Klasik Bir Cumartesi: Death – Human

Merhaba.

16 Şubat 1990 tarihinde Death, Spiritual Healing alümünü yayımladı. Her yapıtında olduğu gibi yine bir adım ileriye gitme amacıyla, Leprosy ile arasında bariz farklar bulunduran progresif ve estetik bir albümdü yine. Fakat death metalin vaftiz babası Chuck Schuldiner için bu da yeterli olmayacaktı. Death kadrosunun eski MASSACRE üyelerinden oluşan kısmıyla arasındaki vizyon ve estetik farklılıkları giderek artıyordu. Spiritual Healing‘in Avrupa turnesi öncesinde bu farklılıklar iyice ayyuka çıktı ve o günlerde yaşanan çatışmalar sayesinde, death metal tarihi bütünüyle değişti.

Kabaca bahsetmek gerekirse diğer elemanların Chuck olmadan Avrupa’da Death adıyla sahne alması üzerine davalar açıldı, menajer Eric Greif ile yollar ayrıldı (sonra barışıldı) ve röportajlar üzerinden yürütülen bir soğuk savaş başladı. Terry Butler ve Bill Andrews, Chuck’ı açıktan açığa eleştirmekten, hatta dalga geçmekten geri durmuyorlardı ve Chuck da biricik evladı Death’in kontrolünün tümüyle kendisinde olmasını istiyordu. “Chuck evde, çimleri biçiyor.”, “Chuck kafayı yedi; narsist kişilik bozukluğuna sahip ve tedavi görüyor!” Bunlar, Butler ve Andrews’un Rock Hard ve diğer büyük dergilerine verdikleri röportajlarda Chuck hakkında söyldiklerinin küçük bir bölümü yalnızca. Bu yaşananların ve grubun yasal haklarını eline aldıktan sonra, Chuck Schuldiner gruptaki herkesi kovdu. Bu süreç, bundan sonra her zaman konuk elemanlarla çalışmayı tercih etmesine, mükemmelliyetçi sıfatını almasına yol açacaktı. CYNIC‘te çalan Paul Masdival, Sean Reinert ve SADUS ile adını duyurmuş, ekstrem metale perdesiz bas gitarı getirmiş Steve DiGiorgio ile anlaşarak apar topar yeni albüm kaydına girdi.

Ekim 1991’de, Spiritual Healing‘den sadece bir yıl sekiz ay sonra, death metal tarihini değitiren, tüm zamanların en çok satan death metal albümlerinden biri olan Human yayımlandı. Bu, Chuck’ın Aralık 1991’de Metal Hammer‘a verdiği röportajda da söylediği üzere sadece bir albüm değil, bir intikamdı da aynı zamanda.

Flattening of Emotions performans açısından zirveyi temsil eder; bir ölçüttür ve gözü dönmüş bir beyan, bir deklerasyondur aynı zamanda. Death metalin artık sadece kaba güce indirgenemeyeceğini, geçmişin mağara adamlığı seviyesindeki ilkelliğinden evrilerek yüce bir sanat formuna dönüşeceğini, hassasiyet ve tutkunun üstünkörlü ekstremlik çabalarını yok edeceğini duyurur dünyaya… Üstelik ne var biliyor musunuz? Bu sözler bana bile ait değil; ekstrem metalin en büyük figürlerinden Gene Hoglan, Flattening of Emotions‘ı duyar duymaz hissettiklerini, Chuck’ın Death’inin, Human albümüyle birlikte death metali nasıl değiştirdiğini, kabaca bu şekilde ifade ediyor.

Sadece ilk albüm Scream Bloody Gore ile kıyaslanabilecek düzeyde bir sertliği, o zamana kadar death metalde görülmemiş bir işitsel zenginlikle yansıtıyor gerçekten de Human. Arka planında yaşanan olaylar ise yalnızca Chuck’ın motivasyonunu açıklamakla kalmıyor, aynı zamanda Human‘ın benzersiz sözlerini, temasını da daha iyi anlamamızı sağlıyor. Eskinin vahşi, kanlı, sakatatlı sözlerini ve sosyal tespit ve duruşları (Spiritual Healing‘deki Living Monstrosity parçasındaki uyuşturucu karşıtlığı gibi) bir kenara bırakan Chuck, tamamen insan odaklı, içe dönük ve eleştirel sözlere odaklanıyor ve bu da Human‘ı çok daha zamansız, evrensel ve içselleştirmesi kolay bir albüme haline getiriyor. Secret Face‘de Butler’ı hedef alan, “insanın gerçek niyetini saklayan bir maske,” veya Lack of Comprehension‘da yer alan “Anlayamadıkları şeylerde karşı kınayıcı bir korku, içeride yatan zayıflıkları örtbas etmek için bahaneler, yalanlar çıkar ortaya,” gibi derlenebilecek sözler ile kendi yaşadıklarını ifade edişindeki evrensellik ve estetik kusursuz. Nitekim bu parçanın direkt metali sevmeyenlere yazıldığını da söylenebilir örneğin. See Through Dreams gibi parçalarda ise yeri geldiğinde death metal ile bile pozitif bir bakış açısının yansıtılabileceğinin en güzel örneklerini veriyor büyük usta.

1:03 – 1:37 arası.

O dönem henüz 20 yaşında olan Sean Reinert ve Paul Masdival ikilisi ve elbette özgürlüğüne düşkün karakteriyle yer aldığı her albüme özgün bir hava katmayı başaran Steve DiGiorgio tercihleri ise, Human‘ı teknik açıdan zirveye taşıyor. Basit thrash kalıplarından, salt hızdan veya sertlikten çok daha fazlasına ihtiyaç duyan Chuck’ın imdadına yetişen Sean Reinert’ın davulculuğu, teknik death metal davulculuğunun standartlarını belirleyen performanslardan biri. Sadece Secret Face‘i dinleyerek bile bugün dinlediğiniz tüm teknik death metal davulcularının Sean’a neler borçlu olduğu kendini gösteriyor. Bela gibi tepemize çöken 2020 yılı onu da aramızdan kopardı ne yazık ki ama yaptıkları, ekstrem metal camiası içerisinde hiçbir zaman unutulmayacak.

Hem Death’in hem de death metalin bir sonraki çağını başlatan albüm olarak Human ile ilgili eksik bir şey bulmak mümkün değil. Kaldı ki Human‘ı övmek için doğru kelimeleri seçmek de bir o kadar zor. Jenerasyonları etkilemeye, an itibariyle otuz yıla yaklaşan bir süreçte death metali yönetmeye devam ediyor Human. Sean Reinert haricinde daha yeni yetme bir müzisyenken Flattening of Emotions, Vacant Planets ve Lack of Comprehension sololarıyla yeteneğini gösteren Paul Masdival ve hem albüm boyunca devamlı öne çıkan, stüdyoda çalınıp kaydedilen Cosmic Sea‘de iyice coşan Steve Digiorgio (teknik sorunlardan dolayı bu parçanın bir bölümünü Scott Carino kaydediyor gerçi sonradan) da Human‘ın bu denli önemli olmasında Chuck kadar önemli role sahipler. Fakat günün sonunda her şey dönüp dolaşıp tek bir vizyoner şefin orkestrayı yönetme biçimiyle şekilleniyor ve Chuck Micheal Schuldiner’ın benzersiz dehası burada da belli ediyor kendisini.

100/100


Patronlarımıza sunduğumuz hoşluklardan faydalanmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp Patreon sayfamıza göz gezdirebilir, Metalperver’e destek olmaya başlayabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Klasik Bir Cumartesi: Death – Human

  • 29 Ağustos 2020 tarihinde, saat 21:01
    Permalink

    2020 nin beni en çok üzen en çok şaşırtan kaybı Sean Reinert. bu albümdeki twinler gerçekten insanı ürkütüyor. albüm hakkında diyecek gerçekten bir şey yok. tam bir yıldız topluluğu tam bir iq şov. Madem Secret Face davulları üzerine durmuşsun ben solosu üzerine bir şey söyleyeyim; interlude kısmında solo böyle modern modern devam ederken böyle pat diye bir anda ” yahu koy ver gitsin efkalandım birden” tadında üslup değiştirmesi çok hoşuma gitmiştir hep ve o kısım da harbiden damar bir solodur. sonrasında yine bu tavırla bir çok parçasında bunu imza hareketi olarak sürdürmüştür.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.