Fractal Universe – The Impassable Horizon

Merhaba.

Fransız teknik/progresif death metal topluluğu Fractal Universe, 2019’daki şu yazımdan beri yakından takip ettiğim bir oluşum. Aslında modern prodüksiyon, Amerikan pazarına uygun bir progresiflik dozu, düşük tonlu, çok telli gitarlar, duygulu bir temiz vokal gibi birçok açıdan Kuzey Amerika için doğru bileşenlere sahip olmalarına rağmen henüz yeterince popüler olamamalarının altında, grubun ilk gününden beri devam bir dağınıklık ve plansızlıklık alışkanlığı yatıyor. Sekiz senelik kariyerlerinin 3. stüdyo albümü The Impassable Horizon‘da bu sorunu aşıp bir sonraki aşamaya geçmeyi başarmışlar mı, şimdi ona bakacağız hep birlikte.

Fractal Universe’ü bir death metal grubu olarak tanımlamak, kitabi açıdan death metal tanımına hakaret gibi aslında. Grubun progresif tarafı o kadar baskın ve temiz vokal kullandığı kısımlar o kadar fazla ki daha genel bir tabirle ekstrem metal çatısı altına konumlandırmanın beklentileri yönetme açısından daha doğru olacağı kanaatindeyim. Karşılaştırıldığı veya aynı kategoride değerlendirildiği OBSCURA, THE FACELESS, GOROD gibi gruplara kıyasla çok daha yumuşak bir müziğe sahip Fractal Universe ve A Clockwork Expectation ile brutal taraflarını iyice törpülemişler. Ölümün tehditkarlığı, önceki iki albümde biraz daha fazla hissetiriyordu kendisini. Avangart, caz etkili -zaten saksafon da var bol bol- progresif bir ekstrem metal albümü The Impassable Horizon.

Açılış parçasındaki veya klip şarkısındaki gibi daha melodik ve ritmik ilerledikleri kısımlarda death metal ile bağdaşan unsurlara rastlansa da özellikle vokal tarafında yumuşama sinyallerini veriyor baştan. Blast-beat ise tamamen aldatıcı, çünkü albümün devamında pek karşılaşmıyoruz. Albüme hakim olan müzikal bakış ise Interfering Spherical Scenes ile iyice kendini belli ediyor. CYNIC vari bir progresiflikle türleri birbirine karıştırırken sınır tanımaz bir tavırla da bestelerini oradan oraya savuruyor grup. Çiğ duyguların bastırılıp progresif olgunluğun öne taşındığı Symmetrical Masquerade ve Withering Snowdrops gibi şarkılar, Fractal Universe’ün bir death metal grubundan ziyade bir progresif metal grubuna dönüştüğünü müjdeliyor.

Son bölüme yaklaşırken karşımıza çıkan Godless Machinists ise albümün zirvesi. Sekiz dakikayı aşan süresinde Fractal Universe’ün bol açılı dünyasına imkanlar dahilindeki tüm açılardan göz atma şansı buluyoruz. Grubun maceracı beste yazma konusundaki hüneri, farklı kısımları çorbaya dönmeyecek şekilde birbirine tutturma konusunda da her albümde gelişiyor ve bu şarkı da onun en güncel kanıtı. Özellikle yakın geçmişte hayli ses getiren ALKALOID‘i ve üstteki paragraflarda ismi geçen çılgın grupları biliyorsanız daha önce duymadığınız bir şey yok ama Fractal Universe mahir oyuncuların top koşturduğu bir alanda hareket etmeyi başarıyor gerçekten de. Biraz ezbere, biraz o büyülü hareketlerden yoksun ama her eleman, hem enstrümanına hem de geniş resme katkısına dair fikir sahibi, orası kesin. Hünerini anlamak için ise detaylara dalmak, dikkat kesilmek ve sık sık başa sarıp tekrar oynatmak gerekiyor.

Açıkçası neredeyse bir saat süren ve çoğu anda duygusunu kaybedip tekniğe abanan albüme harcadığım sürenin sonunda beklediğim kadar tatmin olduğumu söyleyemem. Black Sails of Melancholia ve akustik Flashes of Potentialities elbette manevi tarafı besliyor ama onlar da niyetini çok belli ediyor benim için. Kısacası grubun üst düzey müzisyenliğinin beste/albüm boyutunda karşılığını bulduğundan emin değilim. Baştaki konuya geri dönecek olursak bence hala çok dağınıklar ve parçalar/kısımlar içerisindeki iç dinamik doğru kurgulansa da albümün tümüne bakınca bütün bir anlam ifade etmiyor. Bu da sadece dinlediği müzikte teknik manevralardan, keskin dönüşlerden hoşlanan, işin teknik tarafına odaklanan dinleyicilerin tatmin olacağı bir albüm demek. Kaldı ki bu kadar zaman ayırıp on defa, yirmi defa dinleyecek ve bestelerdeki detaycı işçiliği özümseyecek kadar vaktiniz var mı veya bu türü bu kadar çok seviyor musunuz onu da bilmiyorum.

Yalnız büyük ihtimalle bir daha açıp baştan sona dinlemeyecek olsam da The Impassable Horizon iyi bir albüm. Hatta tam hava atmalık, övdükçe kendinizi de daha kaliteli biri gibi hissedeceğiniz türden albümlerden. Tamam, biraz sarkastik bir yerden söylüyorum bunu belki ama doğruluk payı da var gerçekten. O yüzden eğer yazıda bahsi geçen gruplara ilgi duyuyorsanız mutlaka bir bakın, eminim benden çok daha fazla takdir edeceksinizdir The Impassable Horizon’ı. Ben de ne yapayım, gidip önceki iki albümdeki biraz daha çiğ, biraz daha sıcak ve organik Fractal Universe’ü dinlemeye devam ederim.

83/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.