeklinde ilerlerken iki vokale sahip olmanın verdiği güçle yine zaman zaman daha karanlık dehlizlere girmeyi, arkaya akrobatik davullar yerleştirip kaos canavarına çiğ et atmayı ihmal etmemiş. Eskisi kadar yoğun kullanılmamışlar ama parçaların doğal akışı içerisine yerleştikleri için de hadi şimdi de şöyle yapalım, gibi bir teknik ruhsuzluk hissettirmiyorlar. Hal böyle olunca da 10 dakikalık The Silent God da dahil olmak üzere her şarkı akışkan bir yapı içerisinde yağ gibi kayıyor yine.

Cast to Walk the Star of Sorrow ve My Undivided Blood gibi parçalarda doom temposunda, yoğun bir sis altında güç bela ilerlenen ne idüğü belirsiz (sonrasında hafızada bıraktıkları anlamında söylüyorum) anlar olmasına karşın bu parçalar da dahil olmak üzere toplamda death metalin saldırgan ve enerjik yapısını koruyor besteler. Cast to Walk the Star of Sorrow‘un 4:34’ünde olduğu gibi atmosferik bir pasajın arkasına 90’lardan fırlamış basit bir orta tempo chugga chugga‘sı veya The Furnace of Hope‘un Immolation diye bağıran yüksek hızlı girişi gibi bölümler sayesinde akılda kalıcı anlar da yaratmayı başarmışlar. Ne var ki bütüne hizmet anlayışı daha hakim ve şöyle iki-üç dakika boyunca yardırdıkları, insanın beynine kazınacak bir death metal taarruzu bulmak zor. Aralarda mutlaka bir vites değişimiyle atmosferik bir pasaj sokmuş LL. Echoes in the Halls of Vanity bir istisna sayılabilir belki ama genele bakınca konsantrasyonu korumak için hızlı geçilen kısa patlamalara tutunmak zorunda kalıyor insan. Uzun vadede akılda kalıcılığını yitirmesi muhtemel bu yüzden de. Eğer gerçekten insanı yerden yere vurabilen, ezip geçebilen boğucu bölümler yazamıyor, veya onların birleşiminden monolit bir atmosfer kuramıyorsanız düşük tempolu ağır kısımlar büyük oranda unutulmaya mahkum oluyorlar zaten.

Finlandiya ve death metal denilince aklınıza gelen bu değil büyük olasılıkla ama Desolate Shrine’ın donuk, melodiden veya sesten ve ışıktan azade cehennem tasvirleri hoşuma gidiyor benim. İlk albümlerinde vadettikleri kadar ezici ve ürkütücü bir şeye dönüşemediler belki ama karanlık, kasvetli bir death metal arayanlar için istikrarlı bir biçimde kaliteli albümler üretiyorlar. LL’nin agresif davulculuğu bile birkaç tur çevirmeye yeter zaten albümlerini. Desolate Shrine müziğini ilk kez dinleyecekseniz Fires of the Dying World iyi bir başlangıç noktası olabilir; eğer bu kadarıyla bile gruba tav olursanız geçmişe gittikçe daha da sevmeniz kuvvetle muhtemel.

80/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.