Destruction – Diabolical

Merhaba.

Almanya’nın thrash metalde ne kadar etkin bir ülke olduğunu biliyoruz. Üstelik tötonik thrash devleri geçmişin görkemli günlerinin ekmeğini yemek yerine hala aynı iştah ve coşkuyla thrash sancağını taşımaya devam ediyorlar. 2020’de SODOM‘un açtığı yaralar hala taze. Bu sene de Almanya thrash metal denilince akla ilk gelen isimlerden KREATOR ve DESTRUCTION albümleriyle sınanacak kulaklarımız. Destruction’ınki geldi bile; Kreator için ise havaların biraz daha ısınmasını beklemek zorundayız.

İtiraf etmeliyim ki bu üçlü içerisinde en az önemsediğim ve araştırdığım isim Destruction oldu. Bugün konuşacağımız Diabolical haricinde diskografilerinde yer alan 14 stüdyo albümünden en fazla 5-6 tanesini dinlemişimdir ve black metal ile dirsek temasındaki ilk günlerinde yaptıkları işler dışındakileri bildiğimi iddia edemem. Grubun sonraki dönemi de genelde ya hedefi on ikiden vuran ya da dağa taşa sallayan albümlerle, istikrarsız ve dengesiz olduğu için içimde sabit Destruction ilgisi, hevesi oluşamadı ne yazık ki.

Son olarak 2019 yılındaki Born to Perish‘te de bir-iki lokomotif, gerisi doldurmasyon bestecilik tadımı kaçırınca Diabolical‘a elim gitmedi başta. Bugüne kadar her Destruction albümünde yer almış kurucu gitarist Mike Sifringer’ın ayrıldığı bilgisi de artık grubun geriye kalan tek orjinal eleman Schmier tarafından zorla, ite kaka ilerletildiği düşüncesini besliyordu. Hazır hava güzelken harhör metalden sıyrılıp daha enerjik şeyler dinleme motivasyonuyla açtığım Diabolical‘ı son iki-üç gündür aralıksız şekilde dinliyorum ve sıfır beklentiyle girdiğim bu maceradan kimi keyifli, kimi tatsız tecrübelerle çıkmış vaziyetteyim.

Klasik bir 80’ler thrash albümü gibi başlıyor Diabolical. İsminin de işaret ettiği gibi karanlık, günahkar havadaki besteler thrash metalin kalıplaşmış fikirleri etrafında dolana dolana akıp giderken Schmier’in vokalleri insanı hayattan soğutmadığında keyifli anlar çıkabiliyor ortaya. Açıkçası ilk duyduğum günden beri Schmier’in vokallerini sevemedim ve aslında bir övgü olması gereken şekilde ilk günden beri aynı vokali yapmaya devam eden Schmier’ın istikrarlı performansı bana pek yardımcı olmuyor. Sert, kirli vokalleri bence de hiç fena değil ama tizlere çıkmaya çalıştığı, orta tempoda biraz daha şarkı söylemeyi denediği anlarda korkunç bir şeye dönüşüyor. Albümün en sıradan ve doldurma hissettiren parçalarından Repent Your Sins‘in dörtlüklerinde Schmier’in vokali bayır aşağı yuvarlanıyor adeta; 30. saniye civarında bir “That’s why your youth was disarray,” deyişi var ki, evlere şenlik.

Zevktir, renktir diye çok üzerinde durmayacağım Schmier’in. Aslına bakarsanız bu yaşta bu vokal büyük iş ve eminim birçoğunuz için albümün pozitif yönlerinden biri bu ama bende çalışmıyor niyeyse senelerdir. Neyse ki diğer iki elemanın vokal desteğiyle pist tamamen ona bırakılmıyor da Diabolical iyice işkenceye dönüşmüyor, diyerek diğer elemanlara geçelim. Gruba yeni katılan FURIA ve BARK gitaristi Martin Furia, Destruction usulü thrash metal gitarcılığını iyi kavramış gibi ve dinlediğim hiçbir şey kulağıma batmadı. Grubun gitar ikilisinden birinin 2019, diğerinin 2021’de kadroya girdiklerini düşününce Damir Eskić & Martin Furia ikilisinin Destruction temelini koruyabilmeleri önemli. Bir tek modern bir melodik death metal parçası gibi tınlayan The Lonely Wolf‘a alışamadım ama o da tek başına hiç fena değil, albümde sırıtıyor sadece biraz. Geçmişte de bu kadar yoğun muydu emin olamadığım için kıyaslayamam ama solo tarafında ellerini bol tutmuşlar; birçok parçada birden fazla solo duymak mümkün. Tipton & Downing kalibresinde değilse de keyifli atışmalar var.

40. yılını kutlamaya hazırlanan bir devin yapması gerektiği gibi biz daha ölmedik mesajı vermeye çalışan enerjik bir albüm Diabolical. 13 parça, 48 dakika süresi biraz şişik ve birkaç jenerik parçayı çıkarsak (Repent Your Sins, Tormented Soul veya Whorefication gibi parçaları bir daha hiç dinlemesem hayatımda hiçbir şey eksilmez) daha odaklı, vurucu bir şeye dönüşebilirdi ama en azından her şarkıda tempoyu, ritmi koruyor bir şekilde. State of Apathy (bir Tom Araya çığlığıyla açılıyor) gibi çılgın atan şarkılar sayesinde doldurma işler de gözardı edilebilir hale geliyor. Dengeli, enerjisini sonuna kadar muhafaza edebilen bir albüm yazmayı başarmışlar kısacası.

Napalm Records‘a geçmeleri, 40. yıl muhabbetleri derken sağda solda yine YOK BÖYLE BİR ŞEY! tarzı yorumlar bolca mevcut; onlara kulak asmayın tabii ve asla o kadar iyi bir albüm değil ama rahatlıkla dinleyebileceğiniz kaliteli bir 80’ler thrash metal örneği Diabolical. Masaya koyduğu yeni hiçbir şey yoksa da zaten politik yozlaşmanın, insanın yalnız bırakılmasının, pandemiyle birlikte bir kez daha ayyuka çıkan fırsatçılık anlayışının eleştirilerinden oluşan sözler de bir noktadan sonra fularlı değerlendirmeleri boşverip yumruk havada kafa sallamaya başlamanızı sağlıyor. Anam babam usulü, yorulmadan dinleyecek, tanıdık kalıplar kullanan bir thrash alternatifi arıyorsanız Diabolical bir süre götürür. Sıra Kreator’da bakalım, beklemedeyiz.

75/100


Metalperver’i desteklemek için aşağıdaki düğme üzerinden PATREON’a ulaşabilir, aboneliğinizi başlatabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.