Old Man’s Child – Born of the Flickering

Merhaba.

EMPEROR‘ın yol gösterici In the Nightshade Eclipse‘i sayesinde ortaya çıkan senfonik black metalin ilk günlerindeki ihtişamını düşününce türün bugünkü hali insanı üzüyor. Potansiyeli çok yüksek bir alt tür olmasına rağmen çabuk tükendi ne yazık ki. Türün demirbaş gruplarından bazılarının kariyer tercihleri de senfonik black metale tepeden bakılmasına neden oldu tabii. CRADLE OF FILTH ve DIMMU BORGIR gibi elebaşı sayabileceğimiz isimler, bugün black metalin iç halkalarında saygıyla anılan elemanlar barındırsa da dinleyici nezdinde ne yazık ki çok umursanmıyorlar ve bunun haklı nedenlerini de konuşabiliriz uzun uzun.

Yine de 90’ların ikinci yarısından şöyle 2000’lerin ortasına gelene kadar senfonik black metal, black metalin geleceği gibi duruyordu. Lider Emperor düşünce ordu dağıldı gitti belki ama özellikle Dimmu Borgir, bir dönem sadece senfonik black metal için de değil, tüm ekstrem metal camiası içerisinde en meşhur, en güçlü isimlerden biriydi. 2000 sonrasının, yani bir deve dönüşmüş haldeki Dimmu Borgir’in en önemli figürlerinden biriyse şüphesiz hem bestecilik hem de solo gitar tarafında grubun kimliğini belirleyen elemanlardan, nam-ı diğer Bay Bıyık, Galder’di.

Dimmu Borgir gibi bir deve transfer olmasına rağmen henüz 17-18 yaşlarında yarattığı Old Man’s Child projesini terk etmemiş olması, onun bu projeye tutkusunu da gösteriyor olsa gerek. 2009’dan beri sessiz belki ama 2019’da tekrar beste yapmaya başladığını duyurup bizleri sevindirmişti Galder. Gitaristliğini ön plana çıkarıp daha melodik ve gitar ağırlıklı besteler ürettiği Old Man’s Child, hem melodik hem de senfonik black metal dinleyicisinin gözünde değerli bir projeydi her zaman. Sonradan klavyeyi arttırıp biraz daha farklı sulara kaydıysa da bu projeden çıkan ilk albüm Born of the Flickering, hem dönemin ruhunu hem de yavaş yavaş değişmeye başlayan black metalin o dönemki gelişimini iyi yansıtan bir yapıt olarak hafızalarda yer etmeyi başardı.

Yarı-melankolik, yarı-agresif gitar melodileriyle dolu bir albüm Born of the Flickering. The Last Chapter gibi parçalardaki belli belirsiz koro düzenlemeleri dışında çoğunlukla akor geçişlerinin altını çizmenin ötesine geçmeyen, ancak o kırılgan ve donuk 90’lar atmosferinin oturmasına katkı veren klavye ile Leads to Utopia/the Old Man’s Dream gibi parçalarda ön plana çıkan bas gitar, Galder’in besteciliğinin yalnızca gitar odağında olmadığını gösteriyor. Prodüksiyon ise dönemi anlamanın anahtarı adeta: 90’ların ilk yarısındaki çiğ prodüksiyon ile 2000’lere hakim olan, yukarıda saydığım tüm isimleri eleştiri oklarının hedefi kılan aşırı steril ve temiz prodüksiyonun arasında bir yerlerde, kirli ama kokmuyor diyebileceğimiz bir seviyede.

Besteciliğe dönecek olursak Born of the Flickering‘in bir artısı da birbirinin aynı yapıda parçalardan ziyade Galder’in cephanesindeki her silahı kullandığı bir yapıt olması. Akustik gitarlar, doğrudan 90’lar black metali sayılabilecek işler (The Last Chapter), IRON MAIDEN vari gitar melodileri ve dörtnala ritim oyunları (Demons of a Thorncastle), daha paçoz riflerle black metalin serseri tarafına oynadığı parçalar (Christian Death‘i başka bir grup yapsaydı çok daha ünlü bir şarkı olurdu bence) deneysel fikirler derken her şarkıyı bir diğerinden rahatlıkla ayırabilmek mümkün. Her şarkı diğerini beslesin ve bütüncül bir atmosfer yaşayayım isteyenler için çok iyi bir haber olmayabilir bu tabii, çünkü zaman zaman ortam bir anda değişebiliyor. Örneğin albümün ortasındaki enstrümantal Wounds From the Night of Magic, flemenko rüzgarları estirip daha romantik bir kanala geçiyor pat diye. Başta çok yadırgadıysam da yıllar geçti aradan ve sen ne münasebet ya black metal albümün ortasında yönündeki fikirlerim törpülendi çoktan; favori parçalarımdan biri kendisi uzun zamandır.

Deneysellik noktasında çalışmadığını düşündüğüm ve yıllardır kulağıma batan tek şey ise Galder’in death metal vokalleri sanırım; standart black metal çığlıkları ne kadar cuk oturuyorsa o garip, özellikle kulak tırmalayıcı olsun diye uğraştığını düşünmek istediğim (kendiliğinden böyle çıktıysa daha fena) brutal vokali gerçekten tüm havayı bozuyor. Bir de kapanıştaki the Old Mans’ Dream‘de iyice kopup gidiyor Galder; çoğunlukla Leads to Utopia kısmı sona erdiğinde, albüm de bitmiş oluyor benim için.

Sonraki Old Man’s Child albümleri, herhalde Dimmu’nun da senfoniyi kökleyerek başardıklarının etkisiyle klavyeye, prodüksiyona ağırlık vererek Born of the Flickering çizgisini terk ettiler ama 1994-2000 arasındaki o melodik, senfoniyi yeni keşfeden İskandinav black metalini seviyorsanız Born of the Flickering, keşfedilmeyi bekleyen bir cevher olarak duruyor yeraltının derinliklerinde. Hoşunuza giderse buradan 2003 çıkışlı In Defiance of Existence‘a da zıplamanızı öneririm; hem kayıt ve bestecilik anlamında Galder’in (haliyle Old Man’s Child‘ın) ne kadar geliştiğini görebilir hem de grubun -bence- zirvesini deneyimleyebilirsiniz.

82/100


P.S.: Bu kritik, Metalperver’in PATREON abonesi Tahir Pehlivanoğlu‘nun isteği üzerine kaleme alındı. Benzer isteklerde bulunmak, diğer avantajlarından faydalanmak ve daha önemlisi Metalperver’e destek olmak için Patreon’a göz atabilirsiniz.

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.