Craven Idol – Forked Tongues

Merhaba.

Fetişlerin travmalara bağlı olduğunu savunan bir yazı okudum geçenlerde. Daha çok cinsel taraflardan irdelenmiş ve çok da aklıma yatmadı açıkçası ama yine de bir miktar kafa açtı diyebilirim. Düşkünlüklerimin kaynaklarını araştırmayı eğlenceli bulsam da her birinin altında bir nedensellik bulmak kolay değil tabii. Örneğin black/thrash türüne karşı duyduğum fetiş seviyesi bağlılığın kökenine ulaşamıyorum bir türlü. Belki bana en paçoz, en sorumsuz gelen metal türü gibi geldiğinden ve Türkiye gibi bir çukurda, bozuk insanlarla birlikte bozuk yönetimler altında yaşamanın getirdiği yükün altında ezilirken black/thrash icracılarının umursamaz, rahat tavırlarını (en azından öyle görünüyorlar) çok kıskandığım, kendi hayatımda bunun eksikliğini derinden hissettiğim içindir, diyeceğim ama terapistime anlatmam gereken şeyleri neden bir metal kritiğinin açılış paragrafında konuştuğumu inanın, ben de bilmiyorum şu an.

Londralı Craven Idol, 2005 yılında kurulup 2013’te ilk albümü Towards Eschaton‘u yayımladıktan sonra dört senede bir albüm yayımlama düzenine geçmiş, geçtiğimiz haftalarda da Forked Tongues adındaki 3. stüdyo albümünü paylaşmış bir isim. Promo fotoğraflarında ateş üfleyen elemanlar barındıran her metal grubu gibi alabildiğine serseri takılan grup ikinci dalga black metalinin bireyselci ve dışa dönük öfkesini ani ritim değişiklikleriyle heyecanını yitirmemesi planlanmış bir thrash kalıbında sunarak dinlemekten hiçbir zaman sıkılmayacağım bir sesler bütününe dönüştürmüş. Venomous Rites‘ın girişinde Immolator of Sadistik Wrath (senin rumuzunu yerim ya ben) Tom G. Warrior imzalı “UGH!” patlattığında yeşeren umutlarım, The Wrath of Typhon‘un kusursuz açılışı (keşke devamında da o tempoyu kaybetmeseydi) ile Jack’in fasulyesi gibi bir anda filizlenip göğe çıktı. Kısacası Forked Tongues‘ı sevmem için albümün ilk beş – beş buçuk dakikasını dinlemem yetti.

Tabii albümün kalanını kulakardı etmek olmaz. Yunan mitolojisinde yer alan devasa ve ölümcül sürüngen Typhon üzerinden tanrısal bir anlatı kuran Craven Idol, sözler haricinde bu konsepti çok hissettiremese de özellikle vokalistin (tekrar yazdırmayın o mahlası şimdi) çok yönlü performansı sayesinde hikaye anlatıcılığına dair ipuçlarını bırakıyor paçoz bestelerin arasına. İkinci dalgadan alışık olduğumuz kulak tırmalayıcı çığlıkları nadiren kullansa da cuk oturttuğu death metal böğürtüleri ve ondan da nadir kullanıp neden daha çok kullanmadığını sorgulatan falsetto oyunlarıyla (falsetto denilince aklınıza LEPROUS yılışıklıkları gelmesin; Tom Araya‘dır burada mevzubahis) birleştirmiş. 9:22 süresiyle kapanış parçasıyla beraber albümün en yoğun anlarını barındıran Deify the Stormgod‘da bu vokal çeşitlemelerini görebilir, black/thrash gibi bir müziğin böylesi atipik sürelere hakkıyla nasıl çıkarılabileceğine dair fikir edinebilirsiniz. Ayrıca bu parçada minik koral düzenlemeler de var ki ABSU gibi isimleri anımsatan epik noktalara geliyor olay bir anda. Zaten yer yer diğer üç elemandan ikisinin vokal desteğini duyuyoruz albüm boyunca. Bu zenginlik, Forked Tongues‘ı daha derin bir yaratıya dönüştürmüş.

Referans vermeye başlayınca duramıyor insan ama Craven Idol söz konusu olunca işimiz kısa ve hayli kolay; DESTRÖYER 666 ve ABSU etkisini bu kadar yoğun hissedebileceğiniz başka bir grup var mı bilmiyorum (neden yok ayrıca, mis gibi grup!) ama İngiliz itlik mümessilleri Amerikalı ve Aussie dostlarından fazlasıyla ilham almışlar gibi görünüyor. Iron Age of Devastation gibi hızdan çıldırmış şarkılardaki Deströyer 666 geçişleri, o crash esleri, çift taraflı kazımasyon gitarlar, bu türün en iyi yanlarını hap halinde sunuyor resmen.

Tüm albüm aynı black/thrash tabanından ilerleseydi belki beste kalitesi veya heyecan anlamında inişli çıkışlı bir grafik çizebilirdi ama ilkinden biraz bahsettiğim iki epik kapanış parçası, Forked Tongues‘ı farklı bir seviyeye taşıyor. Thrash tarafı fazlasıyla törpülenmiş, akıllara WOLVES IN THE THRONE ROOM‘dan MGŁA‘ya kadar atmosfer kurma konusunda uzman bazı isimleri getiren bir black metal anlayışıyla kurgulanmış The Gods Have Left Us For Dead, özellikle 3. dakikadan sonra resmen atmosferik black metale bağlıyor. Albümün anlatısıyla da paralel şekilde umudun kaybolduğu, biraz daha doom hissiyatlı bir final ile sadece bira içip eğlenen lay lay lom bir albüm olmadığını da gösteriyor Forked Tongues. Kısacası özenle, her şarkısı bir amaca hizmet edecek şekilde yazılmış bir albüm bu ve standart bir black/thrash albümünü dinlerkenki üstünkörücülükten (TDK ağlıyor şu an) biraz daha fazla dikkat istiyor.

AURA NOIR kendini feshettiğinden beri black/thrash tahtı boş duruyor. Her yeni albümde acaba mı gözüyle bakıp o tahta çıkmaya layık yeni bir isim arıyoruz. Craven Idol, 3. albümü itibariyle (ilk iki albüm ne bütünlük ne prodüksiyon ne de beste kalitesi açısından yaklaşamıyor Forked Tongues‘a) adaylığını açıkladı gibi görünüyor. Daha çok ekmek yemeleri (bira içmek gibi düşünelim; sıvı ekmektir o da yani) lazım ama bir umut ışığı yakmayı başardılar bence. Çok bekletmeden, bu ayarda bir albüm daha gelirse gelecek seçimde oyum bellidir benim.

87/100


Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp Patreon da neymiş acaba diye bir göz atabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.