Judicator – Let There Be Nothing

Merhaba.

BLIND GUARDIAN ve ICED EARTH ekseninde power metali çok severim. Türle ilişkim metalin diğer dallarına kıyasla biraz sınırlı sayılabilir (daha geçen gün ENSIFERUM‘u yağlayıp ballıyordum gerçi) ama dünya bir yana, Blind Guardian ve Iced Earth ikilisi bir yanadır benim için. Rol yapma oyunlarına ve korku öykülerine karşı ortak ilgimiz sayesinde, henüz orta okul sıralarında tanıştığım bu isimlerin önemli işlerini fırsat buldukça bol bol övüyorum sizlere de zaten. Jon Schaffer denyosu yüzünden Iced Earth övmek her geçen daha zorlaşsa da neyse ki Blind Guardian hala iyi bir yolda. Öyle ki Almanya’nın bu görkemli gezegeninden kopup kendi küçük sistemlerini oluşturmaya çalışan ufak parçaları bile takip etmeye çalışıyorum mümkün olduğunca; SAVAGE CIRCUS gibi enfes şeyler çıkabiliyor arada.

Bu iki power metal devinin ana elemanlarını bir araya getiren DEMONS & WIZARDS ise yakın dönemde yaptığı yeni albümüyle uzun bir süre sonra yeniden gündeme gelmişti hatırlarsanız. Eğer Demons & Wizards ismine hakimseniz ve özellikle de 2000 yılında çıkan ilk albümü seviyorsanız, hele bir de üstüne IRON MAIDEN hayranıysanız bugün konuşacağımız Amerikalı Judicator’a da yükselebilirsiniz biraz; baştan uyarayım.

Belki de şöyle başlamak gerek: Judicator, 2012 yılında bir Blind Guardian konserinde tanışan gitarist Tony ve vokalist John ikilisi tarafından kurulmuş. Bu bilgi bile konuyu özetliyor ama Judicator’ın da hakkını teslim etmeli; sekiz yıl içerisinde beş albüm çıkarmak, bir RPG geek’inden çok daha fazlası olmayı ister. Üstelik grupla ilgili internette kötü, dalga geçen, yeren yorumlara rastlamak da pek kolay değil. Ben kendilerini Let There Be Nothing ile tanıdım ama daha fazlasını hak ediyorlar gibi görünüyor kesinlikle.

Kendi gözlem ve bilgim doğrultusunda şunu söyleyebilirim ki power metal dinleyicisini tatmin etmek hem kolay hem de zor. Ortalama dinleyici samimiyet ve ruha inandığı sürece müzikal taraftaki kusurları gözardı etme eğilimde; bir de müzik kuvvetli olunca bu tutkulu kitle, herhangi bir grubu kısa sürede epey yükseltebiliyor. İşin hikaye kısmında ise her ne kadar esas mesele konunun kendisi olsa da bazen grubun konuyu işleyiş biçimi de belirleyici olabiliyor tabii. Bu bağlamlarda Let There Be Nothing‘i dinledikçe Judicator’ı neden daha önce suratımıza suratımıza çarpmadıklarını anlamak zor.

M.Ö. 6. Yüzyıl’da yaşamış Doğu Roma İmparatorluğu başkumandanı Belisarius odağında ilginç bir aşk üçgenini ve Roma sancaklarını birleştirme macerasını konu edinen (sormuyoruz gerek var mıydı diye…Hayır! Sakın!) albümde ilk dikkatinizi çekecek şey, John Yelland’ın vokali. Gerçekten de yer yer Hansi Kürsch ile benzeşen tertemiz, pırıl pırıl sesiyle karşılıyor Let There Be Light‘ın daha ilk saniyelerinde. Katmanlı vokal düzenlemeleri de yine Blind Guardian’ı anımsatıyor bu bölümde ve bugünkü Suriye dolaylarında patlak veren Calinicum Savaşı’nda Sasani orduları karşısında perişan olan Belisarius ve askerlerinin epik öyküsü, başlıyor.

Haliyle Let There Be Nothing, defalarca dinleyerek, sözlerini kurcalayarak, hikayeyi özümseyerek tadı çıkarılabilecek türden bir albüm. Bu da hitap ettiği kitleyi hızla daraltıyor elbette. Yine de Tony Cordisso’nun harika gitar melodileri, tavşan deliğinden aşağı kaymaya niyeti olmayanları bile albüme çekebilecek güçte. Yer yer neredeyse thrash metale kayan Tomorrow’s Sun‘da tepinerek, Cordisso’nun çıldırdığı, konuk vokal Melissa’nın John ile birlikte döktürdüğü muhteşem hit Gloria‘da coşarak, arada Iron Maiden’ı selamlayıp (Autumn of Souls bir ara çok net bir şekilde Ghost of the Navigator oluyor) tebessüm ederek, neredeyse 10 dakikalık Amber Dusk‘ın düzenlemelerine kafa yorarak da bu albümden keyif almak gayet mümkün. Blind Guardian hayranları için kapanıştaki fade-out bölüm ve John’un “still we marching on, ever marching on,” sözleri de açık bir gönderme olabilir… Kısacası türe, saydığım isimlere hakim dinleyiciler için dolu dolu bir iş Let There Be Nothing. Tony Cordisso, power metal gitarı yazma konusunda gerçekten de marifetli bir müzisyenmiş ve bu kadar geç keşfettiğime hayıflandım resmen.

Kayıt ise pek 2020’ye uygun değil. Bunda da davulların başka bir stüdyoya çalınıp başka bir stüdyoda düzenlenmesinin, vokallerin başka stüdyoda kaydedilip gitarların bambaşka bir stüdyoda kaydedilmesinin, tüm bunların ise daha da bambaşka bir stüdyoda bir araya getirilmesinin payı olsa gerek. Elemanlar Amerika’nın dört bir yanına dağılmış herhalde ve bu parça parça kaydedip birleştirme durumu yüzünden prodüksiyona alışmak biraz zaman alabilir. Ha, bir de sekiz şarkıdan oluşan albümde ortalama şarkı süresi yedi dakikanın üzerinde. Bestelerin biraz tekrara düştüğünden, sözleri takip etmediğinizde anlamını hızla yetiren bölümlerden söz etmek mümkün.

Let There Be Nothing, çok başarılı olmasına karşın biraz da karşıdakinin alabildiği kadar olmaya mahkum bir albüm. 5. albüme gelmiş bir grup için artık biraz daha törpülenip daha erişilebilir olmanın vakti gelmiş de geçiyordur. Judicator’ın bu noktada bir karar vermesi gerekiyor bence: Ya prodüksiyon, sözler ve şarkı süreleri (genel akış olarak da düşünebilirsiniz) gibi konularda biraz daha odaklı davranıp bir sonraki power metal devi olacaklar ya da o potansiyeli hiçbir zaman gerçekleştiremeden, küçük bir kitlenin çok sevdiği küçük bir grup olarak kalacaklar. Bu albüm haricinde bir önceki The Last Emperor‘ı dinleyebildim sadece daha ama sanki Judicator’ın gereken sıçramayı yapacak aklı ve vizyonu var gibi görünüyor sırf bu iki albümü bile kıyaslayınca. İyisi mi siz Let There Be Nothing‘i kurcalamaya başlayın şimdiden; Judicator alıp yürürse dersinize önceden çalışıp gelmiş olursunuz.

84/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.