2022’nin En İyi 20 Albümü

Merhaba.

Pandemi sonrası patlama yaşanmasını beklerken epey sönük geçen 2021’in ardından bu yıl beklentimi düşük tutmaya çalışmıştım ama en azından kendi adıma son dönemdeki en verimli senelerden birinin yaşandığını söyleyebilirim. 2022’de metal, başı yine açık ara black metal çekse de pek çok türde kaliteli albümlere şahit oldu. Sene sonu listeleri birbirinden çok farklı ve küratör/basın kanadında mecralar yakın durdukları piyasaya (Kuzey Amerika/Avrupa gibi düşünelim), sevdikleri türlere veya geçimlerini sağlayan kaynaklara göre (organizasyon/plak şirketleri) seçimlerde bulunuyorlar.

Masayı devirip herkese diz çöktürecek, fikir birliğiyle coşulan bir başyapıt gelmedi bu sene ama başaltı seviyede değerlendirebileceğimiz birçok albüm çıktı. SATAN, DISILLUSION, TERROR, RIOT CITY, STRATOVARIUS; bunlar bir çırpıda aklıma gelen, 2022’de kendi türü içinde epey ses getirmiş gruplardan sadece bazıları. Bir ara listeyi 30-40 albüme çıkarsam mı diye bile düşündüm açıkçası. Artık çoğu dinleyici ilgilendiği temel şeylerin etrafında gezinip duruyor, hakkını verip keşfetmeye kurcalamaya vakit ayıracak insan çıkmaz diye saldım.

Listelere geçmeden Metalperver’in kısa bir özetini de geçelim yine. Klasik Bir CumartesiYerli Pazarı derken 200’e yakın kritik (kritik arşivi için tık!), her hafta güncellenen Metalperver Haftalık, Tek Atış‘taki amatör keşifler, makaleler ve türlü ıvır zıvırla mümkün olduğunca dolgun bir içerik sunmaya çabaladım. Bu yıl inceleyemediğime üzüldüğüm albüm sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor neredeyse. Zaten kalanları da bu ara PATREON aboneleri hallediyorlar.

Tek üzüntüm bu sene hiç konser düzenleyememek oldu. Pandemi sonrasında herkes bir yerlere saldırıp bir şeyler yapmak isteyince bana bir hevessizlik geldi galiba. Özellikle sene başında her hafta bir şey vardı neredeyse. Arada beklenmedik birtakım kazıklar yedim, üzerine de Instagram hesabı çalındı derken tatlar tuzlar hep yerlere döküldü. 2023’te bakacağız durumlara. Bu arada Instagram’ı hala alamadım, o konuda bilgili olan varsa ulaşsın bana. Ayrıca önce PANZERFAUST, sonra da GAEREA röportajlarım tümüyle karşı taraflar yüzünden yalan oldu. Seviyorum, övüyorum ama bu black metalciler it kardeşim, it.

Sitede bu yıl en çok okunan yazılar Klasik Bir Cumartesi’deki DIO – Holy Diver ve Yerli Pazarı ile deneme arasında gidip gelen SAINTS ‘N’ SINNERSRise of the Alchemist olmuş. Bazen epey kişisel ve kimilerinin duymaktan, konuşmaktan çekindiği şeyleri yazıyorum ama bunlar çatır çatır karşılık bulabiliyor okuyucuda; herhalde Metalperver’e dair en sevdiğim şey bu. Bu site hiçbir noktada kişiselliğini, samimiyetini bozmayacak. Başka hiçbir şeyin değilse bile bunun sözünü verebilirim.

Okurların yorumlarıyla belirlendiği üzere en beğenilen albüm incelemesinde beraberlik var: DEATHSPELL OMEGAThe Long Defeat ve GAEREA Mirage eşit sayıda yorumla birinci. Kötü kritik için hiç kimsenin bir şey yazmamasıysa hem enfes hissettirdi hem de ulan bunlar beni mi eyliyor yoksa, şüphesi uyandırdı bir tık, haha. Şaka maka çok teşekkürler. Ayrıca MEGADETH‘lerin, LAMB OF GOD‘ların albüm yaptığı yılda bu yazıların daha çok okunması da kendi adıma gurur verici; seve seve black metalci edeceğiz herkesi.

Senenin en kötü albümü olarak KREATORHate Über Alles başı çekiyor. PORCUPINE TREE, GHOST, WATAIN, ABBATH ve SEPTICFLESH de (bu grubun adı birleşik yazılıyor artık, öğrenin şunu) yine pek çok okuyucu listesinde hayal kırıklığı olarak değerlendirilmiş. Burada bir tek Ghost’u anlayamadım; bence de çok abartılan ve artık formülü kabak tadı vermiş bir grup ama Impera‘nın püü yazıklar olsun seviyesinde kötü olduğunu düşünmüyorum. Ha balon mudur, kesinlikle balondur.

Hate Über Alles, tam emin olmamakla birlikte AMON AMARTH ve RAZOR‘unkilerle beraber en düşük puan verdiğim albümdü benim de. Tabii unutmamak lazım ki kalitesinden bağımsız olarak gruba atfedilen değer, beklenti ve değişimle de ilgili bu tip tercihler. Anladık, yazın turlayıp festivallerde seni tanıyan tanımayan on binlere nakaratlarını tekrarlatmak istiyorsun da biraz bokunu çıkarmışsın Kreator; bak, kaçmıyor benim canım metalperverimin gözünden.

Yılın balonu kategorisinde de GHOST ve GAEREA öne çıkmış durumda. İki grup da birileri için yılın albümünü, birileri içinse en yüzüne bakılmaz işini yaptı. İşte metal böyle bir şey, haha.

Bu arada özellikle Alphaville ile ortalığı ayağa kaldıran IMPERIAL TRIUMPHANT‘ın bu seneki albümünün neredeyse hiçbir kategoride, hiçbir şekilde konuşulmaması çok ilginç. Biraz bunların da olayı buymuş, ok seviyesine gerilediler galiba ve kanıksadık galiba. Yine de bana enteresan geldi.

Sohbet muhabbet çok hoş ama ana yemeğe geçelim artık. Huzurlarınızda, 2022 yılının en iyi 20 albümü:


20. Daeva – Through Sheer Will and Black Magic

Ekstrem metalin entelektüel seviyesi yükseldikçe black/thrash türünde üretim ve ilgi azalıyor ne yazık ki. Uğursuzun, nursuzun can dostu bu müziği hakkıyla yapan az sayıda aktif grup varken aralarına bir anda Daeva adında bir iblis tohumu düştü bu yıl. Zekice yazılmış, dinamik gitarların 80’ler NWoBHM pratikleriyle bugünün ahenksiz black metal fikirlerini birleştirme biçimleri enfes. Üzerine de Quorthon‘u mezarında gülümseten bir vokal ekleyince ortaya senenin en iyi debut albümlerinden biri çıkmış. Grup biraz toplama kadroya sahip, o yüzden umarım tek albümle kalmazlar ama öyle bile olsa black/thrash külliyatının nadide çirkinliklerinden biri olarak kayıtlara geçti Through Sheer Will and Black Magic.

19. Blind Guardian – The God Machine

Biliyorum biliyorum, birçoğunuz eski grupların yeni albümlerini pek umursamıyorsunuz ve üç kişinin bildiği yeraltı grupları varken milyonların dinlediği büyük isimleri konuşmak pek de havalı değil. Düzenli okuyanlar benim de benzer bir noktada durduğumu biliyorlardır; fakat The God Machine bu listeye girmeyi geçtim, Blind Guardian gibi diskografisi hali hazırda epey güçlü bir grubun ilk 5 albümü arasında anılabilecek kadar güçlü bir yapıt. Katman katman senfoni dayamaktan unutmaya başladıkları metale, direkt bestecilik anlayışına, rif yazmaya dönünce otomatikman power metalin en iyisi mertebesine yükseldiler yeniden. Eskiler eskileri dinleyip ah azizim, nerede o günler, diye geviş getirirken yeniler de bıktık dedelerden, modunda olduğundan maalesef bu tip albümler kaynamaya çok müsait oluyor. Biraz olsun power metal seviyorsanız ya da geçmişte bir BG albümü dinleyip fena bulmadıysanız mutlaka geri dönün The God Machine‘e.

18. Ratos de Porão – Necropolítica

Güney Amerika’nın metal tutkusu bambaşka. 1981’den beri aktif, SEPULTURA‘yla birlikte yükselen Ratos de Porão, 8 yıl aradan sonra 13. stüdyo albümünde bu tutkuyu sonuna kadar hissettiriyor. Biri 58, biri 56 yaşına gelmiş kurucuların hala aynı tutkuyla atlaya zıplaya crossover/thrash metal, hardcore punk üretiyor olması inanlmaz diyeceğim ama 80’lerden günümüze Brezilya’da insanlık adına ne değişti sorusunun cevaplarını düşününce bu gazı nereden aldıkları da belli oluyor aslında. Tropik kuşağın Trump’ı şeklinde anılan Bolsonaro sağ olsun, epey malzeme vermiş Ratos de Porão’ya ve onlar da alabildiğine agresif, arkasında saf bir politik öfke barındıran nefis bir albüm daha yazmışlar. Bu senenin en underrated işlerinden biriydi Necropolítica.

17. Wake – Thought from Descent

Bu grubun geçirdiği dönüşüme şahit olmak büyük bir keyif. Grindcore tabanından progresif ve teknik unsurlarla bezeli bir death/black metal icra etmeye geçişleri, bunu da sanki dünyanın en basit şeyiymiş gibi göstermeleri çok ilginçti. Arjun Gill, giderek daha da underrated bir besteciye dönüşüyor ve onun daldan dala sıçrayan gitarcılığı eşliğinde Wake her albümde üzerine koyarak yoluna devam ediyor. Kritiğin son paragrafını tekrarayayım:

“Sanki trafikte iki araba birbirine girmiş de ön camdan fırlamış, kanlar içinde yerde yatıyorsunuz; fakat arabalardan birinin hala bir şekilde çalışmakta olan radyosundan, uzaktan uzaktan bir melodi çalınıyor kulağınıza gibi.”

16. Aeviterne – The Ailing Facade

Bu albümü yazarken “ulan bizim arlanmaz dezonans tayfa dışında kimse bakmayacak bu albüme kesin, yazık,” diye düşünüyordum ama hem yurt dışı listelerinde de yer verilmesi hem de galiba gizemli birtakım sebeplerden ötürü tahminimden daha çok rastladım Aeviterne’e ve bu da beni hayli memnun etti. Death metalin deneysel, yenilikçi ve ahenksiz taraflarıyla teşne Amerikalı toplulukta Flourishing, Artificial Brain (sene sonu listesine alamadıysam da canavar bir albüm yaptılar bu yıl) gibi gruplarda çalıp rüştünü ispat etmiş müzisyenler bir araya gelip kabus gibi bir kayıt almışlar. Monolit rifler, insanın üzerine kapanan ses duvarları ve inanılmaz bir davul performansı. Aeviterne yoracak, yıpratacak ve hiç durmayacak. Maddesel kaostan tinsel felakete doğru…

15. Wolfheart – King of the North

Yıllar içerisinde bir sürü grup kurup dağıtan Tuomas Saukkonen, nihayet Wolfheart ile dikiş tutturup rahat hareket edebildiği bir kıyafeti dikebildi üzerine. Melodik death metalde bayrak grupların -biraz da geçmiş başarılara sırt yaslayan- hegomonyası devam ediyor belki ama diskografisinde zaten boş iş bulunmayan Wolfheart, King of the North ile beste olgunluğunu gösterip farklı türlere göz kırpa kırpa melodik death metalin zirvesine doğru ilerleyişini sürdürmüş. Kritikte bol bol anlattım zaten ama klip parçalarının dışında, albüm olarak çok akıcı ve güçlü King of the North. Saukkonen’in her şeyi tek başına yapmaya çalıştığı ve bazen saçmaladığı günlerden zaman zaman tamamen geri çekilip topu diğer elemanlara bırakabildiği bugünlere gelmesi de örnek alınası bir gelişim. Bayrak tesliminde kimsenin gözü arkada kalmayacak gibi; kapı gibi bir Wolfheart’ımız var burada zira.

14. Blut Aus Nord – Disharmonium: Undreamable Abysses

Hallucinogen‘in o mantarlı atmosferini tam manasıyla özümseyememiş biri olarak Blut Aus Nord’un tekrardan kozmik, H.P. Lovecraft eserlerine göz kırpan sonsuzluk kabusları kurgulama işine geri dönmesine çok sevindim. Vindsval artık ezici atmosfer yaratma konusunda bir marka ve dinlerken cezbedici ve rahat, fakat dinledikten sonra insanın ruhunu ezip psikolojisini bozan muhteşem bir albüm yazmış. Azathoth‘un Kitabı’na el mi basmış, Nyarlathotep’e ruhunu mu satmış, ne bok yemiş bilmiyorum ama Blut Aus Nord’un hayal gücünü zorlayan dehşet tasvirleri, ekstrem metalde kendine has bir yer edinmesini sağladı. Yaptığı müzik itibariyle yeni sanılabilir, fakat BAN’ın 30 senedir bu topraklarda hüküm sürdüğünü unutmamak lazım. Arada tabii ki değişip dönüştü ama temelde atmosferik black metal üretip 30 senenin sonunda hala bu kadar geçerli kalabilmek… Gel vantuzlu kollarımla bir sarılayım sana Vindsval.

13. Misery Index – Complete Control

Sene içerisinde ne çok dinlediğim albümlerden biriydi Complete Control. Misery Index’in ekstrem metalin neredeyse tüm unsurlarını bir arada kullanan, işin içine politik dokundurmaları katmayı da ihmal etmeyen tarzı özellikle bizimki gibi burnu boktan kurtulamayan ülke metalperverleri için o kadar isabetli, Jason’ın sosyo-politik tespitleri o kadar doğru ve geçtiğimiz yaz sahnede parçaladığı bagetini tutacağım derken elimi yardığım Adam Jarvis danasının davulculuğu o kadar keskin ki Misery Index her albümünde buralarda bir yerlerde olacak gibi görünüyor. Bence bütüne bakınca Rituals of Power biraz daha önde hala ama Complete Control, 2022’de yarıştığı isimlere toz yutturmayı başardı… Biri hariç; ona da geleceğiz birazdan.

12. Immolation – Acts of God

Sene başında yayımlandığında bu sene diğer death metal gruplarının işinin hiç kolay olmadığını söylemiştim ve öyle de oldu. Birkaç teknik/progresif/deneysel/atmosferik zart zurt death metal grubu ve albümü çıkıp aklımızı almadı değil ama söz konusu saf, ayılama death metal olduğunda Immolation’daki canavarları alaşağı edebilecek bir babayiğidin çıkması pek mümkün değil zaten. Birtakım karanlık güçleri açığa çıkaran çarpık bir büyücü gibi gitara yaklaşan (gerçekten bu adam kadar özgün ve şekil gitar çalan biri yok galiba) Robert Vigna, gücünü saçlarından alan bas-vokal efendisi Ross Dolan ikilisi, benim doğduğum seneden beri birlikte death metal yapıyor ve neredeyse 35 senenin ardından hala silahlarında cephane tükenmiş değil. “biz burada death metal yapıyoruz arslanım, cart curt etmiyoruz,” netliğinde, tek yumrukta bayıltan bir death metal için Immolation’dan daha iyi çok az seçenek var hayatta.

11. An Abstract Illusion – Woe

Ayılama death metal övdüğümüze göre şimdi biraz da cart curt eden death metale odaklanalım. An Abstract Illusion birçokları için bu yıl keşfedilmiş bir isim ama aslında grubun potansiyeli 2016’da çıkardıkları ilk albümlerinden belliydi. Melodik death metal karakterini daha progresif, atmosferik ve OPETH ile CYNIC arasında bir yerlere çeken İsveçli topluluk, muhteşem bir bas gitar eşliğinde senenin en kaliteli 60 dakikalarından birini sundu Woe‘da. Biraz daha karakteristik bir vokal ile çok daha üst sıralarda yer verebilirdim, zira müzik tarafında tabak o kadar dolu ki lokmaları yutarken kaydıracak bir içecek arıyor insan bazen. Hoş, 14 dakikalık epik In the Heavens Above, You Will Become a Monster ne ara başlayıp bitiyor anlamıyorum hala; o yüzden çok da didikleyip eleştirmeye gerek yok galiba.

10. Drudkh – Всі Належать Ночі (All Belong to the Night)

Listenin iki Ukraynalı grubundan ilki Drudkh. Açık söyleyeyim, bu saatten sonra bir Drudkh albümünün sene sonu listesinde yer bulabileceğine inanmıyordum. 2009’dan beri o güne kadarki işlerin kalitesine yaklaşabilen bir albüm yazmamıştı Saenko ve bu sene patlak veren savaşla birlikte artık işlerin iyice sarpa saracağını düşünüyordum. Kazın ayağı öyle değilmiş; Saenko ve dadaşlar, son 14 yılda çıkmış en iyi Drudkh albümüne imza atarak ters köşeye yatırdılar beni. Grubun etrafındaki faşizm tartışmalarıyla ilgili uzun uzun konuştum kritikte, o konuya girmeyeceğim hiç ama elemanların bu savaştan nasıl beslendiklerini, kendi sanatlarında öze dönüp sadece dört parçayla Drudkh esansını nasıl tekrar ortaya çıkardıklarını görmek 2022’in en güzel tecrübelerinden biriydi benim için.

9. Decapitated – Cancer Culture

Yaşadığı her dramatik olaydan daha da güçlenerek çıkan Polonyalı Decapitated elemanları, haksız bir suçlamayla üç aydan uzun bir süre hapis yatmaları yetmezmiş gibi bir de sosyal medyanın, kendini yüceltmek adına bir şeyleri ezmeye yer arayan insanların türlü saldırısına maruz kaldı. Tüm bu travmaları notalara döktükleri Cancer Culture, bir katarsisti ve artık daha kapsayıcı bir metal üreten Decapitated’ın vites yükselttiğinde neler yapabildiğini bir kez daha gösterdi. Vogg’un ritim gitar yazımı, grubun genlerindeki groove ve bestelerin arkasındaki katışıksız motivasyon, Decapitated’ın milyonlar dinlenen şarkılarına yenilerini ekledi. Cancer Culture, Just a Cigarette gibi parçalar zaten tüm çalma listelerinde boy gösteriyor da, mesela No Cure‘un performans videosuna bakarak bile Vogg’un nasıl ender bir doğa olayı olduğuna şahit olabilirsiniz.

8. Cult of Luna – The Long Road North

Post-metal ve sludge deniline akla ilk gelen gruplardan biri Cult of Luna. 25 yıllık kariyerindeki her albümde o sene içerisinde bu türün standartlarını belirliyor ve The Long Road North da bu konuda istisna olmadı. Suyun hareketinden, sonsuz döngülerden ilham alan İsveçli ekip yine tansiyon ayarlamada, çekip çekip bırakmada kalitesini gösterdi. Film ve oyun müziklerinden tanıdığımız Colin Stetson’ın saksafonuysa yepyeni kapılar açmış gruba. Bu sene dinlediğim en güçlü kompozisyonlardan biri olan An Offering to the Wild‘ı bırakayım şöyle, bir de arkada o çalarken okumak isteyen olursa diye kritiğin son bölümünden bir alıntı yapayım:

“Denizi, yüzmeyi sevenlerin belki empati kurabilecekleri bir şey anlatayım size: Bazen (hele de çok dalga yoksa) su üzerinde kollarımı açıp, gözlerimi kapatıp, kulaklarım suyun altında kalacak şekilde kımılmadan yatmayı çok severim. Suyun basıncıyla kulağımdaki o hafif uğuldama, suyun vücudumu hafif hafif hareket ettirmesi hoşuma gider. Çocukluğumdan beri yaptığım bir şeydir denize girdiğimde. O esnada da gözlerimi kapamadan hemen önce mutlaka kendi konumumu bellemeye çalışırım kafamda. Sonraki birkaç dakika içerisinde suyun beni nereye savuracağını, güneşe veya kıyıya göre nasıl bir pozisyonda kendimi bulacağımı merak ederim çünkü. Her seferinde bir şekilde şaşırtır su beni; kıyı karşımdadır diye gözümü açtığımda uçsuz bucaksız denizi görür, güneş solumda kalmıştır dediğimde karşımda bulurum. Cult of Luna müziği de benim için böyle biraz; gözünü kapatıp dalıyorsun ve asla tahmin edemeyeceğin yerlere sürüklüyor.”

7. Sigh – Shiki

52 yaşına merdiven dayamış, 32 senedir avangart black metal icra eden Mirai Kawashima, yavaş yavaş hissetmeye başladığı ölüm korkusunu neredeyse VENOM‘a kadar uzanan bir black metal ilhamını caz break-down‘ları (evet) ve sadece Sigh’ın becerebildiği bir kompozisyon keşmekeşiyle birleştirip senenin en özgün, en dolgun ve kaliteli albümlerinden birine dönüştürmüş. Fizik doktorası sahibi eşi Mika Kawashima’nın saksafonu bu sefer biraz daha geri planda belki ama onun yerini Jethro Tull‘ı anımsatan flüt soloları, yakın zamanda KREATOR‘a katılan Frédéric Leclercq’in gitar soloları (ne alaka, di mi?) ve Mirai’nin DEATH ilhamlı enfes gitar akrobasisi almış. Tüm sene bu ilkokul şakasını yapmamak için uğraştım ama artık dayanamayacağım; şıkır şıkır bir albüm işte Shiki kardeşim. Üzgünüm arkadaşlar.

6. Véhémence – Ordalies

Orta Çağ folk estetiği, epik kompozisyonlar ve melodik black metal… Herhalde son yıllarda ciddi anlamda fanıyım diyebileceğim ender gruplardan biri Fransız Véhémence. Kulak solucanı melodi yazma konusundaki becerileri, akor tercihleriyle biraz daha umutlu hissettiren gitarları, vites değişimlerindeki melankoli geçişleri ve genel kurgusu itibariyle sene boyunca en çok dinlediğim albümlerden biriydi Ordalies. Véhémence üstünkörü bir bakışla sırtını Orta Çağ estetiğine yaslayıp farklılaşmaya çalışan bir isim olarak değerlendirilebilir, fakat grubun bestecilik kabiliyeti ve hem folk hem de black metal tarafında tatmin edebilen özgün tarzı, merkeze oturttukları fikri bir pazarlama mekanizması basitliğinin ötesine taşıyor.

Metal büyük oranda ağır, kasvetli ve oturaklı birey müziği gibi algılanıyor ve bu tip işlere tepeden bakılıyor ama gerekirse tüm gün Notre Royaume… En Cendres‘ın, De Feu et d’Acier‘in melodilerini söyleye söyleye gezerim o poseur‘ların arasında.

5. Deathspell Omega – The Long Defeat

Kritiğinde DSO’ya ve The Long Defeat‘e dair söyleyebileceğim her şeyi söyledim, o yüzden burada tekrarlamak istemiyorum ama DSO var olduğu, müzik yaptığı sürece en tepede kalmaya devam edecek gibi görünüyor. Bir yandan sürekli değişip dönüşürken bir yandan da kalitesini, istikrarını koruyor. Nitekim belki de en sade, en kolay dinlenen albümünde bile bin tane mevzu dönüyor. Birçok dinleyici için daha üst sırada olduğuna da eminim The Long Defeat‘in ama günün sonunda bu albüm özelinde yaptıkları şeyleri onlardan birazcık daha iyi yapan birileri oldu, o yüzden hemen bir üst basamağa geçelim.

4. Misþyrming – Með Hamri

Misþyrming’in işi gerçekten çok zordu. Algleymi sonrasında ne yöne giderlerse gitsinler eleştirileceklerdi. Hatta grubu Algleymi ile tanıyıp o melodikliği, temizliği bekleyenlerin nezdinde hayal kırıklığı bile oldu Með Hamri. Fakat onlar ters istikamete gidip daha sert, daha düşmancıl bir tavırla adeta Algleymi‘nin verdiklerine/vereceklerine muhtaç olmadıklarını kanıtlamak ister gibi bir albüm çıkardılar. Bugüne kadarki en olgun, en dengeli Misþyrming eseri; ahenksizlikle melodiyi, atmosferle agresyonu belli ki sadece Misþyrming’in yapabileceği bir seviyede birleştiriyor. İzlanda’nın en iyisinden İzlanda black metalinin en iyi örneklerinden biri. Daha ne demeli, bilmiyorum.

3. Gaerea – Mirage

İlk günlerinden beri takip ettiğim (bkz. Unsettling Whispers), Metalperver okuyucusuna “bunlara dikkat!” diye bağırdığım Portekizli ekip sağ olsun, beni sanki bu müziği çok iyi anlıyormuşum ve çok kaliteli bir zevkim varmış gibi göstermeye devam ediyor. Her albümde üzerine koyarak geliyordu zaten, Mirage ile artık potansiyelini gerçekleştirip Season of Mist desteğiyle birlikte Avrupa’nın tamamına yayılmayı başardı. Yerel prodüktör/ses mühendisi inadı Mirage‘ın tek eksisi; özellikle miks&mastering tarafında da artık üst düzeye çıkmaları lazım ama grubun aidiyet, anlam, korku, isyan, öfke karışımı bestelerindeki özgüven ve kalite tavan yapmış durumda. Daha yayımlanalı 6 ay olmuşken YouTube’da 200, Spotify’da 300 binin üzerinde dinlenen Salve‘ların, istesek progresif de oluruz mesajı veren Laude‘lerin, hakikaten bir su baskını gibi bir anda insanın üzerine kapanıp çaresiz bırakan Deluge‘ların olduğu Mirage, uzun süre hafızalarda kalacak gibi görünüyor.

2. White Ward – False Light

Listenin diğer Ukraynalısı White Ward, hiç beklemediğim şekilde dev isimlerin arasından sıyrıla sıyrıla 2 numaraya kadar geldi. Deneysellikle sarmalanmış, saksafona bulanmış bu eklektik müziğin hissettirdiklerini tarif etmek zor. Rusya – Ukrayna savaşı (gerçi buna istila demek lazım galiba da, girmeyelim hadi) sayesinde daha da gerçeklik kazanmış bir depresyon / yılgınlık hali, neredeyse ULVER estetiğinde bir atmosferle birleşiyor False Light‘ta. Caz pasajlarının, temiz vokalin aldatıcı aydınlığıysa sene boyunca dinlediğim en yaratıcı bazı black metal rifleriyle bir anda karanlığa boğuluyor. Bazı geçişler bu kadar keskin olmasa ve prodüksiyon biraz daha sıcak olsa rahatça 1 numaraya çıkarabilirdi ama bu haliyle bile uzun yıllar açıp açıp dinlenecek, dinlerken bir yandan müziği takdir edip şaşırırken bir yandan da duygudan duyguya koşulacak bir albüm False Light.

1.Djevel – Naa skrider natten sort

Bu albüm 1994’te yayımlansaydı bugün herkes Djevel’in tişörtünü giyiyor, patch ve bootleg ticaretini yapıyor, ortamlarda satılacak bir draması var mı diye eski dergileri, arşivleri kurcalıyordu. Black metalin özündeki din nefretiyle, pagan bağlılığıyla kıvılcımlanan bir ateş, Norveç black metalinin en görkemli zamanlarını anımsatan bir sıcaklık yayıyor. Belli belirsiz koral düzenlemeler, donuk klavye melodileri ve ıssız bir gece kadar tekinsiz akustik pasajlarla olabilecek en katışıksız black metali elde etmeye çalışıp kusursuz bir biçimde başaran Naa skrider natten sort, ayıla bayıla dinlediğim yüzlerce şey arasında ruhuma en çok işleyen, en çok dokunan albümdü. Norveç black metalinin bugünlerdeki en saf örneği Naa skrider natten sort ve böyle bir eseri yılın albümü seçmeseydim galiba kendimi affedemeyecektim. İlk 4-5 sıradaki albümler çok ufak detaylarla birbirlerinden ayrılıyorlar zaten; 90’ların saf black metal ruhunu bir adım önde tuttum diyelim.

Eh, bu sene de üç aşağı beş yukarı böyleydi. Listeye alamadığım için üzüldüğüm birçok grup var ve onları da sıralayıp iyice uzatmak istemiyorum ama en azından şunu söylemem lazım: Metalperver, insanlar okuduğu için var ve dinle geç çoğunluğunun aksine birilerinin oturup uzun uzun bir albüm hakkında yazıklarımı okuyor olması hayattaki en büyük motivasyon kaynağım. O yüzden laf olsun diye değil, gerçekten teşekkür etmek istiyorum sizlere. Açıp okuyan, yorumlayan, yeri gelince tartışan, maddi ve manevi destek olan tüm okurlara sonsuz teşekkürler. Umarım 2023, her biriniz için mutlu ve huzurlu geçer. Sevgiler.


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “2022’nin En İyi 20 Albümü

  • 10 Ocak 2023 tarihinde, saat 10:44
    Permalink

    Ya su White Ward’i herkes cok ovdu bir turlu dinleyemedim. Su an dinlemem lazim acilen. Liste super bu arada. Daeva benim listeyi hazirladiktan sonra dinledigim albumlerdendi ve listeye eklerdim daha once dinleseydim. Listede daha once hic dinlemedigim grupular da var listede komple bir bakmam lazim.

    Iyi seneler \m/

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.