Cannibal Corpse – Red Before Black

Bazı grupların yeni albümleri karşınıza çıktığında ne bekleyeceğinizi biraz fazla biliyor olmak bazı dinleyiciler için güzel bir konfor alanı demek olurken, bazıları için de artık bezginlikler basması anlamına geliyor. Konu CANNIBAL CORPSE olunca (tamam belki bir gıdım da olsa death metal seviyor olma ön koşulu gerekiyor da olabilir) üç aşağı beş yukarı HEPİMİZİN ne bekleyeceğimizi neredeyse rifi rifine bilip (hayır) ona rağmen gayet mutlu mesut bir şekilde o albümü şikayet etmeden dinleyecek olmamız grubun devasalığı hakkında mı bir şeyler anlatıyor, yoksa vahşiliğin uç raddelerine varıp bir şok etkisi yaratma işini neredeyse karikatürize hale getirmiş bu gruba karşı yüzeyin altında bir ciddiye almama mı besliyoruz ben pek karar veremiyorum açıkçası. Ha konserde falan denk gelsem ciddiye almamak ne kelime, ağzım yüzüm yamulana kadar pit’lerde koştururum ama konu o değil.

Tüm bu “şaşırmayacağım” düşüncesiyle yaklaşan dinleyici topluluğuna karşın bile CANNIBAL CORPSE aslında şarkı yazma süreçlerinde ufak tefek yeniliklere gidip arada bir yumruğu tam beklediğimiz yerden değil de işte bir yarım santim falan sapmış bir noktadan indirip nefis albümler patlatabiliyor hala. Kapağına katkısız, yüzde yüz CANNIBAL CORPSE death metali damgası basılsa denetimlerden sorgusuz sualsiz geçecek “Torture” ve “A Skeletal Domain” tam olarak öyle albümlerdi örneğin; özellikle ikincisi öylesine iyi işlenmişti ki Corpsegrinder’ın yıllardır kafamıza kazınan vokalleri, Alex Webster’ın kimi zaman insanlık sınırlarının dışında şöyle bir gezintiye çıkıp gelen basları uzun zamandır o denli çarpıcı olmamıştı.

Maalesef ki “Red Before Black” CANNIBAL CORPSE’un vurup geçtiği albümlerinden biri olmamış. Can verip karanlığa gömülmeden hemen önce sıçrayan kendi kanlarımızı gördüğümüz anı tasvir eden kapağı ve aynı bu durumu daha estetik (evet galiba gerçekten bir CANNIBAL CORPSE albümünde estetikten bahsettim) ve öz şekilde yansıtan bir albüm adıyla “Red Before Black” elbette ki gruptan alışık olduğumuz üzere iddialı ve sonuç odaklı bir şekilde başlıyor Only One Will Die ile. Arada hızı bir kenara bırakıp ne denli teknik olduğunu da göstermeyi eksik etmeyen grubun In the Midst of Ruin gibi şarkılarla neden ve nasıl bu kadar az varyasyonla yıllardır ortada olabildiğini pek fazla söze gerek bırakmadan açıklıyor desek yeridir sanırım. Yani aslında Corpsegrinder epeyce söz de kullanıyor şarkıda tabii ama tam olarak neler dediği konusunda tartışmalar devam ediyor.

Albümün vurup geçici bir albüm olmaması ise bence “Red Before Black”te ”oha şurası ne manyaklık öyle” dedirten kısımların epey seyrekliğinden. Konu CANNIBAL CORPSE olunca zaten 30 yıl bu müziği yaptıktan sonra adamlardan çığır açıcı bir yenilik beklemiyoruz; ama kendilerine biçtikleri bu kostüm içinde ne kadar müthiş şeyler yapabildiklerini de biliyoruz ve bu defa bunların eksikliği biraz fazla göze batıyor.

Sonuç mu? Sonuç falan pek yok ya. Ne diyeyim ki, CANNIBAL CORPSE kötü albüm mü yapmış diyeyim, inanacak mısınız böyle bir şey olduğuna, ya da ben öyle dedim diye bunca yıldır dinlediğiniz grubun yeni albümünü dinlemeyecek misiniz? Ya da inanılmaz bir albüm yapmış abi adamlar bu sefer desem daha önce hiç dinlemediğiniz ve adı YAMYAM CESET olan bir gruba bir şans mı vereceksiniz? Grubun kendi çizgisi içinde zayıf bir albüm ”Red Before Black”, o kadar, onun dışında yine sevdiği dostlarının etini yemek için yanıp tutuşan bir mevta albümü işte. Boynunuzu hazırlayıp oynat tuşuna basıverin.

70/100

Ertuğrul Bircan Çopur

Bilek metal.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir