İmha Tarikat – Sternenberster

Selam.

Metal dinleyen insanlar olarak hepimiz, ya da en azından büyük çoğunluğumuz bir nebze de olsa serseriliği seviyoruzdur herhâlde. Bilhassa yalnızken, özellikle gaza getirici bir şeyler kulağımıza çalındığında hepimiz bir anda coşup havada gitar ya da davul çalmaya başlıyor, çenemizi burnumuza doğru çekip pis pis kafa falan sallıyoruz sonuç olarak, bunları inkâr etmenin manası yok.

“Sternenberster” ile ilgili en sevdiğim şey (ki sevdiğim epeyce bir şey var) tam olarak o serseri metalcilik ruhuyla yazılmış olması. İMHA TARİKAT’ın bir önceki albümü “Kara İhlas”ı zamanında dinlemiş ve açık konuşmak gerekirse fazla içine girememiş bir şahıs olan bendenizde “Sternenberster” öncelikle adıyla (Yıldız Parçalayan gibi bir şey), daha sonra da muazzam kapağıyla fazlasıyla ilgi uyandırdı henüz bir notasını dâhi duymadan. Elbette ki bir de İMHA TARİKAT’ın Almanya’da yaşayan, Türkiye kökenli Kerem Yılmaz‘ın (grupta Ruhsuz Cellât ismini kullanıyor) grubu olduğu gerçeği de var – Almanya’daki Türklerin genelde rap müzik ile ilgilendiğini göz önüne alınca bu da ekstra bir motivasyon benim için. Kendimin de Almanya’da yaşadığını düşününce iyice hatta.

Serserilik diyordum. Henüz ilk şarkı Ekstase ohne Ende‘nin başından ne demek istediğimi anlamıştır albümü dinleyenler zaten. Ruhsuz‘un içindeki nefreti, çoşkuyu tutamaz haldeki bağırışları albümün geri kalanından olan beklentileri de direkt ayarlıyor; “Sternenberster” baştan (hemen hemen) sona kadar davullarıyla ve peş peşe sıralanmış rif bombardımanıyla bir saldırı şeklinde gidiyor. Arada bir kısacık yavaşlamalar olsa da bunlar tekrar koşup saldırmak için enerji toplayan bir boğanın anlık nefesleri gibi geçip gidiveriyor.

“Sternenberster” şüphe götürmeyen bir black metal albümü olsa da derinine işlemiş bir punk atmosferi var. Bunun en büyük müsebbibi de Ruhsuz‘un kimi zaman müzikten bekleyeceğimizin neredeyse tümüyle aksine giden ve umursamaksızın yükselen bağırışlar şeklinde ortaya konan vokalleri. Kreuzpunkt der Schicksale‘de:

Dort bin ich Heim – Dort will ich sein!
Erfüllt von Anthropostasie!

diye bağırırken sözlerde ne dediğini anlamasanız bile nasıl söylediğiyle bir şeyler anlayabilirsiniz. “Sternenberster”in büyük çoğunluğundaki o isyan, o hırçınlık albümü özel bir hale sokuyor. Brand am Firmament‘in sonundaki akustik kısım bile içten farklılığıyla sanki benzer pasajlara bir baş kaldırı gibi. Albümde davul görevlerini üstlenen Philipp Wende‘nin yıldızları parçalayacak kudrette, amansız, yorulmak bilmeyen performansı Ruhsuz‘un gitarlarını takdir edilecek bir şekilde tamamlıyor.

Müzikal olarak ikinci dalga Norveç black metalinden oldukça ilham almış gözükse de, özellikle vokallerin farklılığıyla kendine ait bir kimlik edinmeyi başarmış İMHA TARİKAT burada. Albümün tutarlı bir saldırı içinde olmasını bir artı olarak görsem de, temponun neredeyse hiç değişmiyor olması zaman zaman “Sternenberster”in tekrar dinlenilebilirliğini yaralıyor gibi hissediyorum yine de. Bu alanda biraz varyasyon, verilmek istenen hissi pekiştirebilirdi kanımca. Son olarak, tamamı piyano ile icra edilen kapanış parçası Cosmos Dissolving oldukça zayıf kalmış diye düşünüyorum; direkt olarak Sternenberster ile bitseymiş çok iyi bir son şarkı ile bitip de hemen tekrar başına dönülmek istenen albümlerden biri olurmuş. Olsun.

Black metal adına oldukça iyi, verimli geçen bir yıl oldu 2020 (ki bir şeyde de iyi olsun be artık kardeşim). Kendi açımdan epeyce yoğun da bir yıl olduğu için istediğim sayıda albüm dinleyemedim; ancak “Sternenberster” kişisel olarak bu yıl en severek dinlediğim black metal albümü oldu. AKHLYS, SKÁPHE, ESOCTRILIHUM gibi grupların çok sağlam şeyler ortaya koyduğu bir yılda bunu bana dedirtiyor olması benim için baya büyük bir olay.

86/100


Ertuğrul Bircan Çopur

Doydum ama aç gözlülükten yiyorum.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.