Klasik Bir Cumartesi: Hypocrisy – The Final Chapter

Türkiye’de çok az Hypocrisy konuşuluyor olması gerçekten kanıma dokunuyor.

İsveç’in ve metal dünyasının en büyük yeteneklerinden Peter Tägtgren celle celaluhu için aslında ne söylesem havada kalacağından kudretine henüz tam vakıf olamamış zavallı ruhlar için kendisinin şimdiye kadar Hypocrisy dışında yer aldığı, destek verdiği, önünü açtığı, muazzam albümlerinin prodüktör koltuğunda oturduğu gruplardan bazılarını şöyle bir sıralayayım da bir fikir versin: PAINBLOODBATHMARDUKLOCK-UPAMON AMARTHMALEVOLENT CREATIONCARACH ANGRENCHILDREN OF BODOMDARK FUNERALIMMORTALSEPTICFLESH ve daha niceleri…

Velhasıl dost meclislerinde sıkça kullanılan “metal tanrısı” tabirinin çıkış noktalarından bir tanesi Peter Tägtgren abimizdir. Sevmeyenin ıslak odunla dövülmesi gereken At the Heart of Winter gibi, metal dünyasında son beş yıl içerisinde çıkmış en büyük bir-iki albümden biri olan The Great Mass gibi, Amon Amarth’ın dünya çapında bir üne kavuşmasını sağlayan Versus the World gibi albümlerde direksiyonda olması bile isminin altın harflerle kalbimize kazınmasına yetecekken bu deliboy bir de yıllardır hiç sektirmeden Hypocrisy ile aklımızı alıp Avrupa melodik death metaline yön vermeye devam ediyor. Durmuyor, gidip Bloodbath’i, LINDEMANN‘ı kuruyor eşiyle dostuyla. Eşi dostu dediğim de OPETH‘lerin Mikael’i, RAMMSTEIN‘ların Till Lindemann’ı filan…Ulan hayata bak. Irıspı çıcığı seni ya. Ne güzel övüyordum lan niye sinirlendim birden. Neyse.

Bu köşe için hangi Hypocrisy çılgınlığını seçsem diye düşünüyordum ki aradan yaklaşık bir saat kadar geçtikten sonra ve ben birbirinden fantastik Hypocrisy eserleriyle boyun fıtığında birkaç adım daha yaklaştıktan sonra farkına vardım ki herhangi bir albüm işimi görecek. O yüzden ben de Hypocrisy’nin en sevdiğim üç parçasından birini de içinde barındıran 1997 çıkışlı The Final Chapter (TFC) isimli muhteşem albümü tercih ettim. Fakat emin olun Hypocrisy’nin en az dört-beş albümü daha bu sayfada olmayı hak ediyor.

Ben death metalin orta tempoda seyretmesi gerektiğine inanıyorum. Death metalin insanı yerden yere vuran eziciliğinin en iyi orta tempoda açığa çıktığını düşünüyorum. R1+R2 tuşlarına aynı anda basmak suretiyle süper komboyu aktive ederek insana dişlerini kenetletmesi, yumruğunu sıkarak tüm öfkesini boşaltması açısından orta tempo gibisi yok bana kalırsa. Biraz da bu nedenle bu albüm, çünkü neredeyse başından sonuna kadar orta tempo sınırlarının dışına hiç çıkmıyor.

Hypocrisy hayranları ve kimi kendini bilmezler arasında TFC için çeşitlilik konusunda kısır kaldığı yönünde eleştiriler yapılsa da ben bunlara pek katılmıyor ve bilakis albümün gücünü bu sürekli ve sabit tempo tercihinden aldığını düşünüyorum. Dalgalanan bir grafik ile bir vurup bir geri çekilen, zaman zaman patlayan ama arada yorulup rakibine sarılan bir albüm değil TFC. Aksine asla durmadan, saldırısına hiç ara vermeden aynı noktaya aynı yumruğu savurmaya devam eden ve rakibinin yorulup gardını indireceğinden emin, büyük bir kararlılıkla ve sabırla ufak ufak vurmaya devam ediyor ve gerçekten de albümün ikinci yarısında gardınız tamamen düşüyor. O noktadan sonra ise Hypocrisy en iyi yaptığı şeyi yapıp birbirinden yıkıcı riflerle dinleyiciyi alaşağı ediyor.

Hypocrisy’nin hiç vazgeçmediği melodiyi ve haliyle Avrupai yaklaşımı bir şekilde Amerikan death metalinin çamurlu, nefes almayı ve hareket etmeyi zorlaştıran bataklık atmosferiyle harmanlayabiliyor olması, benim adıam Hypocrisy’yi sevme nedenlerim arasında grubun en önde gelen özelliklerinden biri. TFC için de benzer şeyleri söylemek mümkün. Zaten gelmiş geçmiş en iyi birkaç death metal vokalinden biri olduğuna inandığım Peter Tägtgren’in enfes yorumuyla birleşip iyice coşan sözler doğrultusunda giderek kararan bir tarafı ve bu açıdan bir parça hüzünlü olduğunu bile söyleyebilirim. Hüzün belki doğru kelime değil ama genel bir karamsarlığın hakim olduğunu belirtmek gerek.

On iki parçayla bir saate yaklaşan bir dinleti sunan TFC, albümle aynı isme sahip kapanış parçasıyla bu karamsarlığa ve hüzne tavan yaparak bitiyor ve ve The Final Chapter gerçekten de hayatım boyunca dinlediğim en ağır, en yorucu, en yıkıcı death metal parçalarından bir tanesi. Hypocrisy’nin alamet-i farikalarından biri uzaylı istilası, insanlığın sonu ve apokaliptik teorilerdir; The Final Chapter’da da yaşamın sırrını keşfeden bir bilim adamının yaşadığı çöküşü öyle güzel anlatıyor ki Peter, bir noktada bu hayali atmosferden uzaklaşıp çok daha öznel şeylere üzülmeye başlıyorsunuz bu şarkıyı dinlerken. Gelmiş geçmiş en iyi Hypocrisy parçalarından biri ve hakikaten olacak iş değil. Peter Tägtgren bu albüm ile grubu bitirmeyi düşünüyordu ama çok şükür öyle bir şey olmadı ve biz pek çok Hypocrisy mucizesine daha şahit olduk. Yine de düşününce gruptan duyacağım son parçanın The Final Chapter olması düşüncesi hakikaten tüylerimi ürpertiyor. Herhalde tarihin müzikal açıdan en büyük finallerinden biri olurdu. Vay hayvan Peter ya.

Çok uzattım ama çok övesim varmış Hypocrisy’yi haha. Daha Inquire Within veya Adjusting the Sun‘a giremedim bile mesela ama daha da uzatıp baymak istemiyorum. Eğer hakiki death metale yakınsanız ve atmosfer ya da duygu gibi kelimeler görünce koşup kaçasınız gelmiyorsa Hypocrisy ismine mutlaka yakın olun ve neresinden dalarsanız dalın bir şekilde The Final Chapter’a mutlaka uğrayın. Önünde ceketimi ilikliyorum Peter Tägtgren.

97/100

 

 

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Klasik Bir Cumartesi: Hypocrisy – The Final Chapter” için 5 yorum

  • 18 Şubat 2018 tarihinde, saat 12:59
    Permalink

    ”Ben death metalin orta tempoda seyretmesi gerektiğine inanıyorum” diyerek şu dünyada yalnız olmadığımı gösterdi biri çok şükür. Aşırı tepki yiyeceğimi bilerek bodoslama dalıyorum; teknik vs. saçma sapan, ruhsuz, ”ahanda bak ben böyle gitar/bas/davul çalıyorum” kafası nedir anlamadım ve anlayamıyorum. Neyse konu Peter Tagtgren, desturlu gidelim. Kritik bir Hypocrisy şaheserini karşılayacak kadar güzel, elinize sağlık. Ayrıca büyük ihtimalle hepsini yazsam kritik bayacak diye düşündünüz diye tahmin ediyorum keza en az yazıda adı geçenler kadar Tagtgren’in prodüktörlüğünü yapmış olduğu efsane albümler var. İnanılmaz bir adam kesinlikle.

    Yanıtla
    • 18 Şubat 2018 tarihinde, saat 19:26
      Permalink

      Bir noktada insan yoruluyor ya içinde Peter’in olduğu şeyleri sayarken. 😀

      Ben büyük bir öküzlüğü daha da kuvvetlendirmek için kullanıldığında teknik death metale çok varım ama bir kısmının da şovdan başka bir şey yapmadığı doğru ve hakikaten bayıyor beni de (The Faceless mı dedi biri?). Teşekkürler yorumun için.:)

      Yanıtla
  • 20 Şubat 2018 tarihinde, saat 13:48
    Permalink

    Bloodbath’in kurucuları arasında değildi diye biliyorum ama hypocrisy ile tanışmam bloodbath’in 2004 albümü sayesinde olmuştur ki hala da en sevdiğim albümleri odur.
    Taptığım vokalistler arasında kafadan ilk beştedir. 2000 sonrası çıkardığı albümleri daha bir severim (2002 albümü hariç ve evet albüm isimlerini aklımda tutamıyorum sayılar ile aram daha iyi :)) ama öncesi de candır tabi. Yeni albüm çıkarıyorlarmış beklemedeyiz bakalım

    Yanıtla
    • 20 Şubat 2018 tarihinde, saat 14:39
      Permalink

      Doğru ya Dan Swanö olacak o. Her taşın altından bu ikisi çıkıyor bir şekilde, karıştırıyorum bazen ahah.

      Ya tam nokta atışı yapmışsın, benim de şansıma ilk dinlediğim Hypocrisy albümü bahsettiğin 2002 çıkışlı Catch 22 albümü, çıktığı yıl dinlemiştim. Bu mu ya bu kadar coştukları Hypocrisy diye atmıştım bir kenara. Neyse ki birkaç ay sonra bir yerlerde takılırken arkadaşın biri Abducted açtı da aklım başıma geldi haha. Ben hala Catch 22’den bir-iki şarkıyı arada açar dinlerim ama Hypocrisy markasıyla olacak iş değil o albüm gerçekten.

      Yanıtla
      • 21 Şubat 2018 tarihinde, saat 00:46
        Permalink

        peter’ in de içine sinmemiş olacak ki 2008 de o albümü tekrardan çalıp kaydettiler 🙂 son halinin biraz daha gideri vardı. yaşı geldi elliye şurda 1, bilemedin 2 albüm daha çıkarır sonra yüklenir lindeman’a gibime geliyor..

        Yanıtla

cotard delusion için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.