Jungle Rot – A Call to Arms

Merhaba.

Yaklaşık bir buçuk aydır posta kutumda bekleyen yeni Jungle Rot albümü A Call to Arms‘ı konuşacağız bugün. Jungle Rot’un üç ayrı on yıla yayılmış kariyerinin kökleri derinlere iniyor. Anam babam usulü diyebileceğimiz, löp löp et parçacıklarına benzetebileceğimiz death metal albümleri yapıyorlar. Kolay dinleyip çabuk özümsenebilen beste anlayışları onları hep suyun üzerinde tutuyor; fakat aynı şekilde insanı hayrete düşürecek, sene sonu listelerine bağımsız adaylığını koyacak işler çıkarmalarının önüne de engel koyuyor.

Önemli olan hangi motivasyonla müzik yaptıkları ki 11. stüdyo albümünde de üç aşağı beş yukarı ilk günlerindeki müziği yapmaya devam eden grubun bir başyapıt çıkarıp death metalin gidişatına yön vermek, yeni bir vizyon sunmak gibi hedefleri olduğunu sanmıyorum. Dışı kıtır, içi sulu olsun yeter kafasındalar ve lezzetli bir yemek için çoğu zaman bundan fazlasına ihtiyacınız yok. Çıtasını 90’lara koyup o dönemin işlerine yakınsayan, o dönemin standartlarını tutturmayı hedefleyen grubun bu rahat tavrı, death metal ile ilişkinize bağlı olarak sizi de çok rahatlatabileceği gibi içinizi şişirip hadi git kendi ormanında çürüyedur sen kardeşim de dedirtebilir.

İsim parçasıyla açılışı yapıp ilk dakikalarından neyin ne olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor Jungle Rot. Etli bir bas davulunun orta tempolu vuruşları eşliğinde hasmını ezip geçerek yoluna devam edecek ölümcül bir güç sizi silah başına çağırdığında bu emre itaat etmemek olmaz. Gerçi 45. saniye civarında giren basit, geleneksel blast-beat ile zaten siperden iteleyip zorla savaş meydanına gönderiyor Jungle Rot insanı. Canlıda mosh-pit içerisinde can yakması muhtemel, son bölümündeki ride zili dört sayarken yaralıların meydandan toplanıp şarjörlerin doldurulacağı, akabinde yeniden çatışmaya devam edileceği tam bir 90’lar death metal taarruzu A Call to Arms.

İlk şarkıda olan biten, sonraki yarım saatte de aynen devam ediyor. Bazı albümler tekrarlı dinlemeler talep edip neler olup bittiğini anlayabilmek için konsantrasyonu korumanıza ihtiyaç duyarken A Call to Arms, Genocidal Imperium parçasındaki thrash etkileri ve hep bir ağızdan yapılan arka plan haykırışları haricinde tümüyle aynı çizgide ilerleyen bestelere sahip. Mağara adamı death metalini 90’ların hardcore dünyasının oğlum bak kalabalığız, yakarız ardını, tehditkarlığıyla birleştirip bu formülü de orta tempoya yerleşmiş ritmik bestelerle sunuyorlar. Açıkçası ortada böyle net ve keskin bir iş varken süper teknik, hiper progresif, züber atmosferik death metal aramıyorsanız A Call to Arms‘dan keyif almamanız için bir sebep göremiyorum.

Dan Swanö imzalı miks&master tarafında da her şey olması gerektiği gibi. Güçlü, tok davullar kendini hissettiren bas gitarla beraber groovy sıfatının hakkını veren akıcı ritmikliği sağlarken gitarlar da yeterince ayırt edilebilir ve hacimli. Vokal/gitar Dave Matrise’in vokalleri tam merkezde ama gerçekten fazla tekdüze olduğundan ben müziğe odaklanmayı tercih ediyorum. Tabii çok da odaklanmamak lazım, çünkü Vengeance & Bloodlust‘tan itibaren 2. yarıya uzanırken albümün kusurları kendini belli ediyor dikkatli bakanlar için.

Keyif almamak için sebep göremiyorum dedikten üç-dört cümle sonra gömüş diyarına kırdım direksiyonu ama bunun farklı bakış açılarıyla ilgili olduğunu tahmin etmeniz lazım. Jungle Rot’un beste anlayışı, devasa bir süper marketin tek bir reyonundaki tek bir rafla sınırlandırılmış durumda ve son 40 senede o raftaki malzemelerle yapılabilecek her yemek farklı farklı şefler tarafından defalarca pişirildiği için mesele gastronomik patlamalar yaşamaktan ziyade bugün de doyduk çok şükür seviyesine geriliyor ister istemez. Maggot Infested‘in ana rifi, death metale geçen hafta başlamadıysanız gerçekten çok sıkıcı ve 30. yılına giren grup kurulduğunda -3 yaşındaki genç davulcu Spencer Syphers’ın yüksek kondüsyonlu davulculuğuna rağmen Haunting Future gibi parçalar çabuk bayıyor. Neyse ki son bölümde Total Extinction‘da şöyle hakiki bir-iki blast-beat patlatıyor Syphers da kendimize geliyoruz.

Prodüksiyonuyla, ritim akışkanlığıyla, gelenekselin dışına çıkmayan anlayışıyle şöyle düzgün bir 90’lar death metal albümü dinlemek istiyorsanız A Call to Arms‘ı rahatlıkla kurcalayabilirsiniz aslında ama yaşını, motviasyon ve yaratıcılık açısından eksiklerini çok belli eden bir iş bu, o yüzden temkinli yaklaşmakta fayda var. Orjinal kadrosundan geriye sadece 53 yaşında Dave Matrise’in kaldığı Jungle Rot, Matrise’in eli ayağı tuttukça albüm çıkarıp turlamaya, yaz festivallerinde yarım saate sahne alıp can alıcı 7-8 parçayla milleti coşturmaya devam edecektir; bu tip etliye sütlüye karışmayan ortalama albümler de Matrise’in karnını doyurmaya yeter de artar bile. Ben ise daha cazip mutfaklara, daha hoş kokulara doğru ilerleyeceğim müsaadenizle.

70/100


Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp PATREON’a gidebilir,aylık abonelik seçeneklerini kurcalayabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Jungle Rot – A Call to Arms

  • 18 Mayıs 2022 tarihinde, saat 18:05
    Permalink

    Jungle Rot bana Obituary’yi cok animsatiyor bana. Genel olarak Obi daha iyi isler cikariyor tabi ama, ikisi de cok yenilige bulasmadan bildigi yoldan devam edip orta tempo olschool DM’den yuruyen gruplar 🙂 Muthis album degil ama Jungle Rot’tan beklentimi karsiliyor.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.