Be’lakor – Of Breath and Bone

Merhaba.

Be’lakor, özellikle 2009’da yayımlanan Stones’s Reach‘ın yabancı basında (Metal Storm) yarattığı, sonuna kadar da haklı, heyecan dalgasıyla birlikte 2010’ların önemli melodik death metal gruplarından biri oldu. Onlar 2016 yazında, şimdilik son albümleri Vessels‘i çıkardığında ben askerden yeni dönmüş, Metalperver’in tohumlarının atıldığı fikir alışverişlerinde bulunuyordum. Avustralyalı topluluk 2016’dan beri suskun ve Metalperver’de güncele yetişme gayesi nedeniyle fırsat bulup onlara eğilemedim hiç ama bu ayıbı örtmenin vakti gelmiş de geçiyordu artık. O yüzden PATREON‘da Metalperver’in destekçisi olup Of Breath and Bone incelemesi talebiyle sitedeki ilk Be’lakor yazısına ön ayak olan Ruki’ye teşekkürlerimi iletiyorum.

Be’lakor, benim için INSOMNIUM ile OMNIUM GATHERUM‘un arasındaki boşluğu dolduran bir grup yıllardır. Ne Insomnium kadar melankolik ne de Omnium Gatherum kadar atılgan ama ikisinin de güçlü ve zayıf yanlarına sahip. Grup Avustralyalı olmasına karşın gayet Avrupa tabanlı bir melodik death metali, uzun besteleri sayesinde uçucu bir progresif sosuyla servis ediyor ve melankoli-öfke dengesini sağlam kurmayı becerdiği anlarda gerçekten ışıl ışıl parlıyor. Of Breath and Bone, bu anlamda bana göre Be’lakor’un zirvesi değil; tabii bu, kötü bir albümden söz ettiğimiz anlamına da gelmiyor.

Grubu sevmemi sağlayan parça olan Venator‘un (Stone’s Reach‘in açılış şarkısıdır) formülünü koruyarak, tahmin edilebilir ama önlenemez bir noktadan giriyor Abeyance. İlk bir buçuk dakikasının ardından Be’lakor’un artık alamet-i farikasına dönüşmüş melodi kalıplarından biriyle -aynı gitar tekniğiyle çalınan, hafızalara yer eden pek çok melodi var diskografide- hızını alıp Of Breath and Bone‘u yokuş aşağı salıveriyor. Arkasındaki Remnants ise kariyerlerindeki en güçlü bestelerden biri ve albümün yıldızı konumunda. İki gitarın arasında DARK TRANQUILLITY‘dekine benzer bir çalışma prensibi var ve özellikle bu parçada iyice ayyuka çıkıyor; Avrupa blast-beat davulları ve tapping gitarlar haricinde yavaşladığı, klavyenin iyice dramatikleşip piyano seviyesine geldiği ağır kısımlara Mikael Stanne’nin bariton temiz vokalini koysak sırıtmaz hiç. Çok nokta atışı bir yer de vereyim hatta: Dark Tranquillity hayranı herhangi birinin bu şarkının 03:02 – 03:14 civarını dinlemesi, Be’lakor’u sevmesi için yeter de artar bana sorarsanız. Tam yerinde, tam tadında klavye kullanımının yanında tatlı bir folk havası da estiriyor Aussie dostlarımız bu parçada… Uzun lafın kısası Remnants, başta da dediğim gibi, grubun en iyi şarkılarından biri.

Yine ana melodisiyle öne çıkan Fraught itibariyle görüyoruz ki aslında klavyeden sorumlu Steve Merry, Be’lakor müziğinde önemli bir yere sahip. İşin aslı, çok belirgin ve teknik açıdan sabit ilerleyen gitarlar, bestelerde tekrar da bol tutulduğu için bir süre sonra ilk baştaki etkileyiciliğini kaybediyor. Neyse ki bu noktada Steve devreye giriyor ve sonraki dinlemelerde de o melodileri canlı tutabilmek adına katmanlar ekliyor arkaya. Hele ki en kısası zaten altı dakika civarı şarkıların içindeki en uzun olan In Parting, tümüyle Steve Merry’nin şovu şeklinde geçiyor. Dans ediyor klavyenin üzerinde adeta.

Günümüzdeki çoğu albümün aksine, parçalar ilerledikçe giderek güçleniyor Of Breath and Bone. Her biri kendi başına kısa birer albüm tadı veren son üçlü içerisindeki favorim ise kesinlikle son şarkı By Moon and Star. Albüme Abeyance ile başlamak ne kadar kötü bir fikirse By Moon and Star ile bitirmek de o kadar iyi bir fikir. Katmanlı vokaller ile birlikte hali hazırda albüm boyunca gürleyen bas gitarın burada iyice çılgın atması, üstelik de ismine ve pozisyonuna rağmen hiç de öyle ağır, aksak bir beste olmaması çok coşturuyor beni. Tabii temiz gitarlı yavaş geçişler, dramatik sololar barındırıyor ama genel hava olarak hiç de vakit doldu, gidiyoruz bu diyarlardan gibi ağır bir yerde bitmiyor.

Melankoli, öfke ve müzikal dolgunluk parametrelerinde yüksek puanlar toplamasına rağmen Of Breath and Bone‘un zayıf bir karnı var: Stone’s Reach. Demek istediğim bir önceki albüm o kadar iyiydi ki ve onun gazıyla Be’lakor yeraltında öyle gazlandı ki bence elemanlar biraz fazla kafa yordular. Stone’s Reach‘ın organikliği, burada yerini ince bir hesap-kitaba bırakıyor zaman zaman. Bu da teknik açıdan takdire şayanlığı artırsa da ruh bakımından bir basamak geride tutuyor Of Breath and Bone‘u. Bu detaycılık, yırtıcılıktan da yiyor aynı zamanda. Ayrıca bazen çekip sündürülüyor bazı melodiler ve yıpranıyor o cağnım kumaşlar. Süre olarak Stone’s Reach‘tan birkaç dakika kısa aslında (biri 59, biri 56 dakika civarı) ama Of Breath and Bone, açık ara daha uzun sürüyor. Stilistik açıdan çeşitliliğe ihtiyaç duyan bir müziğe sahip Be’lakor ama bu daha çok genel bir eleştiri olarak görülmeli. Bir anda sağlı sollu giriştim gibi oldu ama insan en çok sevdiğine kızarmış; öyle düşünün bu kısımları.

İnceleme burada bir yerlerde bitiyor aslında ama kapanış paragrafı yerine bir müjde vereyim: Haziran itibariyle yeni albümün kaydına girdi Be’lakor. Umuyorum en kısa zamanda gelir de biz de 2021’de şöyle biraz melankolik, biraz progresif, bol melodili ve epik death metale doyarız bir daha. O zamana kadar da elimizin altında dört albümlük mis gibi diskografi var gerçi; hem belki birileri daha talep ederse dört de albüm incelemesi olur yanında, belli mi olur?

87/100


İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

2 thoughts on “Be’lakor – Of Breath and Bone

  • 7 Ekim 2020 tarihinde, saat 14:41
    Permalink

    Gerçekten bu tarz açısından çok kaliteli bir grup Be’lakor. Besteler orjinal, gitar ve klavye uyumu iyi, riffler güzel, uzun ama hiç baymayan şarkılar… Gayet “underrated” bir noktada olduklarını düşünüyorum. Mesela karşılaştırılan Omnium Gatherum’dan kat kat üst seviyede olmasına karşın ünü çok yayılamamış maalesef. Dediğin gibi Stone’s Reach tam bir başyapıt zaten. Bu albüm de bence ona yakın bir muhteviyat içeriyor. Özellikle bana hitap eden şarkılar: Remnants, Fraught, Absit Omen, The Dream and the Waking.

    Yanıtla
    • 7 Ekim 2020 tarihinde, saat 15:12
      Permalink

      1- Elemanlar şöyle boylu boslu, uzun saçlı, “commercially viable” tipler değiller.
      2- Avustralyalılar.

      Daha geniş kitlelere ulaşamamalarının yegane sebepleri bunlar maalesef. Vessels itibariyle Napalm Records’a geçtiler gerçi ama umuyorum yeni albümle birlikte biraz daha iyi pazarlanmaya başlarlar.

      Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.