Accept – Too Mean to Die

Merhaba.

Zaman zaman (PENTAGRAM yeni şarkı yaptıkça da diyebilirdim ama demeyeceğim), grupların kendilerini nasıl güncelleyemediklerinden, etraflarında olan biteni takip edemeyip atıl ve demode kaldıklarından şikayet ettiğime şahit olmuşsunuzdur. Accept ile tanıştığımda da ekstrem metal adeta dünyayı yönetiyordu ve heavy metalin ilk günlerine ait o cılız gitar tonları, ponçik vokalleri hiç mi hiç yeterli bulmuyordu ergen bünyem. Bilmek gerek diye dinlediğim birkaç şarkı dışında da hiç ilgimi çekemedi uzun yıllar. Bilmediğim şey ise dünyanın geri kalanının da benzer şeyler hissettiğiydi ve Accept’in tarihin tozlu sayfalarında yerini almaya doğru hızla ilerlediğiydi. Öyle ki grubun son albümü 1996’da çıkmıştı ve ondan önceki ayrılıp birleşmeler, dramalar, inişli çıkışlı albümler derken metal dünyası Accept’ten umudunu yitirmeye başlamıştı…

2009 civarında ise kimsenin bilmediği bir gruptan Mark Tornillo diye bir adam geldi, Blood of the Nations diye bir çılgınlık yapıldı ve insanlar Beat the Bastards, Teutonic Terror, Kill the Pain gibi hitlerle kendilerinden geçerlerken Accept için deyim yerindeyse ikinci bahar başladı. Blood of the Nations ile girilen bu yeni yolda Accept artık çok daha etli, çok daha agresif bir heavy metal anlayışıyla kendini de hayranlarını da yenilemeyi, yeni nesillere ulaşmayı başardı. Geçtiğimiz on yılda da 1976’da kurulmuş bir gruptan beklenmeyecek bir enerji, aşk ve üretim hızıyla heavy metalin en güncel, geçerli ve güçlü isimlerinden biri olarak her zaman gündemde kaldı.

Kurucu kadrodan kalan son eleman konumundaki usta gitarist Wolf Hoffmann, heavy metalin kurallarını belirleyen müzisyenlerden biri. Hal böyle olunca kendi icat ettiği bir işte başarısız olması beklenemez ve 61 yaşına merdiven dayamış, 16. Accept albümünü kaydederken de hala gitarından saf, katışıksız bir heavy metal heyecanını yansıtabiliyor Hoffmann. Bu, muhteşem bir şey değil mi sizce de? Bir an kendinizi 61 yaşında, 40-45 sene boyunca aynı şeyi yapıp hala etrafınıza böylesi yoğun bir enerji yayabildiğinizi hayal etsenize… Vay arkadaş.

Bu bakış açısının dışına çıkmak çok zor ve dede yaşında adamlar haldır haldır metal üretirken evde oturduğum yerden onlara sallamak biraz kötü hissettireceği için Too Mean to Die‘a dışarıdan bir gözle bakmakta zorlandığımı itiraf etmeliyim. Bütünüyle gözümü kulağımı kapatıp Accept’e torpil basacağım anlamına gelmiyor bu ama Too Mean to Die‘dan yayılan enerjiyi son bir yıl içerisinde birkaç dakikalığına bile etrafıma verememiş ruhsuz bir adam olarak ne Covid ne pandemi dinlemeden yardıran Accept’e bok süresim gelmiyor galiba.

Kaldı ki Zombie Apocalypse ile çok da torpile ihtiyaç duymadığını daha ilk saniyeden gösteriyor Accept. Grubun bir ayağı 80’lerdeki, bir ayağı günümüzdeki müzik anlayışı, tanıdık ama demode olmayan güçlü, ilk dinlemede vuran bestelerin önünü açıyor ve Zombie Apocalypse de, albümdeki diğer birçok parça gibi bu açıdan 2021’in en sağlam heavy metal parçalarından olmaya aday şimdiden. Ne var ki yaşını da belli ediyor grubun biraz: Kabul edelim ki teknolojik aletlerin yoğun kullanımıyla gençlerimizin bir çeşit zombiye dönüştüğüne dair sözler yazarak gençlerimizi tavlayamazsın sevgili Accept. Evet, belki hiçbir zaman güçlü sözleriyle öne çıkan edebi grup olmadı zaten ve öncelik de söz değil bu müzikte elbette ama iyice basit, sıradan ve yüzlerce grup tarafından defalarca kullanılmış temalar biraz kabak tadı veriyor insana artık.

Yeni bir bas gitarist ve 3. gitarist (buna gerek var mıydı gerçekten?) ile kadrosunu zenginleştiren grubun beste konusunda da aynı zenginliğe sahip olduğunu söylemek zor ne yazık ki. 80’lerin yüksek oktanlı, alevli ışıklı RGB klavye tadındaki heavy metalinin orta tempoya ve koro nakarat vokallerine bel bağladığı tarafta yer alan güvenli parçalar, genel olarak ortalama ve ortalamanın biraz üzerinde seyrediyorlar. Üç gitarın varlığını hissettiren neo-klasik etkilenimli Symphony of Pain, grubun agresif tavrının iyice ortaya çıktığı, enfes soloları ve bu müzik için her zaman olumlu sonuç veren, klasik sayılabilecek beste yapısıyla Not My Problem gibi parçalar öne çıkarken kapanıştaki enstrümantal Samson and Delilah da biraz olsun çeşitlilik katıyor. Bir tek bu seferki ballad çalışmasını beğenmedim pek; The Best Is Yet To Come fazla ısmarlama ve formülize geliyor artık. Hoş, grubun yaptığı her şey çok saydam zaten ama ne Mark’ın vokali ne de Hoffmann’ın gitarı, satmaya yetemedi bu parçayı bana. Zaten son bölümde iki tane ağır şarkı var üst üste ve tamamen Tornillo’nun vokalinden, o ateşli heavy metal gazından beslenen grup için temponun bu kadar düşmesi, sahaya olumlu yansımıyor pek.

Çok küçük yaşlarda, dedemle araba yolculuğu yaparken herhalde sıkıldığım için olacak, “Neden hep buradan geçiyoruz, başka yol yok mu?” diye sormuştum bir gün. O da “En kısa yol, bildiğin yoldur oğlum,” diyerek yapıştırmıştı cevabı. Too Mean to Die‘ı dinlerken nedense sık sık bu anıyı hatırladım. Birçok konuda hala geçerli bir söz belki ama biraz da etrafı gezsek, yeni yollar öğrenip değişik manzaralar görsek ne var sanki diye düşünmeden edemiyor insan. Özellikle son on seneden herhangi bir Accept albümünü dinlediyseniz Too Mean to Die da onun bir başka versiyonu işte ve bu formülde üretilen albüm sayısı arttıkça formülün de değeri düşmeye başlıyor.

Blood of the Nations‘ın, Stalingrad‘ın coşkusunu, yoğunluğunu aratıyor Too Mean to Die ama Mark Tornillo’nun da söylediği gibi: “Yağmur yağdığında gökkuşağı arıyorum,” mantığını benimseyip hazır Accept yeni bir albüm yapmışken girişmek lazım belki de. Böyle yaklaşınca eminim şöyle üç-dört tane şarkıya takılıp kalacaksınız bir süre. Hoffmann’ın etli butlu heavy metal rifleri, klasik müzik sevgisinden beslenen harika gitar soloları ve Mark Tornillo’nun insanı “vergi yok içiyorsun tabii kral,” isyanına sürükleyen viskide boğulmuş sesini duymak beni mutlu ediyor; yeter ki uzun bir süre daha devam etsin dedeler.

70/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

3 thoughts on “Accept – Too Mean to Die

  • 19 Şubat 2021 tarihinde, saat 13:07
    Permalink

    İyi hazırlanmış ama güldürmeyen bir espri gibi. Çünkü daha önce benzerlerini duymuşsunuzdur.

    Yanıtla
  • 21 Şubat 2021 tarihinde, saat 17:26
    Permalink

    Dinledikçe albüm büyüyor , en çok sevdiğim Metallica albümü , zamanında hardcore fanların pek sevmediği black i hatırlatıyor sound olarak çok temiz ve güzel olması nedeniyle. .Ayrıca şarkılarda ruhani olarak bir benzerlik var gibi geliyo . Benim puanım 8.7. Albümü şu sıralamayla dinlemek daha iyi
    1-Too Mean To Die
    2-Zombie Apocalypse
    3-Not My Problem
    4-The Undertaker
    5-Symphony Of Pain
    6-How Do We Sleep
    7-Overnight Sensation
    8-The Best Is Yet To Come
    9-Sucks To Be You
    10-No Ones Master
    11-Samson And Delilah
    12-Life’s A Bitch (bonus 🙂

    Yanıtla

KüçükLebowski için bir cevap yazın Cevabı iptal et

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.