Kritik

Accept – Humanoid

Merhaba.

14. yılına girdiğimiz Mark Tornillo yönetimi, halkın bolluk ve bereket içerisinde yaşadığı, tarım ve sanayinin arttığı, sınır komşularıyla iyi geçinilen, yaşam kalitesinin ciddi ölçüde yükseldiği bir ACCEPT sundu dünyaya. 2010 öncesinin azalarak bitme noktasına gelmiş Udo Accept’ini yeniden şahlandıran Tornillo, JUDAS PRIEST, SAXON, onlar kadar olmasa da CIRITH UNGOL gibi heavy metalin efsanevi isimleri tarafından gerçekleştirilen diriliş harekatının önemli bir parçası yaptı Accept’i. 1976’da kurulmuş, 17. albümünü yayımlamış bir grup için bu söylediklerim iddialı belki ama hakikaten de 2010’dan beri başka, yeni bir grup gibi Accept ve her ne kadar kadrosunda hala kurucu bir eleman barındırsa da (saygılar Wolf Hoffmann dedem), aslan payını -artık yeni diyemeyeceğimiz- vokalist Mark Tornillo’ya vermekte bir sakınca görmüyorum ben. Andy Sneap‘in masabaşı becerilerini de görmezden gelemeyiz elbette ama Tornillo’nun Amerikan tarzı, Accept’e yepyeni bir hava kattı.

Sitar ile açılan (ve kapanan) bir an için Alman/Amerikan yaklaşımından ve Teutonic diyarlardan uzaklaştıran Diving Into Sin, enerjik bir giriş sağlıyor. Tornillo’nun tiz çığlıkları, Accept’in temelini yansıtan etli butlu rifler ve alayına gider holiganlığıyla coşturan güçlü bir açılış şarkısı. Wolf Hoffmann’ın kullandığı kalıplar çok sınırlı ve belli ama top ayağına oturdu mu da affetmiyor gerçekten. İkinci yarının son anlarında gelen Mind Games ve Southside of Hell albümün en heyecan veren parçalarından. Gallop desen var, 80’lerden fırlamış gibi duran marş vari nakaratlar veya power chord‘lar desen var; Accept veya 80’ler sevip bu şarkılarda kanı kaynamayan birini bulmanız zor bence.

Bununla birlikte, 2010 sonrasında gelen 6. albüm Humanoid‘de, Tornillo’lu dönemin bende yarattığı heyecanın azaldığını fark etmenin hüznünü yaşıyorum. Blood of the Nations‘ın gazını, Stalingrad‘ın marşlarını, Blind Rage‘in ateşini bulamadığım Humanoid, galiba bu mevzubahis ikinci bahardan en az keyif aldığım Accept eseri olarak kayıtlara geçecek.

Bunun temel sebepleri arasında ilk olarak iyiden iyiye heavy metalden hard rock çizgisine kayan bestelerdeki metal ateşinin cılızlığını gösterebilirim. Üç gitariste sahip bir grup olmalarını da geçtim (ki gerekliliğini hiçbir zaman anlamayacağım herhalde), tek gitarlı bir grup için dahi tekdüze ve sağa sola serpiştirilmiş, keyifli ama çok bir etkileyiciliği bulunmayan sololar dışında kayda değer bir işçilikten söz edemeyeceğimiz şarkılar, eskisi kadar cezbetmiyor. Her şarkı aşağı yukarı aynı ilerliyor ve aynı noktalara baskı uyguluyor. En ışıltılı süslemeler sololar, fakat herhangi bir tanesini alıp bir başkasıyla yer değiştirseniz çok bir şey fark etmeyeceği için albenileri ne kadar, tartışılır. Her albüme bir ballad koymalıyız kafasından çıkamadıkları için çok zorlama hissettiren Ravages of Time gibi veya fazlasıyla hard rock tabanında ilerleyen parçaları direkt geçtiğimi de itiraf etmeliyim.

Tornillo ise kendini çok zorlamadan o viski-sigara kazanına düşmüş sesini iyice Brian Johnson‘a benzetmeye başlamış. Eh, AC/DC dinlemek istesem neden Accept dinleyeyim ki diye düşünüyor insan bu noktada. Straight Up Jack‘i herhangi bir AC/DC albümüne koysanız sırıtacağını sanmıyorum mesela. Nobody Gets Out Alive‘da da Tornillo’yu dinlerken direkt Biran canlanacak gözünüzde eminim.

Söz tarafındaysa Man Up gibi artık ciddi ciddi cringe hissettiren, fazla demode kalmış fikirler ve sözler var ki o konuya çok girmeyeceğim. Bazen anneannem televizyonda gördüğü bir şeye veya anlatılan bir konuya çok ofansif bir tepki veriyor; bir an oha anneanne! diyorum içimden ama sonra 96 yaşına gelmiş kadına devrin değiştiğini, düşünce yapımızı güncellememiz gerektiğini anlatmakla uğraşmıyorum elbette. Accept’e de biraz bu gözle bakmak lazım herhalde, yoksa toksik maskülenlik kuyusunda boğulur gideriz.

Tümüyle bu minvalde gitmiyor gerçi sözler; “Only one destination, no matter how loud you scream” veya “One day there’s no tomorrow and no one can escape, the ravages of time!” gibi yaşla, ölümle ilgili konulara da girmişler. Sanıyorum Tornillo’nun hastalık sebebiyle yakın dönemde birkaç konseri kaçırması ve yavaştan yaşların kendini belli etmeye başlaması, grup üzerinde melankolik bir hava da yaratmış. Şöyle bir düşününce süper cilalı, yüksek oktan Andy Sneap prodüksiyonu ve sağlam bir ritim altyapısı olmasaydı bu yarı sarhoş, dayı dayı sözleri arka arkaya bu kadar uzun süreler dinleyebilir miydim emin değilim doğrusu.

Too Mean to Die‘dan çok mu farklı peki? Aslında hayır. Tornillo’lu dönemin zirvesini (2010-2017) yaşadık ve galiba buradan sonrası biraz yokuş aşağı, ayağı gazdan çekerek, sakin sakin ilerleyeceğiz. Ne kadar daha gideriz emin değilim ve yolu sonunda ne olduğu da çok belli maalesef ama tüm mesele yolculuktan keyif almaksa ortalama bir heavy metal hayranının bu 48 senelik macera için Accept’e şükran borçlu olduğu bir gerçek. Eski gruplara dair yazılarımı bazen umarım bu son olmaz minvalinde kapatıyorum; bu, o albümün hala ilerisi için bir şeyler yapabileceklerine dair verdiği inançla alakalı ve bence Accept’in de daha gidecek yolu var.

70/100


Yazıyı/albümü değerlendirmek için:

Average rating 3.3 / 5. 7

Siteye destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp Patreona göz atabilirsiniz👇
Become a patron at Patreon!

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Accept – Humanoid

  • Ege

    Birebir katıldım bu kritiğe. Hatta biraz yapmış olmak için yapılmış bir albüm gibi hissettiriyor. Birkaç ay önce Judas dedeleri dinleyince bu dedeler pek de tatmin etmedi.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.