Klasik Bir Cumartesi: Nasum – Helvete

Merhaba.

Zaman zaman bahsediyorum, benim ekstrem metaldeki en büyük keşif dönemim harçlıktan arttırdıkça Ankara’nın 2000’lere damga vurmuş metal dükkanı ZID’a gidip o gün, orada, birkaç şarkı dinleyip beğendiğim bir albümü satın aldığım yıllardı. Tür, eş-dost arasındaki popülerlik veya herhangi başka bir kıstas gözetmeden, o dükkanda Tolga ile laflarken aklıma yatan her albümü satın alıyordum deli gibi. Bu ilginç alışkanlığım sayesinde bugün kült veya popüler olmuş birçok albümü çıktığı yılda ve hatta bazen çıktığı ay/hafta içerisinde dinleme şansım oldu. NAPALM DEATH sonrası hayatımda dinlediğim ilk grindcore grubu Nasum’u, fiziksel olarak sahip olduğum tek grindcore albümü diyebileceğim Helvete çıktığında, 2003 Mayıs’ında dinledim ilk defa. Sonra da ne zaman canım grindcore dinlemek istese, ilk başvurduğum albümlerden biri oldu. Sağ olsun, PATREON destekçilerimizden Berkan Dirim de Helvete kritiği isteyip bu enfes albümü yeniden hatırlamamı, dinlememi sağladı.

Müzikal bir yönden girip enstrüman kullanımı tarafından değerlendirildiğinde grindcore, hassasiyet, dakiklik, keskinlik ve kondüsyonun teknikten, yaratıcılıktan çok daha önemli olduğu bir müzik. Basit, power-chord seviyesinin bile kabul edilebilir olduğu türden bir rif akışı, istediğinde kısa molalar verip ritmik kalıplarla müziğe nefes aldırabilen, onun dışında tamamen kaotik blast-beat kombinasyonlarından oluşacak bir davul, kendisinden yalnızca müziği hacimlendirmesi beklenen bir bas gitar ve bu paketi mümkün olabilecek en kuduz, en öfkeli şekilde sunmayı becerecek bir vokal; iyi bir grindcore için gereken tüm malzemeler bu kadar işte. Ne var ki aynı anda hem öfkeli, hem anlamlı, hem taze hem de heyecanlı bir müzik olmak zorunda bu ve iş o kısma geldiğinde mekanik kabiliyetin, kas hafızasının veya kondüsyonun çok üzerinde bir şeylere ihtiyaç duyuyor grindcore: Tutku, ateş, öfke, nefret, adalet ve buna banzer insani duygulardan beslenen bir ilhama. Konuk isimler haricinde temelde yalnız üç kişinin elinden çıkan Helvete, İsveç’in grindcore diyarının efendisinin neden Nasum olduğunu çok net bir biçimde açıklıyor ve grindcore türüne hangi pencereden bakarsanız bakın, muhteşem bir manzara gösteriyor.

Tabii albüme geçmeden önce Mieszko Talarczyk’e bir parantez açmamak mümkün değil… Nasum’da yıllar içerisinde gitar, bas ve en çok da tabii vokal görevini üstlenmiş, gruba kuruluşundan kısa bir süre sonra dahil olup Nasum’un yüzü olmuş ve kendi stüdyosu Soundlab‘de, İsveç’te bir grindcore piyasası oluşmasına ön ayak olarak REGURGITATE‘ten ROTTEN SOUND‘a birçok önemli grubun işlerinde prodüktörlük yapmış Mieszko, 2004 yılında, Tayland’da kız arkadaşıyla birlikte tatildeyken yakalandığı, tahminlere göre 227.000’den fazla insanın canını alan korkunç bir tsunami felaketinde hayatını kaybetti ne yazık ki. Haberi bir-iki ay sonra geldiğinde (bedeni ancak teşhis edilebilmişti) hepimiz şok olmuştuk gerçekten ve grubu keşfedeli daha bir-iki sene olmuşken birdenbire kaybetmek çok koymuştu. Bugün bile Mieszko’nun başına gelenleri düşününce böyle saçma şey mi olur ulan!? diye isyan etmeden duramıyorum ama işte hayat böyle bir şey bir yandan da… Olmaz olsun böyle iş.

Buradan geri çıkıp albümü konuşmak kolay değil ama neyse ki Nasum müziği öylesine kuvvetli ve saldırgan ki oynatma tuşuna basar basmaz insanın zihnindeki kara bulutları dağıtmaya başlayan Violation ve efsane Scoop eşliğinde tekrar Helvete‘ye dönmek o kadar da zor değil. Mieszko’nun bu albüme özel bir şekilde iyice çiğ ve canlı duyulan vokali, “Go ahead; serve the violation! Take a part, of the exploitation!” çığlığını bastıktan sonraki 35 dakika, neredeyse 20 senedir bir terapi etkisi gösteriyor bünyemde ve eski bir dostla oturup laflamış (bir şeylere sövmüş, diyelim) kadar rahatlatıyor.

Rezalet bir yere doğru sürüklenen dünyanın bir kısmı sosyal adalet kavramını yalnızca parçası olduğu bir kesim (ister LGBTi+ deyin, ister bir siyasi partinin destekçisi, ister takım taraftarı; temelde hepsi aynı hatalı yöntemleri savunuyor argümanını güçlendirmek uğruna) için isterken bir kısmı da tepeden inme saçma sapan işlerle kavramın içini boşaltmakla meşgul. Öte yandan kurulacak her yeni düzende iktidar ve muktedir olmanın yollarını aramak gibi bir refleksi geliştirmiş ensesi kalın tipler ise giderek artan ırkçılıkla, adaletsizlikle beslenmenin yollarını çoktan bulmuş, semirmeye devam ediyor bir şekilde. Eğer tüm bunlara karşı içinizde bir şeyler kımıldanıyor, kaslarınız geriliyorsa doğru yerdesiniz. Antifaşizmden politika ve toplum eleştirisine kadar Nasum’un anlattığı her şey insana ait salt gerçeklerden oluşuyor.

Müzik tarafında ise bu türün ulu önderi Napalm Death’in izlerini bulmamak imkansız. Nasum, sert müziği daha sert yapmadı belki ama en azından sert olmanın farklı, yeni yollarını aradı her albümünde. Helvete‘de ise Napalm Death’in death metalden etkilendiği dönemden ilham almış, gitar işçiliğinde daha keskin ve soğuk bir Nasum var. Normalde punk ruhunun o biraz boşvermiş, biraz baştan savma organikliğine bayılan bir dinleyici olsam da Nasum’un mekanize gaddarlığı her zaman beni gruba çeken şeylerin başında geldiği için Helvete‘nin bu ekstra keskinliği, albümü gözümde farklı bir yere koyuyor. Tabii bu demek değil ki steril, mesafeli bir müzikten söz ediyoruz; Nasum’un primitifliğinden gelen o ateş, önüne kattığı her şeyi yok edecek kadar güçlü yanıyor her zaman. Yalnızca punk severlerden ziyade metal severlere hitap edecek bir albüm Helvete; onu söylemek gerek.

Anders Jakobsen’in kütenk! eden, durmak bilmeyen trampeti, bu işitsel şiddet mümessili albümün taarruzunda operasyonu yöneten komutan pozisyonunda olsa da sahada bu özel time liderlik eden isim şüphesiz Mieszko. Inhale/Exhale‘in o çiğ, insanın kulaklarını kanatan muhteşem gitar tonu, sanki Mieszko’nun vokaliyle değiş-tokuş yapılmış gibi Helvete‘de ve üstelik istikrarını korumakla beraber kreşendolu bir performansı var Mieszko’nun: Worst Case Scenario girip de bugüne kadar karşısında durduğunuz her şeyin ve herkesin güce kavuşup toplumun her alanında iktidarı ele geçirerek yaşamı bütünüyle değiştirmesine ilişkin distopik sözler haykırırken Mieszko sanki bugününü görüyor bir ülkenin… Hangi ülke olduğuna siz karar verin artık:

Years of waiting now it’s finally your turn
Drunk with power, full of hate, you’ll show the world how to burn
Secure your own place in the warlord hall of fame
All should bow in respect to the master of the game

At best we think that this is just a mild form of oppression
But this is it, this is the big one, the sickest of obsessions

Start the fire, you’re an arsonist old man
Let your fire rain on them, a part of your sick master plan
Kill all the enemies, make yourself a God
Then you rest, your work is done, salute your victory with blood

At best we think that this is just a mild form of oppression
But this is it, this is the big one, the sickest of obsession

“This is just a mild form of oppression,” yani ılımlı bir baskı… Ya, ne demezsiniz. Hafta sonu alkol bile satın alamadığınız, internet başında gençlik tüketen yapayalnız nesillerin yetiştiği, her şeyin fiyatının her zaman yukarı gittiği, düğünden kongreye her haltın serbest olup aman virüs bulaşır diye (Covid-19’dan bahsettiklerini sanıyorsanız yanılıyorsunuz) müziğin, tiyatronun, sanatın yasak olduğu, iş kurmak veya hali hazırdaki işinizi korumak istediğinizde çekeceğiniz kredinin kredi notunuza göre değil, yapacağınız işin doğasına göre belirlendiği (zor günler geçiren bar sahibi arkadaşım, banka görevlisinin kendi ağzıyla “bu ara barlara kredi çıkması zor,” dediğini duydu; ne denir ki buna daha?) bir dönemdeyiz ama kimileri için de this is just a mild form of oppression işte… Daha da kötüsü buna çanak tutan, aynı hizmeti aynı ürün ve işçilikle yapacak olan aynı markanın üç farklı bayiisinden üç farklı fiyat verecek (bu hafta yaşadım bunu da) kadar artık düzeni, sistemi, insanı umursamayan şark kurnazları. Kendi cebi dolsun da gerisi önemli değil, yansın toplum. Zaten gerektiğinde de biz, insan haklarını da, en iyi bizz biliriz!.. Bu yazı sonsuza, Metalperver de kayyuma gider böyle devam ederse; biraz daha Helvete konuşup kapatalım.

Bazı albümlerin neden çok iyi olduklarını kendimize bile anlatamıyoruz bazen ama Helvete onlardan biri değil. Helvete çok iyi, çünkü Helvete hem metal ağırlıklı yaklaşımı, hem dinamik besteleri, hem alttan alta hissedilen melodikliği hem elemanlarının performansları hem de sözleriyle kusursuza yakın, türün her gerekliliğini fazlasıyla yerine getirmiş bir grindcore albümü. Tabii söz konusu grindcore olunca iş yalnızca müzik değil ve belki de bu yazının geldiği nokta üzerinden anlatmak lazım Helvete‘nin gücünü: Her notasını ezberlediysem de yazıyı yazarken havaya gireyim diye tekrar açtığım Helvete, yarım saat içerisinde beni yazının başındaki gibi nostaljik şeylerden bahseden sakin birisinden bastırılmış öfkeyi günyüzüne çıkarmak suretiyle cinnetin eşiğinde birisine dönüştürdü gördüğünüz üzere. İşte, Helvete böyle bir albüm.

96/100


Patreon’da hedef: 27/40
Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp bir göz atabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

2 thoughts on “Klasik Bir Cumartesi: Nasum – Helvete

  • 10 Nisan 2021 tarihinde, saat 21:36
    Permalink

    Melodiyi grindcore’a muthis bir bicimde yediren bir grup Nasum. Hala favori grindcore grubum. Ah Mieszko, arkanda basyapit bir album(ler) birakip gittin.

    Gercekten grindcore’a yeni baslayacak, metal ile hasir nesir olmuslar icin giris albumu budur bence.

    Eline, kalemine saglik Korhan!

    Yanıtla
  • 11 Nisan 2021 tarihinde, saat 22:04
    Permalink

    Kontrollü öfke. ”Keskin sirke küpüne zarar” diye popüler bir deyiş vardır. Bastırılmış öfkemizin olası zararını makul ölçüde törpüleyebilmek adına, bilinçli veya bilinçsiz, çeşitli meşguliyetler içine giriyoruz. Bunların arasında en güzeli ve işe yarayanı ise metal müzik olsa gerek. Bu bağlamda Nasum öfkesini kusarken bize de yardımcı oluyor. Grindcore türüne en bilinen birkaç grubu dışında hakim sayılmam ama Nasum türü seven sevmeyen dinleyiciyi bir şekilde kendine çekebilecek nitelikte bir grup.
    Yine güzel bir kritik olmuş. albüm özelinde söyleyeceğim tek şey; en güzel bölümünü biterken ortaya çıkaran, adeta ağza bir parmak bal çalarak biten Scoop şarkısı. Örneğine pek rastlamadığım bir tavır bu.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.