Klasik Bir Cumartesi: Obituary – Slowly We Rot

Merhaba.

Tarihin tozlu sayfaları arasında takvimler 1980’lerin ortalarına yaklaşırken Floridalı birtakım genç dimağlar, döneme damga vuran isimlerden etkilenerek metale yöneliyorlar. Ancak VENOM ve CELTIC FROST gibi devlerin egemenliği sürse de o dönem sert müzik aşkıyla dolup taşmış birçok gencin bakış açısını değiştiren POSSESSED, Floridalı bu çocukları da derinden etkiliyor ve en az onlar kadar hasta ruhlu bir şeyler yapmak istediklerine karar verip Xecutioner adı altında birkaç şarkı kaydediyorlar. Bunlardan ‘Til Death, R/C Records tarafından bir toplama albüme (At Death’s Door) koyuluyor. Bu toplama, şans eseri Roadrunner Records‘un kurucusu Monte Conner’ın eline geçiyor ve o da hiç vakit kaybetmeden yanına daha o günlerden bu işlerin profesörü olmuş Scott Burns’ü alıp grubun kapısını çalıyor. Aynı isme sahip başka gruplar olduğu için Floridalı gençler isimlerini OBITUARY olarak değiştiriyorlar ve 1989’un ortalarında, death metal tarihine altın harflerle kazınan ve bu müziğe yön veren o muhteşem ilk albüm, Slowly We Rot yayımlanıyor.

Aslında gerisini zaten biliyorsunuz. En azından biliyor olmalısınız.

Allen West ve Trevor Peres’in yırtıcı gitarları ve elbette Scott Burns’ün müziğe karakterini veren prodüksiyonu, Obituary’nin özgün tınısını belirleyen çok önemli faktörler ama Slowly We Rot açılır açılmaz insanı şoke eden, şaşırtan, dikkatini çeken tek bir şey varsa o da John Tardy’nin bugün için bile sert vokalleri. Internal Bleeding‘in 42. saniyesinde ilk defa duyduğumuz bu ayı adamın vokal anlayışı çok özgün ve kesinlikle gaddarca; hala favori death metal vokalistlerim arasında zaten. Daha derin, daha çirkin bir Chuck Schuldiner düşünün.

Slowly We Rot‘un ciğer söken tadı Godly Beings ile açığa çıkıyor aslında. İki dakika bile sürmüyor belki ama benim diyen thrash metal grubuna kök söktürecek bir rif ile girip tozu dumana kattıktan hemen sonra death metalin sözlük tanımı gibi bir orta tempo rif ve ölümü, çürümeyi, pisliği sapına kadar hissettiren Tardy ayısı ile beraber muazzam bir hal alıyor Godly Beings. Ardından yine thrash kanalına geçip kısa bir solo ile yakıp yıkıyor Obituary; taş üstünde taş, omuz üzerinde baş kalmıyor iki dakika içerisinde. Tsunami gibi şarkı yahu! 80’lerin sonunda thrash gölgesinden sıyrılıp kendini kimliğini bulmaya başlayan death metalin thrash ile kısa süreli ortaklığı esnasında çıkmış, SLAYER etkisinin en keyifli izdüşümlerinden, dönemin en roket şarkılardan biri bence Godly Beings.

Death metalin daha atmosferik kısmında işlerin bugünkü halini nasıl aldığını görmek isteyenlere ise Slowly We Rot şarkısı, hap boyutlarında bir özet sunuyor. Şarkının ilk bir buçuk dakikalık kısmı hala duyduğum en ürkütücü şeylerden biri ve sonraki death metal geçişi de ayrı bir bomba. Zaten bence Allen West & Trevor Peres ikilisi, genele bakınca hak ettiği değeri görmüyor. Hoffman kardeşlerin dönemindeki DEICIDE kadar keskin, hatta death metale Kerry King’i bu kadar net, bu kadar cuk oturtma konusunda onlardan bile başarılı bu ikili. Hele ki B yüzünü açan, yine iki dakikanın altındaki Words of Evil ve yine thrash odaklı Suffocation‘ın gitar işçiliğine çıldırmamak elde değil. Sonradan iyice kayacağı death’n’roll karakteristiğinin ilk belirtileri de var üstelik. Death metal, thrash metal ve doom metali böylesi iyi harmanlayabilen gitaristlere şapka çıkarmaktan başka bir şey gelmiyor elden. Müthişler, müthiş. Allen baba sonradan SIX FEET UNDER‘da da sergileri hünerlerini zaten.

Şişman, tekdüzelikten uzak davullar (Tardy kanlarında bir hikmet var gerçekten), bestelerdeki direkt yaklaşım ve olabilecek en köpek albümü kaydetme çabası, Slowly We Rot‘u baş tacı ediyor gönlümde. O dönem tüm gruplara etki eden bir yarış ortamı olması müthiş: Her grup, dinlediği bir başka grubun albümüyle gaza gelip daha da sert bir şeyler yapmak için koştur koştur stüdyoya giriyor. O akımı başlatan, diğer grupların geçmeye çalıştıkları albümlerden biri de Slowly We Rot elbette. Fakat bu albümün hız dengesi kusursuz ve tempo geçişleri çok akıcı. Peki geçildi mi? E tabii, elbette onun çıkışını takip eden yakın yıllarda yayımlanan birbirinden canavar death metal albümleriyle aklımızı oynattık ama Slowly We Rot‘un yeri de her zaman özel, her zaman ayrı kalmaya devam ediyor. Corona belası yavaş yavaş çemberi daraltırken aklıma geldi, bir şeyler karalayayım istedim. Gerçek bir death metal klasiği Slowly We Rot ve bu müziğe gönül verip onu sevmeyen, dinlemeyen kalmamalı.

100/100


Metalperver’i beğeniyorsanız yaptığımız şeyi sürdürmemize destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp Patreon sayfamıza ulaşabilirsiniz.

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.