Ferriterium – Calvaire

Merhaba.

Fransız black metali, içerisinden ırkçılık pisliğini çıkardığınızda mis gibi bir müzik aslında. 90’ların başında temelleri atılan, 2000’ler itibariyle bütün black metale yön veren sahnelerden birine dönüşen Fransa’dan değerli isimler çıkmaya devam ediyor ve bu anlamda nadiren insanı hayal kırıklığına uğratıyor. Ferriterium da 2010’da kurulup ilk albümünü 2016’da yayımlayabilen, sornasında vites yükseltip 2019’da 2., geçtiğimiz aylarda da bugün konuşacağımız 3. albümü Calvaire‘i çıkaran, görece yeni bir isim.

Projenin arkasında Raido rumuzlu tek bir müzisyen var. Kendisine yerel sahneden konuk müzisyenler destek atsa da Ferriterium müziğinin büyük bölümünü (vokal, gitar, bas, sözler ve bestecilik) Raido üstleniyor. Raido’nun black metal anlayışı, türün temel prensiplerine dayalı ve atmosfer-melodi-öfke arasında yakaladığı dengeyi sürdürdüğü sürece Ferriterium’dan kötü bir şey çıkmayacağına dair düşüncelerim, yeni albüm Calvaire‘de iyice pekişti artık.

Black metalde fiziksel olarak da kendini bu işe adadığını hissettiren müziğe ayrı bir hayranlık duyuyorum. Gırtlağını parçalarcasına çığlıklar atan bir vokal, isyan eden kaslarının beynine gönderdiği sinyalleri umursamadan tüm hıncını, hırsını enstrümanından çıkarmaya devam eden bir davulcu, parmakları kanayana kadar taramaya devam eden bir gitarist… Ferriterium müziği de her zaman arkasındaki bu fiziksel emeği hissetiriyor ve Calvaire, ilk bakışta dört parçayla kırk dakikanın üzerine çıktığı için “dayamış atmosferi!” önyargısı yaratsa da hemen anlaşılacağı üzere bu talepkar bakış açısını yansıtmayı sürdürüyor. Raido hem hızlı hem de fikir bakımından dolu dolu bestelerle Calvaire‘i kırk dakikalık enfes bir black metal ziyafetine dönüştürmeyi başarmış kısacası. Hatta albümün bir girişi bile; kısacık davul atağı sonrası pat diye başlıyor blast-beat + tremolo saldırısı ve neredeyse albümün sonuna kadar da ardı arkası kesilmiyor. Girişi olmayan albümde çıkış beklemek de anlamsız tabii; başladığı gibi net, keskin şekilde de bitiyor. Mis gibi, mis.

Raido’nun eğitimi var mı bilmiyorum ama gitar konusunda marifetli olduğu, her halinden belli. Katman yaratmak ve armoniyi, melodiyi kendini tekrarlamadan zenginleştirebilmek konusunda L’Apostasie ve La Proie du cloître ile şov yapıyor adeta. Gidebileceği yer belli gibi görünen noktalardaki dokunuşları, kök fikrin monotonlaşmasını engelliyor. Ayrıca zaman zaman ritmik bölümleri öne çıkarıp ilginç anlar ekliyor parçalara. L’Apostasie‘in 8:18’i, konunun oraya geleceğini zerre hissettirmeden gelip yok ediyor mesela her seferinde beni. Benzer bir keskin dönüş La Proie du cloître‘da da, bu defa 2:30 civarında gerçekleşiyor; bu sefer önden isyankar bir vokal ile tansiyonu yükseltip ardından da muhteşem bir blast-beat ile yine perişan ediyor, sağ olsun.

Tekrarın gücünü de yadsımamış tabii Raido ve dört şarkının dördünü de tekrarlı gitarlarla bitirerek şarkıların finallerini daha dramatik, daha akılda kalıcı hale getirmiş. Hızlı, zaman zaman zil oyunlarına da başvuran davullar üzerinde dönüp duran melodiler, ister istemez akla MGŁA‘yı getiriyor tabii. Ferriterium’un Polonyalı meslektaşından aldığı şeyler olsa da bunlar zerre sırıtmıyorlar ve zaten sırıtsalar da kimin umrunda ki? Keşke herkes Mgła’dan bir şeyler alsa, hshah.

Tıpkı Mgła gibi, müziğini fazla dramatize etmeden duygusal olabilmeyi başarmış Ferriterium. Calvaire‘deki dört parçanın tümünde Raido’nun vokaliyle öne çıktığı bir an var ve kimi zaman onun ani bir çığlığıyla, ezici bir cümlesiyle yeni bir patlayıcı bölümün fitili ateşleniyor. Ayrıca sonlara doğru fazlasıyla melankolik hale gelebilen gitarlarla vokali birleştirdiğinizde bazen hakikaten de yıkıcı etkisini yoğun olarak hissettirebiliyor albüm. Bu arada şarkı sözlerinin tümü Fransızca. Kaba çevirilerle ilk parçanın Dinden Dönüş, diğerinin Manastırın Avı, sonrakinin Gehenne (cehennem) Opera Binası ve sonuncunun da Şehit Apojesi olduğunu düşünürsek konumuz belli gibi. Hz. İsa’nın ölümü ve yeniden dirilişi etrafına kurulmuş gibi görünüyor albümün teması. Fransızca bilmiyorum açıkçası ve her ne kadar epey kurcaladıysam da tam olarak her şeyi anladığımı söyleyemem; ancak Anti-Semitizm, Neo-Nazi veya benzer konulara ilişkin bir söyleme denk gelmedim. Varsa da boyun devrilsin ya Radio, bir saattir öv ha övüyorum şurada seni… Ben çok sevdim bu albümü arkadaş; çıkmasın altından şöyle denyoluklar lütfen.

2. dalganın amansız öfke-hız kombosyla mizantropi, melankoli üzerinden şekillenen yeni nesil melodik anlayışı çok iyi birleştiren bir albüm Calvaire. Suyun akışını değiştirecek, gruplara ilham verecek türden değil belki ama henüz hala tazeliğini yitirmemiş bir anlayışın çok iyi bir örneği. Black metal tarafında 2021 daha yeni hareketleniyor ama daha yarışın başı olsa da Ferriterium’un iyi bir çıkış yaptığını söyleyebilirim. Türü seviyorsanız ve Mgła’ya, daha çiğ tınladığı eski albümlere hayransanız mutlaka bir şans verin.

86/100


Patreon’da hedef: 24/25
Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp bir göz atabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

7 thoughts on “Ferriterium – Calvaire

  • 18 Mart 2021 tarihinde, saat 19:07
    Permalink

    Günümüzün black metal düsturu duygulara oynamak, bu artık belli bir şey. Calvaire de tıpkı adı gibi çilesini gayet düzgün ve duygusunu vermesi gerektiği gibi veriyor. Duygulara oynamaktan kastım kesinlikle bunun manipülatif bir şekilde olduğu değil aksine tamamen samimi ve ağırbaşlı bir şekilde olduğu. Gruplar bu düsturu taşımaya ve istedikleri biçime sokmaya çalışırken kendi aralarında sorumluluğu paylaşırcasına yapılan; gerek teknik ile ilgili gerek konseptlerle ilgili paslaşmalar bu yeni sahnenin artık belli kurallara oturtulmaya çalışılıyor olduğunu gösteriyor. Yukarıda Mgla örneği olsun veya şarkı trafiğinde izlenen yollar veya arpej örüntüleri gibi örnekler düşünebiliriz. Albümü gerçekten çok beğendim. Şarkı uzunlukları ve yapısı, biraz da olsa vokal tavrı ile bana Selbst’in ilk dönem uzun parçalarını anımsattı. Kapanıştaki Alman postçuluğuna göz kırpan sekans da gayet hoştu. Ne deyim işte azizim, güzel keşif oldu benim için:) discord da paylaşan arkadaşa da burada yazan sana daa – küfür gibi oldu 🙂 – sonuz teşekkürler. Bu arada Ferriterium ile birlikte ismi bir garip olan Karne’yi de keşfetmiş oldum. Raido orada da başrolde ve orada da cayır cayır. Son olarak; discordta da söylemiştim burada da olsun, 2004 yapımı Fransız korku filmi Calvaire i de izlerseniz harika olur süper olur. madem müzikal olarak çilenizi çektiniz görsel olarak da bu çileyi hak ediyorsunuz:)

    Yanıtla
  • 18 Mart 2021 tarihinde, saat 20:01
    Permalink

    Bayağıdır müzikten uzak kaldım da (gerçi eski bir mesele de olabilir) “ırkçılık pisliği” derken kastettiğiniz özel bir olay var mı? Sözlerden bir halt anlamadığımdan dinlediklerim arasında böyle bir şey var mı yok mu bilmiyorum, gündeme gelmiş bir grup varsa bilmeyi isterim.

    Hayran kalacağım bir işe benziyor albüm, ilk fırsatta dinleyeceğim. \m/

    Yanıtla
    • 18 Mart 2021 tarihinde, saat 20:19
      Permalink

      Özel bir olay gibi demeyelim de Fransız black metal sahnesi ırkçı müzisyenleriyle meşhur biraz da, ona ithafen bu ifadeyi kullandım.

      Yanıtla
      • 18 Mart 2021 tarihinde, saat 21:05
        Permalink

        Yaptıkları müziğe gölge düşürüyorlar yani. Bilmiyordum, biraz bakınayım, teşekkürler.

        Yanıtla
  • 18 Mart 2021 tarihinde, saat 21:20
    Permalink

    Discord’da paylaştığım albümün kritiğini okumak da ayrı bir keyifli oldu. Şimdiden 2021 yıl sonu listemde yerini alacak gibi Calvaire.

    Yanıtla
  • 24 Mart 2021 tarihinde, saat 16:46
    Permalink

    Albümün kapanışına doğru giren taramalı kısım (39:35) bu sene dinlediğim en güzel şeylerden biri ayrıca tüm albümün özeti gibi bir şey albüm boyunca hissettiğim o tüm mizantropi, melankoli, öfke belki biraz isyan gibi duyguları tek seferde veriyor, hissettiriyor gerçekten çok zor bir şeyi başarmış.

    Davulun susup/geri plana çekilip sahneyi atonal (biraz) gitarlara bıraktığı bölümlerde Selbst tadı aldım ve albümün lezzetini arttırdı benim için.

    Tüm bunlar haricinde albümde saklı bir sürü ufak detaylar var dinledikçe fark ediyorsun. Ben tüm bu ufak tefek detayların albümün ömrünü uzattığına inanıyorum. Benim yıl sonu listeme şimdiden girdi bile.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.