Kritik

Gatecreeper – Dark Superstition

Merhaba.

İlk albümden önce Relapse Records ile anlaşarak kariyerinin başında önemli bir pazarlama desteği alan Amerikalı Gatecreeper, ilerleyen süreçte Nuclear Blast‘a geçerek tabiri caizse Real Madrid transferiyle kariyerinin zirvesini gördü. 10-11 yıl gibi kısa sayılabilecek bir sürede, hem de sadece iki albüm yayımlayarak (arada EP’ler var tabii) yüz binlerce dinleyiciye ulaşan grubun başarısının arkasında öyle büyük bir sır yok aslında; death metalin farklı dönem ve anlayışlarını yansıtan devasa grup ve albümleri aynalayan, tanıdık ve güçlü bir death metal çalıyorlar.

Değişmez bir gerçek olarak her şeyin sürekli değiştiğini, bu yüzden geçmişe duyulan özlemin de hiçbir zaman yok olamayacağı fikri üzerinden değerlendirirsek, Gatecreeper’ın death metalin o saf, klasik günlerine hasret çeken dinleyicileri kucaklayarak çok güvenli bir konuma yerleştiğini söyleyebiliriz. Hal böyleyken de Gatecreeper ağzıyla kuş tutsa, belirli bir seviyenin üzerine çıkamayacak. Nedir o seviye? Zamanında standartları belirlemiş birbirinden canavar albümler.

Gatecreeper dinlerken kafamda bu tip düşünceler dönüp duruyor, o yüzden de bazen müziğe konsantre olmakta zorlanıyorum. Tümüyle kendimi vererek dinlediğimdeyse hakikaten üzerimdeki tişörtü solduran bir nostalji rüzgarına kapılıp çok sevdiğim efsaneleri hatırlatan enfes bestelerle kendimden geçiyorum. 3. stüdyo albümü Dark Superstition, ENTOMBED, DISMEMBER gibi İsveçli devler ile yatıp kalkan bir grup gencin, HM-2 rifleri -ve biraz daha fazlasıyla- İsveç’e saygı duruşunda bulundukları bir iş. Bu çerçevede kaldığımız ve beklentileri sınırlı tuttuğumuz sürece, Gatecreeper hakikaten etkili bir isim.

Merceği daha da daraltıp tümüyle İsveç’e yöneldilerse de elbette hala fazlasıyla zengin, verimli topraklardalar. Şarkı şarkı kurcaladığımızda Superstitious Vision‘da IN FLAMES vari bir melodik death metal anlayışını, The Black Curtain‘da çok daha kulak/radyo dostu bir rock müzik besteciliğini, albümün en hızlılarından A Chilling Aura‘da Chase Mason’ın Gatecreeper’a yeni kapılar açması muhtemel tiz çığlıklarının önderlik ettiği yeni fikirleri duymak mümkün. Bir yandan etli, kaslı ve ritmik; öte yandan klasik İsveç melodi anlayışının küçük kırıntılarıyla cezbedici bir bestecilik var Dark Superstition‘da. Hassas, iyi bir denge yakalamışlar. Oblivion dinlerken aklına AT THE GATES gelmeyen bizden değildir bu arada, şarkılardan bahsetmişken onu da sıkıştırayım araya. Hatta bence kapanış parçası Tears Fall From the Sky‘ın PARADISE LOST vari bir doom havası var, o notu da düşeyim.

Kurt Ballou’nun enfes prodüksiyonu (o trampetin reverb’ü ne öyle ya, aklımız gitti), Mason’ın harika vokal performansı ve death metal potpurisi şeklindeki akıcı bestelerle Dark Superstition‘a iyi bir albüm deme konusunda herhangi bir çekincem olmadığını söyleyebilirim. Bununla birlikte Gatecreeper’ın gözümdeki değeri hala biraz sallantıda. Bu kadar kör göze parmak hareketlerle, yaratıcı/özgün bir iş ortaya koymadan da benim nezdimde sağlam bir yere oturmaları pek mümkün görünmüyor. Pazarlandığı gibi bu dönemin, bu jenerasyonun en büyük death metal grupları arasında mı, bence tartışılır. Çok uzatıp konuyu dağıtmayayım; İsveç melodik death metalinin büyükleri ve Entombed arasında gidip gelen bir iş için Dark Superstition, senin güçlü işlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Bu taraklarda beziniz varsa vakit kaybetmeden başlayın dinlemeye.

81/100


Yazıyı/albümü değerlendirmek için:

Average rating 4 / 5. 7

Siteye destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp Patreona göz atabilirsiniz👇
Become a patron at Patreon!

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Gatecreeper – Dark Superstition

  • Berkan

    Gatecreeper bayagi sasirtti ama ayni zamanda enfes album. Kurt Ballou produksiyonlarini ayri seviyorum ya boyle pis pis ama cayir cayir.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.