Sólstafir – Endless Twilight of Co-Dependent Love
Merhaba.
İzlanda’nın metal şemsiyesi altındaki en popüler ismi belki de Sólstafir. Kariyerine coğrafyaya hakim soğuk, agresif black metal ile başlayıp sağlam albümlerle kemik kitleyi edindikten sonra, olgunluk döneminde yaptığı her albümde biraz daha sivriliklerini törpüleyerek ilerleyen grup. artık tamamen post-metal / post-rock sularında seyretmesine rağmen hala fazlasıyla popüler metal camiasında. Metalciliğin her şeyden önde geldiği bu ortamda deyim yerindeyse davayı satarak hala bu kadar seviliyor olmaları, kalitelerinin de bir göstergesi aynı zamanda.
Ne var ki Endless Twilight of Co-Dependent Love öncesinde grubun 2017 albümünden çok az şey hatırladığımı fark ettim. Bunun sebebi ise 2015 yılında başlayan (yasal anlamda hala devam ediyor bildiğim kadarıyla), Sólstafir’in kurucu davulcusu Guðmundur’un gruptan tatsız bir şekilde şutlanması. Detaylara girmeyeceğim ama bazı terbiyesizlikler yaşanmış ve hatırımda kaldığı kadarı da beni belirli ölçüde gruptan soğutmaya yetmiş olacak ki 2017’de çıkan Berdreyminn‘i neredeyse bütünüyle görmezden gelmişim.
Peki ne oldu da 2020’de yeniden gündemime geldi Sólstafir? Aramızda yabancı yok, açık açık söyleyebilirim: Promo geldi ve ben de zahmetsiz, sakin (görece) ve hızlıca inceleyebileceğim bir albüm arıyordum. Kabaca yeni Sólstafir albümünü dinlemekteki tek motivasyonum bu yani. Biliyorum, çok pozitif ve enerjik başlamadık ama Sólstafir de düzgün birisi olsaymış da beni bu hallere getirmeseymiş. Hiç.
Küfür kafi gidecekmişim gibi başladım ama Sólstafir’in müzik yapma biçimini çok sevdiğimi itiraf etmem gerek. Sanki akıllarında hiçbir iskelet, hiçbir kurgu olmadan, müzik endüstrisinin doğrularını kapıda bırakıp öyle stüdyoya giriyorlar ve doğaçlama takılıyorlar gibi. Dokuz parçayla bir saatin üzerine çıkan yeni albümde de kendilerini yaratıcılığın akışına bırakıp oradan oraya savrulmuşlar gibi görünüyor. Tabii bu da benim rahat, sakin bir inceleme arayışımla çelişki oluşturuyor aslında; Endless Twilight of Co-Dependent Love, tıpkı diğer Sólstafir albümleri gibi, zaman istiyor biraz.
Baskın bir melankoli ve rock hissiyatı dışında aslında parçaları bir arada tutacak, tutkal işlevinde bir unsur yok gerçekten. Örneğin açılış parçası Akkeri, on dakikalık süresiyle göz korkutsa da cazır cuzur gitarlar rock sınırlarının dışına çıkmadığı için gayet akıcı. Ör ise adeta köhne bir barda dertlerini ucuz viski ve sigarayla öldürmeye çalışan birilerinin karanlık düşüncelerine eşlik edecek, temellerinde blues yatan piyano ağırlık bir şarkı olarak girip tremolo gitarlar ve yıpranmış vokallerle daha isyankar yerlere kayıyor. Albümün ortasında iki koca ballad var ve daha da önemlisi bu ikilinin arasında yer alan Dionysus gayet paldır-küldür, grubun ilk zamanlarını anımsatacak cinsten sert ve black metal vokalleriyle, hızlı davullarla süslü. Albümdeki tek İngilizce parça olan ve gayet ticari (klip parçası da aynı zamanda) Her Fall from Grace sonrası böyle bir azmanlık asla beklemezdim ama abes de durmuyor hiç. Albümün ve bilmeyenler için Sólstafir’in alamet-i farikası bu abeslik, kaos yani kısacası. Sólstafir’in ne zaman nereden ilham alacağını kestirmek zor ama farklı türlere kayan besteler hiçbir zaman birbirinden çok uzaklaşmıyor atmosfer açısından. Grubun en büyük başarısı da bu.
Harika gitar tonları, gürül gürül ve rahatça ayrıştırlabilen bir bas ve canlı davullarla kayıt tarafında da pek bir eksiği yok, hatta fazlası var Sólstafir’in. Albümün yüzü olan Her Fall from Grace‘te de kör göze parmak seviyesinde işaret edildiği üzere temamız akıl ve ruh sağlığı; diğer tüm parçaların sözleri İzlandaca olsa da müziğin kendisi de akıl sağlığı bozukluğu temasını kolayca anlamamızı sağlayacak kadar uçuk kaçık olduğundan çok da sorun değil.
Favorim orkestral girip drone türüne göz kırpacak kadar ağırlaşan Rökkür oldu sanırım ama Endless Twilight of Co-Dependent Love genel anlamda da hiç fena bir albüm değil. Açıkçası Sólstafir biraz saçmalasın, deneysel ve özgür takılacağım derken direksiyon hakimiyetini kaybetsin de ben de Guðmundur gardaşıma yapılanlar üzerinden bam-güm girişeyim çok istedim ama ağız tadıyla girişemedim maalesef. Öne çıkan bir parça yok gibi ve melodi bakımından çok zengin değil ama bu tip amaçları yok zaten. Tempo anlamında biraz aksıyor ve en büyük sıkıntısı bu. Bu nedenle de haddinden uzun bir albüme dönüşüyor birkaç dinlemeden sonra. Ha bir de Her Fall from Grace‘teki o “nananana” kısmı ne öyle ya… Neyse, yine de günün sonunda türü ve grubu seviyorsanız gözü kapalı kulak verebilirsiniz Endless Twilight of Co-Dependent Love‘a.
78/100



Bu gruba vokallerinden dolayi bir turlu isinamadim. Spotify’da en cok dinlenilen sarkilari Fjara fena degil fakat vokal girince kapatasim geliyor.