Klasik Bir Cumartesi: King Diamond – “Them”

Merhaba.

Klasik Bir Cumartesi fikrini bulup bu köşe için seçtiğim ilk albüm Abigail yazısının üzerinden tam dört yıl, altı gün geçmiş. O arada hayatımda bir sürü şey değişti ama belki de en önemlisi Metalperver’i her şeyiyle kendi başıma ilgilendiğim, tam zamanlı bir uğraşıya dönüştürmek oldu. Bunda Klasik Bir Cumartesi köşesinin ve şu an okuduğunuz hariç olmak üzere yazdığım toplam 121 yazının da bir payı vardır mutlaka; bu açıdan bakınca fitili ateşleyen, bana ilham veren isimlerden King Diamond’a saygılarımı -yendien- sunmakta hayli gecikmişim, ne dersiniz?

Fotoğraf: Frank White – 1988

Metal tarihinde 1986-1990 arasında King Diamond’un yaptıklarını tekrar edebilen biri çıkmadı henüz ve bundan sonra da çıkacak mı, açıkçası emin değilim. Bu büyük adamın ilk dört-beş albümü (ilk albüm Fatal Portrait‘in bazı tutuklukları var tabii) de klasik mertebesinde eserler ve senelerdir hangisi daha iyi diye tartışıp duruyoruz metalseverler olarak. Abigail sabit şekilde en tepede görülüyor ama hemen arkasından gelen “Them”, Conspiracy ve The Eye‘ın üçü de o kadar büyük albümler ki insanın başı dönüyor bir yerden sonra. En iyisi kronolojik gitmek, diye düşündüğüm için “Them”‘e öncelik verdim ama hepsi bir gün bu köşedeki haklı yerini alacak mutlaka.

Tabii “Them”i, Conspiracy‘den bağımsız düşünmek kolay değil. Aslında bu iki eser, klasik bir tiyatro oyunu gibi perde perde işlenen, serim-düğüm-çözüm şeklinde formülü çıkarabilecek dev bir korku öyküsünü işliyor. Genç bir kral (King), annesi (Mother) ve kız kardeşi (Missy), akıl hastanesinden taburcu olan büyükannelerini (Grandma) karşılarlarken o günün akşamında büyükannesini odasında ziyaret eden kral, büyükannesinin eve yalnız dönmediğini, bir başka deyiş/yorumlama ile de onun eve dönüşüyle bazı uykuların sona erdiğini fark ediyor…

Sözlerinden ve konseptinden ayrı tüketilemeyecek kadar net bir anlatı kuran King Diamond, teatral performanslarının en görkemlilerinden bazılarını “Them” ile sergiliyor. Zaten bugün King Diamond hayranı olan birçok insan, onu Welcome Home‘un girişindeki “Grandma!” çığlığından tanıyıp seviyor. Kısa, tekinsiz ve davetsiz misafirlerin varlığının ipuçlarıyla başlayan Out from the Aslyum sonrasında büyükanneyi karşılıyor King ve büyükanne onlardan bahsettikçe bu büyük konağın içerisindeki hiçbir ruhun güvende olmadığı ortaya çıkmaya başlıyor. Bir fincan çaydan ne zarar gelebilir ki diye düşünüyorsanız tekrar düşünün; Amon’u yok etmek neredeyse imkansız ve Kral da çok yakında, büyük acılar çekerek bu gerçeği fark edecek!

Kim Bendex Peterson, bir kesimin “o nasıl vokal,” diye uzak durup yüzeysel tanıdığı, ancak çoğunluğun yere göğe sığdıramadığı metal tanrılığı apoletini MERCYFUL FATE ile çoktan takmış omuzlarına zaten; Abigail ve ardından da “Them” ile işi şova dökme kısmına geçiyor. Söz, konsept, görsel tasarım, imaj ve eşi benzeri olmayan (gerçekten, yok) bir vokal performansının dışında şarkı yazımına da doğrudan etki ediyor ve tıpkı Mary Shelley’in Victor’u gibi, King Diamond canavarını sıfırdan tasarlayıp ona can veriyor. Dünyada kaç kişi “Büyükanneee!” diye çığlık atarken bunu havalı gösterebilir zaten, emin değilim.

LaRocque-Blakk ikilisinin riflerinin Kral’ı Kral yaptığını da unutmamalı elbette. Özellikle Andy LaRocque, sıklıkla gözardı edilen bir gitar dehası ve Welcome HomeThe Invisible Guests ikilisinde yaptıkları, “Them” albümünü de Abigail ile (Mansion in Darkness – Family Ghost ikilisini düşünün) birlikte King Diamond diskografisinin en iyi açılan eserine dönüştürüyor. Sonradan MOTÖRHEAD‘e geçip senelerce gürültü elçiliği yapacak Mikkey Dee ise bu teatral şova ihtiyacı olan tempoyu ve ritmi sağlıyor. Müziğin akıcı, incelikli ve nüanslı yapısına Mikkey Dee’nin yüksek tuşeli vuruşları cuk oturuyor doğrusu…

nasıl eskisin ki zaten şu gitarlar davullar?

…Müzik bir yana, şu an bireysel anlamda sahiplendiğimiz pek çok kültürel değer gibi metal de Batı’nın bir icadı ve hem coğrafi bariyerler, hem yereldeki kültür farkı hem de dil bariyeri nedeniyle bu kültürü çocukken, metalin dünyayı ele geçirdiği ve bugün efsane diye andığımız insanların bu statüye ulaştıkları günlerde şöyle doyasıya yaşayamamış olmak beni çok üzüyor. Kıyısından köşesinden de olsa bir şeylere yetiştim tabii ama 80’lerde, metalin bir kültüre dönüştüğü yıllarda orada bir yerlerde olamamak… Eminim hiçbirimiz “King Diamond diye Danimarkalı bir adam varmış; evinde yalnızca mum ışığı kullanıyormuş ve her gece, özel yaptırdığı bir tabutta uyuyormuş… Turdayken bile!” dedikodularını duyup ürpermedik çocukken ve metal dünyası King efsanesiyle tanışır, dergilerde ve yeraltı ortamlarında namı yayılırken orada olamadık. Bugün, bu çağda herkesin ne olduğunu -bence olması gerekenden çok daha fazla- biliyoruz ve artık hiçbir şeyin büyüsü/gizemi yok. Kimliğini gizlemeye çalışan havalı müzisyenlerin yaptıkları hızlıca meme konusu olup karikatürize ediliyor ve kültürel etki bakımından metale yeni King Diamond gelme ihtimali artık çok, çok düşük. Buna tüm kalbimle, çok üzülüyorum. King Diamond o makyajı, gotik havası, ölüm yayan aurasıyla metalin en egzantrik karakterlerinden biriydi on yıllarca ve ben bunun tadını çıkaramadım doğru dürüst.

Öte yandan öyle bir diskografi bıraktı ki ne kadar zaman geçerse geçsin açıp kurcalayıp o muhteşem günleri yeniden yaşamak mümkün. Bundan on yıl kadar önce ölüm döşeğinde bir adamken bugün -eğer şu salgın boku olmasaydı daha da coşkulu bir şekilde- kariyerinin en önemli dönemlerinden birini yaşıyor. Mercyful Fate toplandı; on beş yıl sonra The Institute adında yeni bir King Diamond albümü dinleyeceğiz bir aksilik olmazsa ve kim bilir o silindir şapkasının altında daha ne numaralar saklıyor… Normalde bağıra çağıra metal över, gaz gaz yazardım ama bu defa hem albümden koptum hem de duygusal kum tepeciklerinden aşağı yuvarlıyorum yazıyı ama ne bileyim… Metali, müziği, bu kültürü, hayatı çok özledim ben.

Bu memlekette bize hayat yaşatmamaya kararlı gibi bazıları. Buna izin vermeyelim, olur mu? 2010’da çoklu kalp krizleri geçirip üç yollu bypass ameliyatı geçiren, kalbine giden damarlarının neredeyse tümü değişen bir adam beş sene sonra kalkıp şu hemen yukarıda bağlantısını bulabileceğiniz dev sahnede, o muhteşem performansları gösterebildiyse biz de ondan güç alalım biraz. 15-16 ay boyunca tek kuruş kazanmadan hayatta kalmaya, o esnada da başkalarının sefasını izlemeye zorlanmak hiç kolay değil; fakat bu günler de geçecek. Kral ne Amon’u yenebildi ne de arkasından iş çevirenlerden konağını geri alabilecek ama benim umudum var; biz, kendi Amon’umuzu yeneceğiz elbet!

100/100


Patreon’da hedef: 25/35
Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp bir göz atabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.