Drudkh – Всі Належать Ночі (All Belong to the Night)

Merhaba.

Vatan sahiplenmek, faşizm ve ondan beslenerek ortaya çıkan Nasyonal Sosyalizm arasında epey fark olsa da diğer pek çok konuda olduğu gibi fikirler doğru ve net ifade edilmediğinde iş hızlıca tatsız yerlere ulaşabiliyor. Günümüz dünyasında pek çok konuda kurunun yanında yaşın da yanmasına göz yumuyoruz ve aslına bakarsanız zihinlerde kökten bir değişim için ve gelecek nesiller hayata biraz daha siyah/beyaz perspektifinden sıyrılarak (ten rengini kastetmiyorum) bakarlar belki diye bugün birilerinin arada kaynamasına çok da bir şey diyesim gelmiyor.

Drudkh, hayatta en erken dinlediğim ve sevdiğim black metal gruplarından biri. 2004’ün kış aylarında, yayımlandıktan sadece birkaç hafta sonra satın aldığım Autumn Aurora ile keşfettiğim Ukraynalı grupla aramda, kaba bir hesapla 18-19 yıllık bir ilişki var. Bu kadar uzun süreye yayılınca elbette inişler ve çıkışlar yaşandı, zaman zaman bozdu mu tartışmalarına girildi ama bugün hala “Drudkh’un yeni albümü” ifadesi beni heyecanlandırıyor. Tüm bu tatlışlıklarla birlikte black metalin üzerinde dolanıp duran Nasyonal Sosyalizm bulutları ve ulan acaba bilmeden itin köpeğin ekmeğine yağ mı sürüyoruz, endişesi de yakamı bırakmadı pek.

Drudkh’un esas bestecisi ve gitar/bas sorumlusu, aynı zamanda bir tarih öğretmeni olan Roman Saenko, biraz şaibeli bir karakter. Bir diğer grubu HATE FOREST‘ın demo günlerinden kalma bazı ifadeler, Drudkh diskografisinde Stepan Bandera gibi epey tartışmalı (bir kesim Polonya-Rus işgalinden ancak Almanya ile kurtulabileceklerini düşünüğü için, el mahkum Nazi’lerle çalıştığını savunurken bir kesim de adamın düpedüz Nazi sempatizanı olduğunu savunuyor) bir isme ithaf edilen bir albüm bulunması (Blood in our Wells) bir yana, daha gözden uzak birkaç ufak referans ve kurulduğu günden beri röportaj vermeme tercihi grubun politik duruşu hakkında net bir şey söylemeyi zorlaştırıyor. Season of Mist ile anlaştıktan sonra apolitiklik açıklaması geldiyse de hemen peşine insanların modern değerlerden uzaklaşıp bireyselliği öne çıkarma yanlısı oldukları eklemesi gelince yine kafalar karıştı.

Söz konusu Ukrayna gibi bağımsızlığını yeni kazanmış -ve şimdi tekrar kaybetmenin eşiğinde- bir ülke olunca oradaki insanların düşünceleri hakkında yorum yapmak kolay değil bence. Daha geçen yaz 1914‘ün sahnede nasıl katarsisler yaşadığını şu yazıda anlatmıştım. Savaş, hafife alınacak bir şey değil asla. Ukrayna’daki ortamın apolitik kalmaya müsaade etmediği aşikar ve dışarıdan devamlı tehdit geldiğinde insanlar doğal olarak kendi uluslarına tutunabilirler; bu eğilim doğrudan ırkçılığa veya faşizme mi işaret eder ya da işaret etmeli midir, emin değilim. Sovyetler komünizm adı altında yapınca sorun değilken, Ukrayna milliyetçilik üzerinden yapınca tepki göstermek de biraz ikiyüzlülük gibi sanki. Öte yandan Saenko ve kurmaylarının insanı şüpheye düşeren hareketleri olduğunu da inkar etmiyorum elbette. Demin saydığım şeylerle ilgili “Politik değil, tarihi perspektiften bakıyoruz,” gibi biraz havada kalan gerekçelendirmeler şüphe uyandırıyor.

Gerçi bugün Türkiye’deki mülteci sorununu ve biri çıkıp “yahu kardeşim bu Suriyeliler yansın ölsün demiyoruz da acaba yani kamyonla, elini kolunu sallayarak girmeleri konusunda bir şey yapmasak mı? Bak Taksim’e çıkamaz olduk, bu kontrolsüzlüğün sonu iyi değil,” dediğinde hemen suratına tükürüp linç etme psikolojisini düşününce, Drudkh ve Saenko hakkında peşin hükümlerde bulunmak istemiyorum. İnsanların birbirlerini ne kadar çabuk ve kolay yaftalayabildiğini bilen birisi olarak elle tutulur, net bir kanıt bulamadığım zamanlarda “gruba para harcamam olur biter; zaten metal kültürünün, yaşantısının en dış halkasındayım,” gibi bir noktadan yaklaşıp çekiliyorum kenara. Eh, Season of Mist gibi milyon dolarlık şirket de salak değildir herhalde. Yoksa Season of Mist de mi faşist? Herkes faşist…

Bu konuda söyleyeceklerim şimdilik bu kadar, dilerseniz aşağıda tartışırız uzun uzadıya. Gelelim artık yeni albüm All Belong to the Night‘a.

Yarattığı müziği kapağıyla direkt örtüşen ender gruplardan biri olarak All Belong to the Night‘ta yorgun görünen bir adamın titreşen mumun ışığıyla bile olsa geceyi aydınlatışından yola çıkarak daha umutlu, ancak yine melankolik bir black metal bekliyordum Drudkh’tan. 2018’deki enfes geri dönüş sonrası heyecanım artmıştı yeniden. Bir de üzerine Rusya – Ukrayna savaşı patlayınca elemanların bir çeşit katarsis yaşayabileceğini, yaşatabileceğini düşünüyordum. All Belong to the Night, tüm beklentilerimi karşıladı.

90’ların 2. dalga prensiplerinden şaşmayan bir anlayışla açılan Нічний (The Nocturnal One), döneme has bir tınıdaki kick davulları ve tremolo gitarlar ile atmosferi oluştururken bir dakika sonra devreye giren Thurios, tutkusu açıkça hissedilebilen vokalleriyle gece ormanının tekinsizliğine tekinsizlik katıyor. 2002’den beri değişmeyen vizyon, albümden albüme tematik dokunuşlarla kendi ekseninde hareket etse de başladığı yere dönüp black metalin o en güzel, en ruhani halini açığa çıkarmaya devam ediyor. Tansiyon ayarlama, çekip/kurup bırakma konusunda tartışmasız bir deha zaten Drudkh ve bunu da dört parçanın dördünde de, ayrı ayrı kanıtlıyor bir kez daha.

Prodüksiyon sıralı tercihlerle mi bu hale geldi yoksa süregelen savaşın imkansızlıkları mı etki etti bilmiyorum ama özellikle davulda bariz bir fark var. 2. dalga black metalin o prodüksiyon da neymiş bakış açısını seven biri olarak hacimsiz davulu, çıpı çıpı eden kick‘leri ayıla bayıla dinliyorum. Özellikle yeni nesil işlere alışkın dinleyicileri rahatsız eder mi bilemem ama belirtmekte fayda var. Gitar tarafındaysa imza sound korunmuş ve özellikle bas gitarın nefes alması için bırakılan boşluklar sık ağaçların arasında belirmiş bir açıklıktan toprağı aydınlatan ay ışığı gibi ince bir umut hissi katıyor albüme. Нічний yayımlandığında gruptan da “Bu şarkı UMUDU temsil ediyor; dileriz ihtiyacı olanlara güç versin.” gibi bir açıklama gelmişti.

Tabii agresif, öfkeli anlar da hala Drudkh’un çok güçlü olduğu bir alan ve Млини (Windmills)’in 6:15’inde giren rif eşliğindeki blast-beat‘te çıldırmamak, yine Нічний‘in son bölümünde, özellikle de “ve her zaman eve dönen bir yol arayacaklar, ve yollar yuvanın yolunu ebediyen bulmayacak!” sözlerindeki o saf duygusallıkla dağılmamak, Листопад (November)‘ın 2:05’inde, hali hazırda 5. viteste giden müziği iyice asfalta yapıştıran geçişle coşmamak zor. Ayrıca Листопад (November)‘da bas gitarı da tüm ihtişamıyla duyabiliyorsunuz ki standartları bozmayan bir atmosferik black metal albümünde bunu söylemek dahi Drudkh’un ne denli becerikli olduğuna bir işaret.

Zamanın sonsuzluğu içerisinde birer toz zerreciğiyken kısacık yaşamlarımızı birbirimiz için çekilmez kılmaktan başka bir şey yapmıyor olmamız, insanlık denilen illetin bir an evvel bitmesi için olmayan tanrılara dua etme arzusu uyandırıyor sık sık. Bazı insanlarsa o çekilmez durumların kalbindeyken bile bir şeyler üretip insan ruhunda sadece kepazeliğin yer almadığını ispat etmeye çalışıyor sanki. Belki de en çok kendini inandırmaya çalışıyor bir şeyler üreterek; çünkü önce kendin umut etmelisin ki yanındaki de kafasını kaldırıp “hayat devam ediyor,” diyebilsin. Drudkh bile bir şekilde, hatta epey de görkemli şekilde, devam ediyorsa sizin bahaneniz ne?

88/100


Metalperver’de olan bitenden memnunsanız hemen aşağıdan PATREON’a ulaşıp destek olabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.