BRUTAL ASSAULT 2022 – 2. Gün / Bölüm 1: Koşturmaca Başlıyor!

Merhaba.

Görece sakin geçen açılış gününün ertesi sabahına büyük bir metal iştahı, festivalde olmanın heyecanı ve o kadar gruba nasıl yetişeceğime dair hafif bir tedirginlik ile uyandım. Brutal Assaul 2022’nin 2. günündeyiz; başlayalım!

Bu arkadaş kafayı neyle bulmuş, sıcaktan artık nasıl mala bağlamışsa plaj şemsiyesini sırtlanmış, öylece dikiliyordu bu tepede.

Saat 14:50’de kült thrash gruplarından HEATHEN sahne alacaktı, biz de onun öncesinde biraz DARKEST HOUR‘a bakmak, biraz da festival alanında vakit geçirmek üzere 13:00 civarında alana girişimizi yaptık. Thrash eskisi kadar ilgi gören bir tür değil ve türün büyükleri de artık iyice dede kıvamına geldiler eyvallah ama ilerleyen günlerde de okuyacaksınız; birçok büyük thrash grubu öğlen saatinde, sıcağın alnında sahne aldı bu yıl Brutal Assault’ta. Bay Area çıkışlı Heathen, bu furyanın ilk dalgası oldu diyelim.

60 yaşına merdiven dayayan David White’ın enerjisi görülmeye değerdi doğrusu. 1984’te kurulmasına rağmen türlü mevzular sonucu sadece 4 albüm çıkarabilmiş, çoğu elemanı artık gençlerle değişmiş olsa da Heathen’ın kalitesi her zaman için ortalamanın üzerindeydi; 2020 çıkışlı son albüm Empire of the Blind‘ın girizgahı ve açılış parçası The Blight ile sahneye çıktıklarında, sıcak havaya rağmen sahne önündeki hareketlenmeler doğaldı haliyle.

Ne var ki David White’ın sesi epey gerilemiş ve yaşla birlikte hacmini büyük oranda kaybetmiş. Beton gibi bir ses sisteminde cılız kalıyor iyice. Death by Hanging, Goblin’s Blade gibi klasikleri dinlemek keyifliydi yine de. Son parça Hypnotized ile millet coşarken biz de biraz sonra yan sahnede çalacak deathcore devi LORNA SHORE için yengeç adımlarla harekete geçtik.

Lorna Shore’un özellikle Kuzey Amerika’da ne kadar büyük olduğunu anlatmak zor. Spotify aylık dinleyici ortalaması 700.000’i geçmiş, her şarkısı çok kısa sürede milyon dinlenmeye ulaşan bir grup Lorna Shore ve deathcore türünü sürükleyen gruplardan biri. Vokalist Will Ramos, son yılların en heyecan verici deathcore vokalisti belki de. Boğazına kamera yerleştirilerek vokal yaptığı sırada bademciklerindeki, boğazındaki hareketlerin görüntülendiği şu abuk videonun bile 2 milyondan fazla izlenmesi var.

To the Hellfire parçasıyla ortaya çıkan bu fenomeni (grubun meşhurluğu daha önceye dayanıyor tabii, hayranlar hemen atlamasın üstüme haha) kaçıramazdım haliyle ve özellikle canlıda bu türün büyük bir hayranı olmadığım için Lorna Shore’un direkt bu parçayla konsere girmesine minnettarım. Will Ramos’un üstün vokal numaralarını gözlerimle görüp dinledim ve bu da bana yetti. O aşırı trigger‘lanmış ve saçma sapan bir ses veren bas davulunu, 420’den (Google it) kaymış elemanların triplerini daha fazla çekesim yoktu açıkçası. Maalesef bu tip cilalı grupların canlıda biraz cılız tınlayabildiklerini geçmiş tecrübelerimden de biliyordum ve Lorna Shore için de durum değişmedi. Ben de Will Ramos’un domuz boğazlayan performansının arkasından ufak sahnelerden birinde çıkan, son aylarda radarıma giren Belçikalı SCHIZOPHRENIA için yola koyuldum.

Çılgın vokal oyunları için videonun son 40-50 saniyesine zıplayabilirsiniz.

İki sahne arasındaki mesafe ve kalabalık nedeniyle (bir de Lorna Shore onlardan 10 dakika sonra başlamıştı) Schizophrenia’nın performansının büyük bir bölümünü kaçırdım. Artık çaldıkları sahneden yükselen sesleri duyabildiğim bir noktada vokal Ricardo’nun “Siz de MORBID ANGEL seviyor musunuz? Biz hastasıyız da!” diyerek Maze of Torment‘e girmesiyle düpedüz koşturmaya başlayarak son 3-4 parçalarına yetişmeyi başardım. Bu arada Brutal Assault’a gitmek gibi bir planınız olacaksa ve birkaç gruptan fazlasını izlemek istiyorsanız günde 20-25 bin adım atmayı, saatlerce ayakta durmayı göze almalısınız. Hayli geniş bir alanda 4 sahne (bir de deneysel / elektronik mevzuların döndüğü K.A.L sahnesi var etti 5) yer alıyor ve o hengamede anlaşılmıyor ama akşam otele / çadıra döndüğünüzde ayaklarınız için helva kavurma vakti gelmiş oluyor genelde, haberiniz olsun.

Neyse, bu yeni yetme grubumuzun Morbid Angel hayranlığı geçtiğimiz Şubat yayımlanan ilk albümleri Recollections of the Insane‘den de anlaşılıyordu zaten ama sahnedeki duruşları, elemanların tavırları ve kıyafetleri de old school diye bağırıyor her anlamda. Bağımsız albüm çıkarmalarına rağmen Brutal Assault’a eklenmeleri, ana sahnede bir dev çalarken rahat 400-500 kişiyi toplayabilmeleri büyük olay. Eminim yakında bir plak şirketine geçer, Avrupa’da daha aktif hareket etmeye başlarlar. Death/thrash tabanında, her yerinden eski mekteplik damlayan bir şeyler arıyorsanız bu arkadaşları ıskalamayın derim. Sahnede de çok başarılılar; yürürler bir aksilik yaşamazlarsa.

Çarşamba gününün ekibimiz için en büyük konserlerinden biri uzun kariyeri boyunca hiç hayal kırıklığına uğratmamış, sınıf çatışmasından sosyal konulara, politikadan yozlaşmaya kadar öfkeden kudurmamıza neden olan ne varsa hepsi hakkında içimizi dökmemizi sağlamış Amerikalı death metal/grindcore devi MISERY INDEX‘ti. Aslında başta ASPHYX ile çakışıyorlardı ama sonradan program değiştirildi ve Schizophrenia’dan 15 dakika kadar sonra çıkacaklardı. Yer tutmak, oradan oraya koşturmamak ve arada soluklanmak için daha iyi bir program olamazdı…

Tabii kaderin ağlarını örmeye devam ettiğini, festivale gelene kadar yaşadığımız stresin devam edeceğini bilmiyorduk.

Schizophrenia’nın son parçasında ön sıradan yer kapmaya çalışırken gelen bir mail, festival alanından yaklaşık 1-2 km. mesafedeki kiralık aracımızın yanlış yere park edildiği için çekileceğini, arayıp ulaşamadıklarını, derhal aracın başına gelmemiz gerektiğini söylüyordu. Üzerinde Misery Index tişörtüyle, en ön sırada bariyerlere tutunup bekleyen dedike şoförümüze kara haberi verdikten sonra 5 kişilik ekibimizden 3’ü, meseleyi çözmek üzere alanı terk etmek zorunda kaldı. Bir yandan talihimize söverek, bir yandan aracın çok uzak bir yere çekilmemesi, tüm günün berbat olmaması ve akşam otele dönebilecek aracımızın olması için dua ederek beklemeye koyulduk.

Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim; bir “duraklamak yasaktır” tabelası varmış gerçekten aracı koyduğumuz yerde ama tüm sokak araba dolu olduğu için festival zamanı bir şey demediklerini düşündük. Belirli bir ölçüde de öyleymiş gerçekten. Ne var ki biz tam sokağın köşesine park etmiştik ve bir otobüs dönmeye çalışıp dönemeyince polise şikayet etmiş. Arkadaşlar sokağın öteki ucundaki park etmiş aracı gösterdiklerinde polisin yaptığı “evet ama onu şikayet eden olmadı,” açıklamasının yarattığı moral bozukluğunu varın, siz düşünün.

Neyse ki aracı çok uzağa çekmemişler de kısa sürede kavuştuk. Tabii yurt dışında trafik cezalarının ne boyutlarda olduğunu bilenler vardır; ardımızla hasbihal eden miktarı şöylece bırakıyorum, merak eden çarpsın bölsün…

Tüm bunlar çok üzücüydü tabii ama nihayetinde ben en önden, Adam Jarvis isimli dana evladı, ahtopot çocuğu, yarı makine davulcuyu tam karşıdan görecek şekilde Misery Index izledim ve nasıl söylesem… Muhteşemdi!

Öncelikle ağızlarının içinde olmama rağmen hiç video çekmedim, çünkü kafa sallamaktan veya elemanları izlemekten aklıma bile gelmedi. Infiltrators ile hızlı bir giriş yapan grup Mark – Jason ikilisinin çete vokalleri ve groovy riflerle kısa sürede avcuna aldı seyirciyi. Hiç soluklanmadan New Salem‘e geçtiklerindeyse ben çoktan dağılmıştım.

6 dakika süren bu iki şarkılık güç gösterisinin ardından seyirciyi selamlayıp “Sıradaki, Misery Index tarihinde yazılmış ilk şarkı!” diyerek Manifacturing the Greed‘e girmeleri, seyirciye meydan okumaydı sanki. Neyse ki daha da hızlanan grubun yaydığı ateş karşılıksız kalmadı ve hemen arkamda oradan oraya koşturan insanların rüzgarı, bazen güvenlik görevlileriyle birlikte yere sağlam inmelerine yardımcı olduğum crowd-surf tayfasının coşkusuna karışınca mükemmel bir konser ortamı oluştu.

Hemen önümdeki Mark Kloeppel’in sakalından gitarına düşen ter damlaları, karşımdakilerin de etten kemikten insanlar olduğuna işaret etse de onun arkasındaki Adam Jarvis, bu adamların yarı-tanrı kıvamında varlıklar olabileceklerine dair şüphelerimi güçlendiriyordu. Bir süredir böyle dominant, hız ve tekniğin yanına ritim duygusunu katan bir performans izlememiştim açıkçası. Özellikle The Choir Invisible ve The Great Depression gibi parçalardaki numaraları hala gözümün (kulaklarımın) önünde. Konser sonrasında “Adaaaam! You are a beaaast!” diye bağıra çağıra dikkatini çekmeyi başarınca bageti direkt bize yolladı sağ olsun. Tabii nasıl bir güçle dövdüyse davulu, baget hayli dağılmış. Ben de sıkıca kavrayacağım, millete kaptırmayacağım derken kestim hep avuç içini ama değdi mi değdi. Brutal Assault’ta en çok izlemek stediği gruplardan birini göremeyen arkadaşımıza hediye edip televizyon programında arabayı kaçırıp teselli ikramiyesi diye mutfak robotu kazanan yarışmacı hissi yaşattık kendisine. Set üç aşağı beş yukarı şöyleydi:

Infiltrators
New Salem
Manufacturing Greed
Exception to the Ruled

Ruling Class Cancelled
Rites of Cruelty
The Carrion Call
The Choir Invisible
Conjuring the Cull

The Great Depression
Complete Control
Traitors

Misery Index sonrası ekibin çekici ve polis işleriyle koşturan kısmıyla buluşup mevzuları öğrendik ve yediğimiz cezanın üzerine birer soğuk Piña colada patlatıp (festival alanının dışında, meydandaki seyyar bir barda dünyanın en iyi Piña colada’sı yapılıyor) günün kalanını planlamaya başladık. PARADISE LOST insanı Gregor Mackintosh’un death metal/crust projesi STRIGOI‘yi es geçip kısa bir süre ALCEST‘e bakarak soluklandıktan sonra yemek, sıvı takviyesi işlerini hallettik. 19:45’te Metalperver’in Türkiye’de gayri resmi bir şekilde elçiliğini yaptığı, son yıllarda black metal camiasında heyecan uyandıran cazcı tayfa IMPERIAL TRIUMPHANT, festivalin en ücra köşesindeki en ufak sahnede çalacaktı.

Alana vardığımda ön saflar tutulmuştu ve kalabalık giderek artıyordu. Teknik aksaklıklardan birkaç dakika gecikme yaşandı -ki Brutal Assault için çok nadir yaşanan bir durum- ve o sırada grubun davul teknisyeninin sabah Heathen‘da izlediğim, birkaç gün evvelde TOXIK yazısında bahsettiğim Jim DeMaria olduğunu fark ettim. O da New Yorklu sonuçta ve herhalde hemşehrilerine destek atıyordu.

Photo(s) © “David Surovec”, courtesy of Brutal Assault

Başta grubun etrafında bu kadar hype varken neden en küçük sahnede çaldıklarını anlamlandıramamıştım ama Zachary Ezrin ve şürekası sahneye çıkınca taşlar yerine oturdu. Üç kişi ekibin büyük bir sahneyi doldurması zaten çok zor ama elemanların sahne şovu konusunda da dımdızlak olmaları, küçük sahneyi mantıklı bir tercih kılmış. En azından maskeleri havalı diyelim, ne yapalım.

Sahne şovu ve görsel taraftaki eksiklik bir yana, taş gibi çalıyorlar gerçekten ve parçaları bilen kemik bir kitleye çalmanın avantajı, küçük sahnenin samimi ortamı derken kısa sürede üç arkadaşımız çıkmış, çalıyor gibi bir ortam oluştu. Tower of Glory, City of Shame ile girip Rotted Futures ile çıktıkları iyi bir performans sergilediler.

Bu arada bazı ufak şeylerin ne kadar önemli olabileceğini bir kez daha gördüm IT konserinde: Davulcu Kenny bagetini düşürdü bir ara ve ya pintilikten ya da düşünemediği için yanına yöresine yedek baget koymamış. Avel avel etrafa bakıp ne yapacağını düşünürken tek eliyle de şarkının içinde kalmaya çalıştı bir süre. Sonra zillerinden birinin metal kelebek vidasını söküp onunla vurmaya başladı. 50 saniye kadar sonra Jim DeMaria devreye girip sahneye dalarak yerdeki bageti alıp kendisine geri verdi. Bu seviyedeki bir gruptan beklenmeyecek bir enayilik değil mi sizce de? Nasıl göründüğüne dair kısa bir video da yükledim:

Hoş, konseri unutulmaz kılan bir detaydı ama şaşırdığımı itiraf edeyim. Bir diğer unutulmaz an da Atomic Age sonrasında Zachary İlyin’in amfinin üzerinde duran şampanyayı patlatıp üzerimize püskürtmesiydi. Üç kişilik grup doğası gereği stüdyodaki, albüm kapaklarındaki büyük prodüksiyonlu, görkemli görsel estetiği sahnede kurmakta zorlanıyor ama stüdyo kalitesinde çaldıklarını söyleyebilirim. Chernobyl Blues öncesindeki Steve Blanco’nun klasik bas solosu da başarılıydı. Yalnız bu sefer kırılmış şampanya şişesini sürttü gitarına; o heyecanla umursamadı pek ama umarım kıçı başı dağılmamıştır gitarının, haha.

Saatler 20:35’i gösterirken 10 dakika sonra ana sahnede çalacak IGORRR‘u görmek üzere, kulaklarımda Rotted Futures‘un son anları yankılanırken kale içindeki kestirme tünellerinden birine daldım. Hemen bir bira kaptıktan sonra da yola koyuldum. Günün bundan sonrası, şimdiden hayli uzun olacağı konusunda korkmaya başladığım yazı dizimizin yeni bölümüne kalsın; gün bitmeden konuşulacak daha çok şey var. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Photo(s) © “David Surovec”, courtesy of Brutal Assault

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

2 thoughts on “BRUTAL ASSAULT 2022 – 2. Gün / Bölüm 1: Koşturmaca Başlıyor!

  • 31 Ağustos 2022 tarihinde, saat 12:35
    Permalink

    Geçmiş olsun abi, çok kötü denk gelmiş park muhabbeti. İmperial davulcusu da hiç çaktırmamış çok iyi kotarmış bence şarkıyı bilmiyorum ama.

    Yanıtla
  • 1 Eylül 2022 tarihinde, saat 22:57
    Permalink

    Yine keyifle okudum. Baget olayı güzel anı olmuş.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.