Klasik Bir Cumartesi: Testament – The Legacy

Merhaba.

Hiçbir şey düşünmeden kafa sallamak, kendinizi jilet gibi gitarların, sizin yerinize delirecek bir vokalin, duygu boşalımı tadında bir solonun ve tüm bunları besleyip güçlendiren tombul bir bas-davul ikilisinin akışına bırakmak istediğiniz oldu mu diye saçma bir soru sormayacağım; gün aşırı benzer hisler yaşamasanız ne diye gelip burada kritik okuyup durasınız nitekim. Fakat böyle bir anda, hayatın panzehiri tadında bir albüm aradığınız ve nereye saldıracağınızı bilemediğiniz bir anda ilk aklınıza gelen albümlerden biri Testament efsanesinin gelmiş geçmiş en iyi ilk albümlerden biri olan muazzam The Legacy albümü değil ise orada ciddi bir sıkıntı vardır, onu söyleyeyim.

1983’de LEGACY ismi ile kurulan ve kadronun oturmasıyla beraber -her ne kadar albümü LEGACY adı altında kaydetseler de- Testament’a evrilerek 1987 yılında ilk albümü The Legacy‘yi yayımlayan Amerikan thrash beşlisi, daha piyasaya atıldığı andan itibaren METALLICA’nın tahtını zorlayacak isim olarak görülmeye başlanmıştı. The Legacy öylesine güçlü bir albümdü ki, büyük oranda bu beklentileri karşılamayı başardı. Boşuna değil, günümüzde BIG 4 arasında yer alması gereken bir isim olarak görülüyor Testament ve istikrarının, kendi köklerinden asla vazgeçmemesinin payı çok büyük olsa da, bu saygıyı bir noktada da muazzam ilk albümüne borçlu.

Alex Skolnick gibi bir virtüoz, Eric Peterson gibi bir rif makinesi ve Chuck Billy gibi eşsiz bir frontman ile TESTAMENT’ın başarısız olması imkansızdı elbette. The Legacy ile birlikte Bay Area’nın en önemli isimlerinden birine dönüştü TESTAMENT. Çıkışının üzerinden otuz bir yıl geçmesine rağmen konserlerde setlerden eksilmeyen Over the Wall gibi, rifleri, solosu ve Chuck’ın sapık vokaliyle nefes almadan saldıran Fire Strike is Deadly, klasik gibi klasik Alone in the Dark veya Burnt Offerings gibi parçalar bir yana, grubun agresif tavrı, tükenmek bilmeyen bir coşku ile yanan thrash metal ateşi ile son parçanın nakaratında bile hala bir adım geri düşmemesi, The Legacy‘yi bambaşka bir yere koymaya yetiyor. Kapanışta böyle nakarat olur mu yahu, baksanıza:

“Burn! Ignite the population! 
Burn! Causing mass cremation!
Burn! Feel no shame or pity!
Burn! Apocalyptic city!”

Dünyanın en derin ya da edebi sözleri olmadığının ben de farkındayım, ancak kırk dakikalık albümün son beş dakikasında bile böylesine gaz ve tavizsiz bir thrash metal saldırısının hakkını vermek için daha iyi bir örnek gösterilemez bence. Chuck Billy’nin kendine has vokali ile perçinlenen bu agresif tavrı melodiden ödün vermeden koruyabilmesi ise günümüzde Testament’ı bambaşka bir seviyede değerlendirmemizi sağlıyor işte. Alone in the Dark ve Apocalyptic City‘yi peş peşe dinlerken çok rahat anlayacaksınız demek istediğimi.

Bariz bir erken dönem METALLICA prodüksiyonu, grubun amatör ruhundan kaynaklandığını düşündüğüm bir cıvıklık sebebiyle -Testament’ın şu anki kadrosu ve ne kadar kusursuz çaldıklarını düşünün- bir parça güme gittiğini ve hakkının tam manasıyla verilemediğini düşündüğüm muazzam temposu dışında Alex Skolnick – Chuck Billy ikilisinin daha o günlerden kendini belli eden tanrısal yetenekleri ile The Legacy her anlamda gerçek bir thrash metal klasiği. Uzatmanın anlamı yok; hayatınızda thrash metale yer varsa bu albümü biliyor olmalısınız işte yahu. TESTAMENT LAN BU! Dur tamam, sakinim.

97/100

 

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Klasik Bir Cumartesi: Testament – The Legacy” için bir yorum

  • 1 Eylül 2018 tarihinde, saat 11:20
    Permalink

    Oldum olası sevemediğim tek metal türü thrash. Bu kritiğin gazıyla bir şans daha veriyorum hadi bakalım.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.