Bloodletter – Funeral Hymns

Merhaba.

AT THE GATES‘in metali ne kadar değiştirdiğiyle ilgili, mutlaka bir yerde bir cümleye denk gelmişsinizdir daha önce. Özellikle İngilizce diline ve metalin engin denizlerine hakimseniz, At the Gates ve Göteborg sahnesi yüzünden bu denizlerde yepyeni canavarların peydah olduğunu, bu canavarları sınıflandırma konusunda da bazen epey zorlandığımızı biliyor olmalısınız.

Metalcore, melodik death metal ve thrash metal üçgeninde oradan oraya dik açılar indiren 2000’ler grupları, melodik death metal temelli metalcore türünü şekillendirirken daha o senelerde bile çeşit çeşit kafa karışıklığına neden oluyorlardı. AS I LAY DYING gibi bütünüyle IN FLAMES formülüne Amerika’yı eklemek gibi bir yöntem benimseyen grupla SLAYER ve MADBALL gibi grupları şiar almış HATEBREED‘in, ruh hastası THE DILLINGER ESCAPE PLAN‘in vs. aynı kategoride değerlendirilmeleri, metalcore, melodik death metal ve thrash füzyonlarıyla ilgili hepimizin aklını bulandırdı bir süre. Tabii bir de THE BLACK DAHLIA MURDER var…

Bugün bile bunun yansımaları devam ediyor ve Bloodletter’ın 2020’nin son çeyreğinde yayımlanan 2. albümü Funeral Hymns‘i ilk dinlediğimde albümü nereye oturtacağımı bilemedim. METALLICA‘nın neden çok büyük olduğunu bir kez daha gösteren 80’ler Metallica esintili açılış parçası Absolution Denied, ilk dönem In Flames’i gibi tınlayan The Grim gibi enfes melodik death metal parçalarının yanına In Flames’ten esinlenmiş As I Lay Dying gibi tınlayan daha etli, daha ritmik riflerin bulunduğu Funeral Bell (ikinci yarısındaki break-down ve sonrasındaki çift gitar), tüm albüme sirayet eden thrash temposu ve keskinliği, At the Gates’in mirası olan çiğ bir enerji… Tüm bunlar insanın kafasını karıştırıyor fazlasıyla.

Kısacası Funeral Hymns thrash, melodik death metal ve hatta ikisinin arası bir yerlerde duran 2000’ler başı metalcore türünü sevenlerin bile ilgisini çekebilecek bir albüm gibi görünüyor. Özellikle vokallerde ve thrash pratiklerinin ağır bastığı kısımlarda ortaya çıkan bariz DEATH ANGEL gazı da önemli bir referans bence. Daha yakın dönemden ise WARBRINGER örneğini verebileceğim teknik numaralara, enfes sololara yer verilerek çok daha kompleks bir gitar işçiliği sunulmuş. Amerikalı grup yarım saatin biraz üzerindeki albümde dörtnala koşturuyor ve bir yandan tüm bu referanslar uçuşurken zihninizde, diğer yandan sağa sola savrulup terlemekten zihninizi toparlayamıyorsunuz bir türlü. Cenaze ilahileri denilince (albümün adı) insan düşük tempolu, yıkık bir şeyler bekliyor ama sağ olsun Bloodletter bir an olsun durup nefeslenmeye izin vermiyor. Nadiren yaşanan melodik death metal düşüşleri (thrash ritmini bir anda kesip ritmik, basit bir davul temposuna geçiş olarak düşünelim bunu) yaşatması haricinde thrash temposunda ilerliyor yani Funeral Hymns.

Karmaşık bir yerden bakıyorum gibi oldu albüme ama aslında türmüş, etkilendiği isimlermiş vs. bu literatür kafası bir yana, Peter Carparelli ve Pat Armamentos ikilisinin enfes gitar işçiliği zaten sürüklüyor albümü. Peter aynı zamanda vokalde de harika bir iş çıkarırken Pat’in zaman zaman teknik seviyeyi hayli yükselten soloları, tempo bakımından kaotik bir noktada seyreden albümün fazla hızlanıp yerden havalanmasını engelleyerek aerodinamiği düzenliyor adeta. Bol bol çift gitar armonisi ve enerjik sololar dışında I Am the End veya Burnt Beyond Recognition gibi parçalarda iyice thrash vanasını kökleyip basit ama jilet gibi rifleri de sıralıyorlar arka arkaya. Kısa parça süreleri de hiçbir fikrin sakız gibi uzayıp sıkmamasını sağlıyor. Tabii böyle bir çırpıda geçme üzerine kurulu beste anlayışı yüzünden akılda kalıcılık baltalanıyor biraz ama zaten mesele insanlar tepişirken fon müziği olmak gibi daha ziyade, o yüzden çok da sorun değil bence. Bir de vokaller bazen çok geride kalıyor; çift gitarın merkezde olduğu bir albüm bu neticede ama ben söylemiş olayım yine de.

Bloodletter, kısa ve net bestelerden oluşan yüksek enerjili bir thrash/melodik death metal harmanı arayanlar için müthiş bir keşif olabilir. Funeral Hymns birçok açıdan bu müziğin gerekliliklerini fazlasıyla yerine getiriyor ve teknik tarafta da öne çıkan silahlarıyla fark yaratmayı başarıyor. Özellikle benim gibi yazı boyu bahsi geçen isimlere hakim ve ilgiliyseniz, The Black Dahlia Murder ile aranız iyiyse, onun uzaktan kuzeni tadındaki Bloodletter’ı mutlaka bilmenizi öneririm.

85/100


Patreon’da abone hedefi: 21/25
Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp bir göz atabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.