Cannibal Corpse – Violence Unimagined

Merhaba.

Geçtiğimiz günlerde, death metalin değerli müzisyenlerinden, Cannibal Corpse tarihinin en uzun soluklu gitaristi Pat O’Brien’ın, 150 saat kamu hizmeti ve $23,793.45 para cezasına çarptırıldığı duyuruldu. Ayrıca alkol ve uyuşturucu tedavisi görmesi şart koşulan O’Brien’ın, beş yıl boyunca da düzensiz aralıklarla uyuşturucu testine sokulmasına karar verildi. Hatırlarsanız 2018’de, kendi evi alevler içerisindeyken ve evinde tuttuğu -haddinden çok daha fazla sayıdaki- silah ve mühimmat rastgele patlıyorken yan komşunun evine zorla girmiş, polis olay yerine vardığında polisin üzerine bıçakla saldırmış, şok tabancasıyla bayıltılarak tutuklanmıştı… İşin içinde yamyamlık ve sakatat yok (çok şükür) belki ve gerçekten yaşandığı için hayli trajik, fakat şöyle bir düşünün, tüm bunlar Cannibal Corpse müziğini çok iyi anlatmıyor mu sizce de?

Şaka bir yana, önce Amerika’yı, ardından da dünyayı şoke eden ve senatörlerin çıkıp “Bunlaar, ülkemizin yerli ve milli değerlerini ayaklar altına alıyorlaar!” diye bağırmasına neden olan (gerçekten yaşanmış bir olay bu, google it), uzunca bir süre Avustralya kıtasında albümlerinin satılması yasaklanan, hiçbir zaman televizyon ve radyo desteği alamayan Cannibal Corpse, o şok edici etkisini kaybedeli yıllar oluyor. İnsanlık, her şey gibi Cannibal Corpse’a da alıştı. Zaman geçtikçe biraz kafadan kontak ama özünde iyi birisi gibi gördüğümüz, ara sıra görüşüp laflamaktan keyif alsak da yanında uzun süre durmak istemediğimiz bir akrabamıza dönüştü grup. Evlilik aşkı öldürüyor mu bilemem, fakat Cannibal Corpse’un istikrarı, heyecanını öldürdü biraz.

Belki de bu nedenle, Pat O’Brien’ın yaşadığı garip olaylar ve ayrılış süreci, devamında ekstrem metalin saygı duyulan figürlerinden HATE ETERNAL insanı Erik Rutan’ın kadroya girmesiyle, uzun zamandır olmadığı kadar heyecanlı bir ortam oluştu. Red Before Black, A Skeletal Domain veya Torture çıkarken de oradaydım veViolence Unimagined‘daki gibi bir beklenti ya da heyecan asla yoktu. Hele ki Erik Rutan’ın beste yazımında da yer aldığı anlaşılınca, tazelenmiş bir heyecanla beklemeye koyuldu tüm dünya. Neyse ki beklentiler içerilerde patlamadı ve hem grubun genlerine işlemiş istikrarın hem de Erik Rutan’ın getirdiği coşkunun açıkça hissedildiği Violence Unimagined, 15. stüdyo albümünü çıkarmış bir death metal çınarıyla nikah tazeletti adeta birçoğumuza.

21. yüzyılın son 15 senesinde gruba prodüksiyon tarafında eşlik eden Erik Rutan’ın, tüm zamanların en çok satan death metal grubu ünvanına sahip Cannibal Corpse ile ilişkisini bir ölçüde METALLICA – Rick Rubin ilişkisine benzetmek mümkün. İki ismin bu dev gruplara prodüksiyon masasında katkı vermeye başlaması arasında sadece iki sene var (2006 ve 2008) zaten ve ikisi de bu emektar grupları Y, Z ve Alpha kuşakları arasında da güncel kılmak adına elinden geleni yapıyor. Rick Rubin’in Metallica’da çalması pek olası değil tabii ama Erik Rutan’ın Violence Unimagined‘e nasıl bu kadar rahat, nasıl bu kadar dikişsiz bir biçimde adapte edildiğini anlamak için grupla ilişkisini iyi bilmek gerektiğini düşünüyorum. Sadece kendi yazdığı Condemnation Contagion, Ritual Annihilation ve Overtorture parçalarında değil, albümün tümünde onun eklektik gitar stilinin etkisini görmek mümkün zira. Ayrıca Condemnation Contagion‘daki sözlerinin güncelliği, şarkının orta tempolu ritmik yapısıyla birleşince Corpsegrinder “Mandatory quarantine enforced!” diye böğürdüğünde (“Zorunlu karantina uygulandı!” şeklinde çevirebiliriz), Violence Unimagined‘i bağra basmak çok daha kolay bir hale geliyor.

Sadece Erik Rutan’a bağlamamak lazım konuyu. On yıllarca beraber çaldığı, alışkanlıklarını birlikte oturttuğu elemanlarından birini kaybetmiş, adeta bir kolunu kaybetmiş bir grubun yeni duruma kendini adapte etmesi açısından da Violence Unimagined, Cannibal Corpse diskografisinin en önemli ve grubun her mücadeleden zaferle çıkabileceğini kanıtlayan, en güçlü albümlerinden biri. Bununla birlikte tabii ki Erik Rutan’ın katalizör etkisi sayesinde, son on-on beş yılın en canlı, en hayat dolu Cannibal Corpse albümü denilebilir Violence Unimagined için. Klasik minor staccato riflerin arasına tutam tutam teknik yoğunluğu biraz daha yüksek numaralar serpiştirilmiş ve bu da normalde bir süre sonra heyecanını kaybedebilen albümlere yeni bir hayat enerjisi veriyor. Sololarına ise girmeyelim bence hiç, çok uzar yazı durduk yere. Condemnation Contagion‘ın 90’lar teknik death metal ruhunu, Slowly Sawn‘un şovunu konuşur da konuşuruz.

Promo röportajlarında Paul Mazurkiewicz’in kariyerinin en zengin davul performanslarından birine imza attığı söyleniyordu ve biz de “yav he, he,” diyorduk (Paul’un biraz tekdüze ve mekanik bir tekniği olduğu bilinen bir gerçek) ama hakikaten de Paul’a bile can suyu verilmiş sanki. Çoğunlukla göz açıp kapama süresi kadar kısa tutulsalar da albümdeki nefes aldıran minik anları doldurma konusunda da, grubun death/thrash kırması eski zamanlarını anımsatan Inhumane Harvest veya Surround, Kill, Devour gibi parçalardaki performansıyla da göz dolduruyor 52 yaşını deviren Paul. Çift başlı kartal şeklinde grubun ritim akışını birlikte kontrol ettiği silah arkadaşı Alex Webster’in etli bas gitarı gözardı ediliyor sıklıkla, atlamayalım ve hiç değilse Follow the Blood‘daki küçücük dokunuşlarının şarkıyı nereden nereye taşıdığına bir kulak kabartalım. Sahnede gerçek bir azman, sivilde ise adeta bir ponçiklik yumağı olan Corpsegrinder bile bu yeni heyecan ve kendini yeniden kanıtlama motivasyonuna kapılmış sanki. Death metalin tümü içerisindeki favori beş şeyimi sayacak olsam bunlardan biri herhalde onun tiz çığlıkları olur ve Ritual Annihilation‘ın sonundaki “Ariiiiise!” çığlıklarından Follow the Blood‘daki histerik, kakafonik “Fire at Will!” çığlıkları olsun, bu adamı neden bu kadar çok sevdiğimi bir defa daha anlamamı sağladı.

Tüm coşkusuna rağmen günün sonunda dinlediğimiz şey katışıksız Cannibal Corpse ve bunu koruyabilmek takdire değer olsa da 43 dakika, 11 parça… Emin değilim; belki 9 parça, 35 dakika bir albümle çok daha efektif ve hırpalayıcı bir tecrübeye dönüşebilirdi sanki. Gerçi tekrarlı dinlemelerde dahi hiçbir parçayı geçme ihtiyacı duymadım. Bununla birlikte Violence Unimagined gaddarca anlar barındırsa da orta-tempo seviyelerine oturmuş bir albüm olarak Cannibal Corpse’un barbar vahşiliğini yüzde yüz karşılıyor mu, emin değilim. Overtorture gibi baştan sona yardıran besteler yok değil ama Bloodthirst‘ün kaotik hallerinden ziyade Evisceration Plague‘in olgun eziciliğine sahip diyebiliriz.

Eksileri tümüyle görmezden gelinebilir, artılarıyla ise hem Cannibal Corpse markasının gücünü korumaya devam eden hem de grubun kendinden çok daha genç kuşaklara ulaşıp yeni hayranlar edinmesini sağlayabilecek bir albüm Violence Unimagined. Tüm zamanların en büyük (en iyi demiyorum) death metal grubu Cannibal Corpse ve 32-33 sene önce ne kadar vahşiyse bugün de aynı, kendi korkunç diyetiyle beslenerek semirmeye, palazlanmaya devam ediyor. Erik Rutan’ı da kaptırdık zaten, artık etinden bağırsağından faydalanırlar bol bol. Sene sonunda 2021’in en iyi death metal albümünü yapan grup olarak bu veteran adamlar öne çıkarsa şaşırmayacağım, çünkü Violence Unimagined gerçekten çok güçlü.

89/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

4 thoughts on “Cannibal Corpse – Violence Unimagined

  • 5 Mayıs 2021 tarihinde, saat 23:44
    Permalink

    Çok güzel yazı. Kendi adıma konuşursam Pat O’Brian’ın hastasıyım. Torture bana death metali sevdiren albümlerden biri ve hala en sevdiğim CC albümleri Torture ve A Skeletal Domain. CC’nin sırtını orta tempoya yaslayan hali de hoş ama Frantic Disembowelment gibi, High Velocity Impact Spatter gibi çıldırmış şarkılarına ölüp bitiyorum. CC’nin Pat O’Brian döneminde genelde hızlı besteleri Pat, orta tempo groovy besteleri Barrett üstleniyordu ve dengeli bir dağılım oluyordu. Violence Unimagined sırtını biraz fazla orta tempoya yaslamış CC’den beklentilerime göre. Özellikle ikinci yarısı, Follow The Blood’dan Overtorture hariç albümün sonuna kadar olan kısımda bayağı bayağı sıkıldığım oldu. Slowly Sawn ve Bound and Burned’ü çıkarsalar veya bunlardan birini Murderous Rampage ayarında bir şarkıyla değiştirseler, kapanış şarkısına biraz daha özenseler çok daha iyi olur muydu bilmem, bu haliyle de seveni çok ve CC’nin hangi yanını sevdiğinize göre böyle kağıt üstünde ‘düz’ bir müzik yapan gruptan beklentilerimiz oldukça farklı olabiliyor, ama kesinlikle daha benlik bir albüm olurdu.

    Ha bu kadar konuştum olumsuz olumsuz ama sitemim sevdiğimden. Murderous Rampage ve Overtorture muazzam şarkılar, albümde de bir sürü harika an var. Erik Rutan’a tapıyorum zaten. Kendini bu denli sağlama almış ve kariyerinde önemli birçok sınırı aşmış bir grubun hala enstrüman hakimiyetine bu denli özen göstermesi, ÇATIR ÇATIR çalıyor olması bile başlı başına büyük bir olay. Prodüksiyonun kirliliğinden farkına varamayabiliyoruz ama bu yaştaki dede metalcilerden oluşmasına ve türün yaratıcılarından olmasına rağmen CC birçok genç ‘teknik’ death metal grubunu cebinden çıkarır. Ama yine de Pat’ın eksikliğini hissediyorum albümü dinlerken. Çıldırmış, kafayı yemiş halde önüne çıkanı kesip biçen CC yerine daha planlı programlı bir CC var Violence Unimagined’de. Bir sonraki albümde umarım Erik Rutan daha fazla şarkı yazar ve daha çıldırmış bir CC görürüz. Hatta Rob Barett sokakta birilerini doğramaya çalışır, evinden 4324324 tane silah ve 2 tane kurukafa çıkar ve onun yerine cezasını doldurmuş Pat’ı alırlar, bütün albümü Pat ve Rutan yazar. Hayali bile çok güzel.

    Yanıtla
  • 7 Mayıs 2021 tarihinde, saat 14:07
    Permalink

    Kendimle yaşıt bir grup ve bunca yıl içerisinde çıkardıkları 15 albüm. Her şeyden önce bu istikrar için kutlamak lazım. Hele ki death metal gibi ticari olarak riskli sayılabilecek bir türde bunu yapabilmeleri önemli. Şu an ne kadar kanıksanmış olsa da grubun kurulduğu dönemde bu derece geniş ve ılımlı bir pazar olmadığını düşünebiliriz.
    Son birkaç albümdür grubun müziğine ilgim giderek azalmış bir haldeydi. Ama Pat O’Brian vakası ve sonrasında Erik Rutan’ın kadroya dahil oluşuyla beklentimiz yükseldi haliyle. Ve albümün bu yüksek beklentiyi karşıladığını düşünüyorum. Çok fazla sürpriz barındırmıyor ama zaten grubun müziğinden beklentilerimiz aşağı yukarı belli. Groovelu ve orta tempo bestelerin yanında azımsanmayacak yırtıcılıkta şarkıların da ben burdayım dediği bir ortam var. Ama genel olarak manevra kabiliyetiyle ön plana çıkan Avrupa tırı değil de torkuyla ve ağırlığıyla tehditkar bir görünüme sahip Amerikan tırı misali ezici bir death metal bu.
    Kritikte bahsedildiği gibi yıllardır grubun +1 üyesi durumunda olan Rutan’ın icra anlamında da ortaya koyduğu performans harikulade. Yıllardır aynı havayı soluduklarından olsa gerek bir kimya sorunu yaratmamış ve sonraki albümlerde yapabilecekleri açısından yine bir beklenti oluşturdu bende. Paul Mazurkiewicz abimizin de çabasını takdir etmek lazım. Webster Bey’i övmeye gerek yok.
    Keşke bundanım olsa:) dediğim iki noktadan biri; Alex Webster bas solosu veya Hammer Smashed Face vari bir soluk olma arası baslı bölüm gibisinden ufak güzellikler. Diğeri de grubun performans sergilediği bir klip. Bol kanlı kısa filmler eh işte dedirtiyor, ben Rutan’la beraber çaldıklarını görmek istiyorum. Görünüş olarak da birbirlerini acayip iyi tamamlayan bir ekipler ve bu azmanlığı canlı tecrübe etmek lazım tabii.
    Albüme dair tek sevmediğim kısım ise kapağı. Albüm kapaklarından sorumlu abimizin stilini pek tutmuyordum zaten bu çizim de hiç sevmediğim karakterde ve basitlikte olmuş. Corpsegrinder’ın ensesini çekip koysak bundan daha iyi bir kapak olurdu belki. 😛
    Bakalım bir sonraki albümleri nasıl olacak ve yıl sonuna kadar daha iyi bir death metal albümü dinleyebilecek miyiz?

    Yanıtla
    • 7 Mayıs 2021 tarihinde, saat 16:41
      Permalink

      Corpsegrinder’ın ensesi temalı albüm kapağı = Win.

      Yanıtla
      • 7 Mayıs 2021 tarihinde, saat 18:16
        Permalink

        😁Albümün adı: Bugün Cuma Enseyi Kapa

        Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.