Klasik Bir Cumartesi: Artillery – By Inheritance

Merhaba.

Metal, insan doğasının da bir uzantısı olarak her zaman daha fazlasını arıyor. Daha hızlı, vahşi, daha zorlayıcı, daha progresif, daha ekstrem, daha karanlık, daha cart, daha curt… Bazen tüm bunlardan sıkılıyorum. İyi bir şarkı dinleme arzusu, müzikal olarak beni tatmin edip 20 yılı aşkın süredir metal ile yatıp kalkan kulaklarımı doyuracak eklektik bir şeyler duyma ihtiyacımın önüne geçiyor. Bazen tek ihtiyacım güçlü ritimler üzerinde akıcı, eşlik edebileceğim bir vokal aslında ve özellikle de söz konusu thrash olduğunda, vokalin önemi çok daha artıyor.

Elbette thrash metalin temelde gitar müziği olduğu gerçeğini yadsımıyorum. Her şeyden önce rifle, ritimle, melodiyle ve cengaver sololarla ilerleyen bir müzik bu şüphesiz. Yalnız şöyle bir literatür taraması yapınca büyük thrash gruplarının neredeyse tümünde vokalin ne kadar ön planda olduğunu görüp tetikleniyor düşüncelerim. Thrash söylemi zaten en atipik versiyonunda bile bir miktar karşıtlık, politiklik ve bir şeylerden duyduğu rahatsızlığı dile getirme duruşu içerdiğinden güçlü bir vokale gereksinim duyuyor. Vokalin bağırmanın ötesine geçip şarkı söyleyebildiği noktalarda ise -tabii müzik de onun kadar güçlüyse- daha önce kimsenin ulaşamadığı yeni şahikalara ulaşılıyor.

Danimarkalı thrash devi Artillery’nin 1990 çıkışlı 3. albümü By Inheritance da o şahikalardan bir tanesi.

Bazı eski albümleri dinlerken gitarların nasıl bu kadar devasa, nasıl bu kadar berrak ve güçlü tınladığına şaşırmadan edemiyorum. Özellikle internetin içine doğan nesil için milenyum öncesi taşlı sopalı karanlık çağ gibi ve ben bile dönüp bakınca 90’lardaki o teknolojik anlamda her şeyden birazcık var ama hiçbir şey tam değil ortamında nasıl yaşadığımıza şaşırırken o yıllarda çıkan bazı albümlerdeki bu akıl almaz prodüksiyona ağzım açık kalıyor. En bariz örnekler PANTERA ve Dime’ın gitarları, METALLICA‘nın prodüksiyon açısından zamansız kabul edilebilecek Metallica albümü vb. işler herhalde ama benim için bu ikilinin hemen arkasından Stützer kardeşlerin yağ gibi, olimpik kayakçı gibi, ne bileyim Amazon’un bulanık sularına hükmeden bir anakonda gibi kayan, akan gitarları geliyor. Henüz hiç dinlemediyseniz 07:00 From Tashkent‘in ilk notalarını duyar duymaz bunun standart bir retro thrash albümü olmadığını anlayacaksınız zaten ama By Inheritance 47 dakika 38 saniyesinin her anında Stützer kardeşlerin muazzam gitarlarıyla bezeli, “LAN NASIL BU KADAR İYİ DUYULUYOR HER ŞEY BÜYÜCÜ MÜSÜNÜZ OLM SİZ!?!” diye bazen hoparlörlere doğru bağırmama neden olan (bunu yaşadım gerçekten) kusursuz prodüksiyonuyla gerçek bir thrash klasiği. Kayıt övmeyi bitirmeden evvel yapımcı koltuğunda Metallica’dan, BLIND GUARDIAN‘dan ve daha nicelerinden tanıdığımız Flemming Rasmussen’in oturduğu notunu da düşeyim de taşlar yerine otursun zihinlerde.

Rif, melodi, solo övmeye başladık mı duramayacağım ben -çünkü Stützer’ler de durmamışlar- ama yazının başına dönmek gerekirse By Inheritance‘ı bu kadar özel kılan ve en az gitarlar ve vahşi ve temiz (Kanal D’de yayımlanacak bir Latin Amerika dizisi ismi gibi oldu) kayıt kadar önemli olan bir diğer unsurun 60 yaşına merdiven dayayan vokalist Flemming Rönsdorf’un harika vokal performansı olduğunu düşünmüşümdür hep. İlk iki albümünde Bay Area ekolünü benimseyip By Inheritance ile doğu melodilerini, sıcak ve gizemli tınıları müziğe entegre ederek hem kendi sesini bulan hem de thrash metalin en özgün, en değerli eserlerinden birine imza atan Artillery’nin bu egzotik müziğine cuk oturan Flemming Rönsdorf, 80’ler power metal gruplarınınkine benzer bir tizlikteki vokaliyle thrash denilince akla gelen hırıltılı, kirli vokal tekniğini çöpe atan enfes bir performans çıkarıyor. Don’t Believe gibi yarım ballad vari parçalarda bile sesine tam dozuna bir pütürlülük ekleyip yine bildiği yerden, ince ve tiz okumaya devam ediyor şarkıyı. KING DIAMOND kadar belirgin ve müziğin önüne geçen bir vokal değil belki ama özellikle thrash metali düşününce en az onunki kadar kendine has ve etkin bir vokali var Rönsdorf’un.

Tabii dünyanın en iyi vokali de olsan ne söylediğin de büyük önem taşıyor. Neyse ki Artillery, Sovyetler Birliği ziyareti ve Taşkent konseri sonrasında yaşadıkları süreçten aldığı ilhamla dönemin sosyo-politik ikliminde yaşananlar üzerine akıllıca tespitlerde bulunuyor. Herhalde en sevdiğim 8-10 thrash metal parçasından biri olan Khomaniac, İran İslam Devrimi’ni gerçekleştiren Ayatollah Khomeini üzerinden savaşı, şiddeti, Orta Doğu’da on yıllardır bitmek bilmeyen kaosu eleştiriyor. Benzer şekilde Bombfood, Equal at First, Beneath the Clay (R.I.P.) gibi parçalarda yine savaş, cinayet, toplum derken girmedik konu bırakmıyor Artillery ve thrash metalin hakkını veriyor. Rönsdorf’un Bombfood parçasındaki “Soldier! You’re not worth a damn!” haykırışını kışla yemekhanelerinde yemek duası yerine dinletmeli askere.

Başladığı gibi bitebilseydi herhalde bugün Rust In Peace ile, Master of Puppets ile aynı kategoride değerlendirirdik By Inheritance‘ı ama ne yazık ki Don’t Believe ile birlikte (B yüzü diyelim) o görkeminden bir miktar (çok değil) kaybediyor albüm. Strützer’lerin gitarları hala çok dinamik ama Bombfood ve Don’t Believe gibi akustik pasajlara sahip, dörtlüklerde sakin takılıp nakaratta vites atan iki şarkıyı arka arkaya koyma talihsizliğini bir kenara bıraksak bile, beste kalitesi olarak ilk parçalardaki akıcılığa ulaşamıyorlar pek. Life in Bondage (Dave Mustaine’in Countdown to Extinction parçasında hep buradan ilham aldığını düşünmüşümdür) silkelenip kendine getiriyor dinleyiciyi biraz. Equal at First, NAZARETH yorumu Razamanaz (epey bozuyor albümün havasını) ve Back in the Trash üçlüsü ise ilk dört-beş parçaya nazaran zayıf kalıyor ve toplamda albümün ikinci yarısının ilk yarısının gerisinde kalmasına neden oluyor.

Gelmiş geçmiş en underrated, yani hak ettiği değeri görmeyen thrash metal yapıtı olabilir By Inheritance. Artillery’nin zaten hak ettiği yerde olmadığını biliyoruz ama özellikle bu albüm, pek çok açıdan bir klasik olmasına rağmen ne yazık ki hep 2., hatta 3. plana atıldı uzun yıllar. Artillery Danimarkalı değil de Kuzey Amerikalı olsaydı bugün işler çok farklı olurdu herhalde diyeceğim ama tabii Artillery de By Inheritance‘ın çıkışından sadece bir yıl sonra dağılarak bu dev eserin namının yayılmasına yardımcı olamadı pek. Yine de ne olursa olsun, aradan geçen 31 yıla rağmen By Inheritance ne müzik ne de söylem açısından gram güç kaybetmeden yoluna devam ediyor. Eminim uzun yıllar daha thrash metali yeni keşfedecek, Bay Area gruplarını ve Teutonic thrash’i yuttuktan sonra doymayıp arayışını sürdürecek thrash manyaklarını şaşırtmaya, ağızları açık bıraktırmaya devam edecek.

97/100


Metalperver’e destek olmak isterseniz aşağıdaki düğmeye tıklayıp PATREON sayfama göz atabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.