Röportaj: Empyrium

Merhaba.

7-8 Eylül tarihlerinde İstanbul – Zorlu PSM’de hayranlarına iki unutulmaz akşam yaşatacak olan Alman efsanesi Empyrium ile beraberiz bugün. Heyecanla beklediğimiz konserlerin öncesinde grubun beyni Schwadorf’a aklımdakileri sorma fırsatı yakaladım ve o da harika yanıtlar vererek gönlümdeki yerini daha da sağlamlaştırdı; buyursunlar:

Korhan: Merhaba Schwadorf. İlk olarak bu röportajı gerçekleştirmenin benim için bir ayrıcalık olduğunu ve çocukluğumdan beri severek dinlediğim Empyrium ile ilgili pek de objektif olamayacağım için bu röportajın biraz taraflı olacağını belirtmek istiyorum.

Schwadorf: Selam Korhan! Çok teşekkürler güzel sözlerin için, benim için hiç sorun değil!

Korhan: Empyrium’un uzun bir geçmişi var ve ilk sorum biraz sıkıcı bir tane olsa da grubun geçmişiyle, kuruluşuyla ve Empyrium’un arkasındaki genel fikir ile ilgili. Empyrium’un kuruluşundan bahseder misin biraz?

Schwadorf: Özet geçmek gerekirse Empyrium 1993 yılında, o dönemki grup arkadaşım Andreas ile beraber Impurity’den ayrıldıktan sonra (Darkthrone/Samael etkilenimli bir gruptu) kuruldu. Varlık amacı brutalite yerine atmosphere dayalı bir müzik yaratmaktı. O yıllarda Norveç’ten yükselen ikinci dalga black metalinin üzerimde büyük bir etkisi vardı ama aynı zamanda Dead Can Dance, Mortiis, Arcana, Deine Lakaien ve benzeri isimleri de takip ediyordum. Günümüzde de Empyrium’un hala aynı fikre bağlı olduğunu söyleyebiliriz, ancak geçmişe nazaran müzisyenlik açısından çok daha olgunuz. Empyrium için önemli olan çaldığımız müziğin türünden ziyade atmosfer olmuştur her zaman.

Korhan: Oldukça uzun bir aranın ardından 2014’te The Turn of the Tides’ı yayımladınız ve tüm Empyrium hayranları tabiri caizse kendini kaybetti. Dönüp baktığınızda bu albümle ilgili neler hissediyorsun? Tam anlamıyla seni tatmin edebilen bir albüm mü hala? Ayrıca, geçmişte pek çok eserinizde Almanca sözlere yer veriyorken The Turn of the Tides bütünüyle İngilizce yazılmıştı. Bu konuda neler söyleyebilirsin?

Schwadorf: Hala beni oldukça tatmin eden bir albüm olduğunu söyleyebilirim. Her zaman Almanca ve İngilizce sözleri birlikte kullanmaktan yana olduk. Hangi dili tercih edeceğimiz ise biraz da yazdığımız şarkının teması ile ilgili. Daha folklorik parçalar için Almanca tercih ediyorum çünkü Alman folkloru ve mitleri ile ilgili bir parçada elbette Almanca sözler daha uygun geliyor kulağıma. İngiliz romantik şiirlerinden ve edebiyatından etkilendiğim parçalarda ise sıklıkla İngilizce kullanıyorum.

Korhan: Bir yerlerde artık Empyrium’u bir metal grubu olarak görmediğini okumuştum ve ben de bu bakış açısına katılıyorum. Kaldı ki The Turn of the Tides da oldukça yumuşak, yıllanmış bir eserdi. Fakat yeniden heavy olmak gibi bir düşüncen var mı? Elbette albüm geneline yayılmış bir anlayıştan söz etmiyorum ama belki bir-iki şarkıda? Gelecekte Empyrium’dan ne beklememiz gerektiğine ve yeni albüme dair birkaç ipucu verebilir misin?

Schwadorf: Evet, böyle bir laf ettiğimi hatırlıyorum ama bu Empyrium metal müzik çalamaz demek değil elbette. Her zaman söylediğim gibi, Empyrium için önemli olan yazdığımız parçanın stili veya aranjmanından ziyade atmosferi ve içeriğidir. Yaptığımız bestelerin aranjmanlarını da bestenin ruhunu ön plana çıkaracak şekilde düzenleriz. Sana şu kadarını söyleyebilirim ki an itibariyle üzerinde çalıştığımız materyaller fazlasıyla eski Empyrium havası taşıyor! Metal/rock ile folkun buluşması gibi düşün; tabii pek çok başka unsur da işin içinde olacak! Biraz daha sabırlı olursanız yakın gelecekte yeni bir Empyrium albümüne kavuşabilirsiniz! Bence 2019 yılında nihayet yeni albümü bitireceğiz.

Korhan: Bu muhteşem bir haber! Peki, her Empyrium albümünün kendine has, mistik bir atmosferi var ve bana öyle geliyor ki her albümün dokusu da tamamen benzersiz. Empyrium’un her albümü doğanın farklı bir yönüne vurgu yapıyor ve bir diğerine benzemeyen, eşsiz bir ruh halini yansıtıyor bence. Ayrıca her birinin oldukça kişisel albümler olduğu da şüphe götürmez bir gerçek. Bu çıkarımlarım hakkında ne söyleyebilirsin?

Schwadorf: Evet, evet! Kesinlikle haklısın. Her albümü hayatımızın farklı bir evresinde kaydettik ve elbette o dönemki ruh halimiz albümlerimize doğrudan etki etti. İnsan asla stabil kalan bir canlı değildir ve kişiliklerimiz, duygu ve düşüncelerimiz herhangi bir Empyrium bestesinin bir numaralı ilham kaynağı olmuştur her zaman. Bu nedenle her bir parçanın farklı bir ruhu var. İnsan olarak devamlı değiştiğimiz için Empyrium da sürekli değişim halinde. Durgun sulardan, zehir beklenir yalnız! (Schwadorf burada William Blake’ten bir alıntı yapıyor)

Korhan: Empyrium detaylı, ruhani ve dinleyiciden belirli bir konsantrasyon seviyesini korumasını talep eden, bu şekilde de dinleme sürecini bir tecrübeye dönüştürebilen bir grup. Yazım süreci nasıl işliyor peki? Yeni materyal üzerinde çalışırken kendinizi tamamen soyutluyor musunuz? Ek olarak, bariz olan doğa dışında ilham aldığınız, beslendiğiniz kaynaklar neler?

Schwadorf: Önceki soruda belirttiğim gibi, ilhamı doğrudan kendimizden alıyoruz. İnsan, doğanın ve onun sonsuz döngüsünün bir parçası ve insan ile doğayı birbirinden ayırmak mümkün olmadığı için doğanın da müziğimize etkisi yadsınamaz. Zihnimizin bir parçasında devamlı yeni fikirler, düşünceler ve besteler üretiyoruz ve yılda üç-dört defa, bir hafta kadar stüdyoma kapanıyoruz ve fikirlerimiz üzerinde çalışıyoruz. Son dönemde çalışma şeklimiz bu şekilde ama ilk üç albümümüz için bu durumun geçerli olduğunu söyleyemem.

Korhan: Empyrium, dinleyicilerin tek bir albüme daha çok zaman ayırdığı, müziğin daha az erişebilir ve daha değerli olduğu bir döneme ait. Günümüzde başlangıç seviyesi bilgisayar becerisine sahip herhangi biri internet üzerinden sayısız albüme ya da gruba erişebilir halde ve olay müzik kültürüne geldiği zaman önemli olan şey nitelikten ziyade niceliğe kaymış durumda ne yazık ki. Bu nedenle de insanlar bir albümü açıp iki dakika dinleyerek onun hakkında sağlıklı bir yargıya varabileceklerini düşünür oldular. Fakat daha önce de söylediğim gibi Empyrium böyle kısa sürede anlaşılabilecek, tüketilebilecek bir müzik yapmıyor. Hedef kitlenin bu değişim ve dönüşümü hakkındaki düşüncelerini çok merak ediyorum doğrusu.

Schwadorf: Söylediklerin gerçekten de çok doğru. Bence bu, içinde bulunduğumuz zamanın en büyük sorunlarından biri ve müzik dışında pek çok konuda da aynı sorun geçerli. Genç jenerasyonlar sosyal medyanın ve internetin sonsuz seçeneklerinin içine doğuyorlar. Hayat, müzik ve sanat gibi konular hakkında saniyeler içerisinde bir karara varabiliyorlar. Oysa ki sağlıklı bir değerlendirme için bundan çok daha fazlası gerekli. Her zaman olguları bütünüyle değerlendirmeye çalışan, bütünlüklü düşüncelere sahip olmak isteyen biri olarak bugünlerde gerçekten zihnimi çok meşgul eden ve canımı sıkan bir konu açtın. Bahsettiğin eğilimin giderek bir fenomene dönüştüğünü gözlemliyorum ve insanlar giderek daha sığ bireyler haline geliyorlar. Hayatın gerçekliği içerisinde tamamen gerçek ve bütüncül bir insan olmak için çaba göstereceklerine kendilerini öyleymiş gibi gösterebilecek bir fotoğrafa daha çok emek harcıyorlar. Elbette çalışıp çabalayıp yaşamı anlamak ve olmak istediğin insan olabilmek için uğraşmaktansa Facebook’a bir fotoğraf atıp rol kesmek çok daha basit bir yöntem. Şunu kesinlikle söyleyebilirim ki ben artık tüm bunlardan fazlasıyla bıktım! Keşke insanlar şu boktan akıllı telefonlarının içerisindeki boktan dünyadan kafalarını kaldırıp etraflarında olan bitene, hayatın kendisine konsantre olmaya başlayabilseler ve yaşamın kendisi hakkında derinliği olan bir anlayış ile, doğa ile uyum içinde yaşayabilseler!

Müzik konusuna dönecek olursak; bir CD, plak ya da kaset sipariş et, hafta boyunca heyecanla onun posta kutuna ulaşmasını bekle ve bir yandan elindeki fiziksel materyali inceleyip sözleri okurken bir yandan da müziği dinle. Birkaç defa albümü dinledikten sonra sözler, kitapçık içerisindeki görseller ve müziğin zihninde yarattığı imgeleri değerlendirerek albüm hakkında bir karara var… Ne kadar da demode bir bakış açısı, değil mi? Fakat bence sanatı bir bütün olarak ele almalı ve bu şekilde tüketmelisin. En azından biz, 80’ler ve 90’larda böyle yetiştirildik.

Korhan: Bu samimi cevap için çok teşekkür ederim. Tekrar müziğe dönelim: Son beş yıl içerisinde çıkan iki The Vision Bleak albümü (Witching Hour ve The Unknown), son dönemde horror metal türü içerisinde dinlediğim en iyi albümlerdendi. Ayrıca nihayet dinleme şansı bulduğumuz ilk Sun of the Sleepless albümü de 2017’nin kaliteli işlerinden bir tanesiydi. Görünen o ki son zamanlarda bariz bir üretkenlik söz konusu. Bahsettiğim projeler hakkında yeni bir haber var mı? Peki ya Noekk? Söz sizde Bay F.F.Yuggoth.

Schwadorf: Sun of the Sleepless ve The Vision Bleak hakkındaki ince sözlerin için teşekkür ederim, çok naziksin. Sırada pek çok şey var aslına bakarsan; 2019 başlarında Sun of the Sleepless ile “The Lure of Nyght” isimli bir MCD/Split yayımlayacağım ve yeni Empyrium ve The Vision Bleak albümlerini 2019’un sonuna doğru tamamlamayı umuyorum. Ayrıca Noekk’ten de yeni bir albüm gelecek. Çok yakında, dört parçadan oluşan bir 7”EP yayımlayacağım. 2019 gerçekten de üretken bir yıl olacak!

Korhan: Bir müthiş haber daha, Schwadorf! Pekala, tüm bu üretkenlik içerisinde pek çok farklı kaynaktan beslendiğini biliyorum ve bu kaynaklardan daha gizli olan bazıları hakkında ipucu almak isterim. Okurlarım ve şüphesiz benim için müzikal ya da edebi tavsiyelerde bulunabilir misin?

Schwadorf: Müzikal açıdan Empyrium’un her zaman Dead Can Dance, Brendan Perry, Ulver, Tenhi, Bathory, Burzum, Loreena McKennitt ve Landberk gibi isimlerden etkilendiğini söylemişimdir, bunu sen de biliyorsun. Sözler ve konsept olarak ise Lord Byron, Keats, Shelley, Goethe, Novalis, Eichendorff ve Edgar Allan Poe gibi isimlerden besleniyorum. Ayrıca Caspar David Friedrich ve Theodor Kittelsen gibi ressamların da üzerimde büyük bir etkisi olduğunu söylemem gerek.

Korhan: Yavaştan röportajın sonuna gelirken biraz da canlı şovlar ile ilgili konuşmak istiyorum. Into the Pantheon her açıdan kusursuz ve insanı etkileyen bir konserdi ve Empyrium’un on beş yıl kadar canlı çalmadığını düşününce tarihi bir değer de taşıyan, adeta bir mihenk taşıydı. O zamandan beri geçen sürede birçok konser verdiniz. Senin turlamak ve konser vermek gibi konularda aşırı hevesli bir müzisyen olmadığını biliyorum. Canlı performans hakkındaki düşüncelerin neler? Daha önce İstanbul’da verdiğiniz iki konser hakkında neler hatırlıyorsun ve son olarak, hayranlar 7-8 Eylül akşamlarında Empyrium’dan ne beklemeli?

Schwadorf: Çok rahat olmuyorum ama canlı çalmaktan nefret ediyor da değilim elbette. Konserlerde seyirciyle enerji ve duygu ortaklığı yaşamayı, birbirimizle bu anlamda etkileşim halinde olmayı gerçekten seviyorum. Ancak ben, kendini tekrar etmek için bir müzisyen/sanatçı olmadım. Benim sanatsal yanımın temeli bir bestekar olmaya ve yaratmaya, üretmeye dayanıyor. Açıkçası konserler veren, turlayan bir sanatçıdan ziyade kendimi bir kompozitör, aranjör ve prodüktör olarak görüyorum.

İki yıl önce İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz konserler her birimiz için kesinlikle hatırlamaya değer gösterilerdi. Fantastik ve tutkulu bir seyirci karşısında iki harika konser vermiştik. Umarım aynı büyülü havayı gelecek konserlerimizde de yeniden yakalayabiliriz!

Korhan: Pekala, sorularım bu kadardı. Empyrium’u ve seni Metalperver’de ağırlamak benim için bir onurdu Schwadorf. Zaman ayırıp sorularımı içtenlikle yanıtladığın için çok teşekkür ederim. Türkiye’deki hayranlarına bir mesajın varsa, onunla kapatabiliriz röportajı?

Schwadorf: Bu güzel röportaj için teşekkürler ve Türk hayranlarımıza yıllardır sürdürdükleri devasa destekleri ve sevgileri için de sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Hem kendim hem de Empyrium adına hepinize minnettarım! Pek yakında görüşmek üzere!

 

 

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Röportaj: Empyrium” için bir yorum

  • 29 Ağustos 2018 tarihinde, saat 22:47
    Permalink

    çok özel adamsın benim için markus çooook.. ilk dinleyip müziğine aşık olduğum günü dün gibi hatırlıyorum ve sol göğüsümün üstüne empyrium amblemini dövme olarak yaptırdığım günü..Bu konserine gidemeyecek olmam içimi parçalıyor ama 2 sene önceki güzel anılarla avutuyorum kendimi artık.
    anlaşılan 2019 sonu zor ama 2020 gibi yeni albümü dinleyebileceğiz. Umarım o “orman metal” yaptıkları zamanlarda ki gibi bir albüm olur bu da.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.