2017’de En Beğendiğim Albümler (Korhan)

Merhaba.

Söz konusu bendeniz olunca 2017 ve beğenilen albümler başlığını gören, siteyi güncel olarak takip eden okurlarda bir tebessüm oluştuğunu tahmin ediyorum. Nitekim neredeyse tüm seneyi bir şeyleri beğenmeyerek, sağa sola aduketler atarak ve yeni albümlerin büyük bölümüne burun kıvırarak geçirdiğim bir gerçek. Elbette arada ayıla bayıla dinlediğim şeyler de oldu tabii ama dürüst olmak gerekirse 2016 gibi metal açısından nereye kazma vursanız petrol fışkıran bir yılın ardından kabul etmeliyiz ki 2017 gerçekten de çöp oğlu çöp bir sene oldu.

Beğenmediğim onlarca albümün yanında yıl içinde severek dinlediğim, önümüzdeki yıllarda da unutmayacağımı tahmin ettiğim ve büyük beklentilerle girdiğimiz 2017’den eli boş çıkmamıza sebep olan LEPROUS, ENSLAVED, SEPTICFLESH, PARADISE LOST gibi isimlerden oluşan kaka buketinde aralara serpiştirilmiş birkaç hoş kokulu çiçek olarak hatırlayacağım bazı albümleri şöyle sıralamış ve lafı da çok uzatmamış olayım; oh gider ayak yine iyi geçirdim ha. Ulan benim gibi ponçik bir metalciyi ne hale getirdiniz be, ptü yazıklar olsun. Dört tane çok sevdiğim grubun dördünün de albümüne katlanamamış olmamla hatırlayacağım 2017’yi, hale bak…

2017’de En Beğendiğim Albümler:

Pain of Salvation – In the Passing Light of Day

Açık konuşayım, eğer yalnızca tek bir metal müzik türünü dinleyen at gözlüklü metalcilerden değilseniz bana göre Pain of Salvation bilmemek dümdüz cehalettir. Devin Townsend’in, ülkemizde şuursuzca tapılan Steven Wilson’ın, ailemizin şakacısı Lars Mikael Åkerfeldt’in, deliliğin dağlarında gezen Toby Driver’ın veya ekstrem/progresif metal dünyası içindeki diğer büyük figürlerin arasında Daniel Gildenglöw adını çok sık duymuyor olmak kendisinin bu isimlerden geride olduğunu göstermiyor kesinlikle. Pain of Salvation’ın son albümü senenin hemen başında çıktığı için yıl içerisinde belki de çabuk unutuldu ama yılın en güçlü ve hem müzikal açıdan hem de duygusal açıdan en etkili albümlerinden biri olduğu bir gerçek. Elbette diğer tüm PoS albümlerinde olduğu gibi albümü kavramak için belirli bir zaman ayırmak gerekiyor ve bir noktada PoS hüznüne kapılmadan albümü tüketebilmek pek mümkün değil ancak günün sonunda bir birim daha iyi bir dinleyici olacağınızı da garanti edebilecek kadar büyük, yoğun ve katmanlı bir albüm In the Passing Light of Day.

Batsheba – Servus

Michelle Nocon’ın omuzlarında yükselen harika bir albüm bu. Bana göre yılın en iyi şarkılarından Ain Soph (o saksafon ve sondaki blast-beat çılgınlığı nedir ya öyle) ve I At the End of Everything bir yana, pek çok açıdan kusursuza yakın, karanlık bir doom metal şöleni içeriyor. Türe çok uzak değilseniz veya MÖTALDE GADININ NÖ İŞİ VAR YÖÖ demiyorsanız mutlaka bir bakın. Listeyi sırasız yazıyorum ama eğer bir sıraya koyacak olsaydım ilk üç-beş tercihimden biri bu olurdu.

Soen – Lykaia

Soen’in SOEN olduğu albüm. Artık Soen’den bahsederken başka grupların adını anmaya hiç ihtiyacımız kalmadı. Bu melankolik, üzgün ama müzikal olarak da tek başına ayakta durabilen enfes albümü sevmek için metalperver olmaya bile gerek yok; bir çift işlevsel kulağa sahip olmak yeterli.

Converge – The Dusk in Us

Ne diyeyim. Converge gerçekten de tamamen kendine has bir grup ve bir şekilde sevmeyi başarırsanız vaat edebileceği şeylerin sınırı yok gibi bir şey. Bu adamların bunca yıldır güncel kalmış olmaları bile mucize lan. Kritikte övdüm ha övdüm zaten, açın bakın. Yılın en iyi albümleri arasında ilk üç sırada olmalı muhakkak.

Pallbearer – Heartless

İtiraf edeyim, bu adamlara eskiden biraz uyuz oluyordum ama iki albümdür o kadar harika işler yapıyorlar ki ağzımı bile açamıyorum. Yılın en iyi şarkılardan biri, kritikte de özellikle KING DIAMOND benzerliği nedeniyle öve öve bitiremediğim Cruel Road ve elbette albümün geneli itibariyle yılın en unutulmaz albümlerinden biri de bu kesinlikle.

Firespawn – Reprobate

Yılın death metal albümü. Petrov’un vokalinin zirvesi ve her türlü itliğin, köpekliğin, puştluğun vücut bulmuş hali. Mükemmel. Sıralı bir liste yapıyor olsaydım zirveyi bile zorlayabilirdi.

Svartsyn – In Death

Bu kadar black metal hayranı varken bu albümün es geçilmiş olması çok keyfimi kaçırıyor. Tek kişilik black metal projeleri arasında ELDAMAR bile kendi kitlesini bulmuş ve çorbasını kaynatmaya başlamışken Ornias’a gereken önemin gösterilmesi gerçekten can sıkıcı.

Vallenfyre – Fear Those Who Fear Him

Bunun için de bir şey söylemeye pek gerek yok aslında. Tüm fanboyluk kimliğimden sıyrılıp uzaktan baktığımda bile Stockholm death metalini doom metal ile harmanlayıp enfes gitar işçiliğiyle sunan bu albüme söyleyecek olumsuz bir şey bulamıyorum. Sadece bilmiyor olabilirsiniz, sevmemek mümkün değil gibi geliyor bana zira.

Unleash the Archers – Apex

Bu listedeki, ilk bakışta hiç de benlik gibi durmayan ilk albüm bu herhalde. Unleash the Archers’ı bu yıl, Apex albümüyle keşfettim ve sanırım yıl içinde ilk kez dinlediğim gruplar arasında en sevdiğim grup bu oldu. Her şeyden önce albümün hikayesi enfes, vokal çeşitliliği insanın başını döndüren cinsten ve her detayı üzerine düşünüldüğü, salla pati iş yapılmadı her halinden belli bir albüm. Açıkçası ilerisi için büyük beklentiye soktular beni, umarım götümün üstüne oturmam. Dur açayım hatta ya, canım çekti yine.

Wode – Servants of the Countercosmos

Yine biraz daha yeraltıcı ekibin takdir edebileceği türden bir çirkinlik. Herhalde genel ile tamamen zıt black metal anlayışında olduğumuz için hiçbir yerde göremiyorum Wode övüldüğünü ama bana göre senenin en iyi black metal albümlerinden biriydi Servants of the Countercosmos; siz bilirsiniz tabii yine de.

Volür – Ancestors

Yılın “garip ama iyi” albümlerinden biri bu ve bu kontenjanı çok iyi dolduruyor. Kaliteli mantarla erişilen güzel ruhani kafalar.

Lock-Up – Demonization

Bu albümü sevmeyen metalci mi olur ya. Eğer hakikaten bu albümü sevemediyseniz metal anlayışımız taban tabana zıt demektir ve bugünden itibaren benim yazdığım şeyleri okumayı bırakabilirsiniz. Bira için ve bu albümü dinleyin.

Altarage – Endinghent

Bu adamlar ne zaman albüm yapsalar sene sonu listeme girecekler galiba. Kim size ne etti de bu hale geldiniz bilmiyorum ama kusura bakmayın; başınıza her ne geldiyse iyi ki de gelmiş ve siz böyle güzel delirmişsiniz ya. Bu nedir lan böyle hayvan oğlu hayvanlar.

The Black Dahlia Murder – Nightbringers

Üzerine çok düşünmedim açıkçası ama eğer biri yoldan çevirip “Bu sene çıkan en iyi metal albümü hangisi?! Çabuk söyle 10 saniyen var sayıyorum bak 9, 8…” diye sorsa büyük ihtimalle aklıma ilk gelen bir-iki albümden biri Nightbringers olur. Bu adamlar ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar ve önlerinde durmak gerçekten imkansız. Mükemmel bir albüm Nightbringers ya; kritiğe bir göz atın muhakkak.

Myrkur – Mareridt 

Kritiğine 100 üzerinden 55 puan verdiğim bir albüm sene sonu listemde. Peki bu nasıl oluyor? Kritikte kabaca anlattım zaten ama Myrkur’a iki türlü yaklaşabilirsiniz ve tüm değerlendirmeni nasıl yaklaştığınıza göre şekillenmek durumunda. Şöyle özetleyeyim; yarın Mareridt’e yine kritik yazacak olsam büyük ihtimal yine 55-60 puan veririm, çünkü salt müzikten bahsetmiyoruz burada hiçbir zaman. Ancak bu Mareridt’in harika bir albüm olduğu gerçeğini değiştirmiyor pek ve ben de yavaş yavaş Myrkur’u kabullenmeye başlayarak “davayı satmış” oluyorum galiba. Neyse, karışık işler. İsteyen tükürdüğünü yaladığımı iddia etsin, isteyen yola geldiğimi; Mareridt mis gibi albüm.

Havukruunu – Kelle Surut Soi

Merhaba tatlı kız, demek sen de IMMORTAL ve MOONSORROW seviyorsun ha; peki hiç Havukruunu dinlemiş miydin?

Temple of Void – Lords of Death

Yine eğer sıralı bir liste yapsaydım en üst sıralarda yer alabilecek türden bir albüm. Eğer günün birinde ölüm ve kıyameti tek potada eritecek bir müzik yapmaya karar verirseniz önce Graven Desires isimli muazzam şarkıyı, ardından da Lords of Death’i şöyle bir yüz defa çevirin. 2017’de bu işin nasıl yapılması gerektiğine dair harika bir ders veriyor Temple of Void. Takip listemin en üst sıralarına yerleştiler Lords of Death ile ve uzun süre tükenmeyecek bir krediye sahipler artık gözümde. Müthiş.

Farsot – Fail-Lure

Bu liste içerisinde herkesin kendine göre bir şey bulamayacağı, kritiğine verdiğim puanda en az objektif davrandığım albüm bu. O yüzden sadece ismini anmış olmak için burada tekrar paylaşıyorum; dileyen açıp bakar.

Anathema – The Optimist 

Anathema dinlemek hiç havalı bir şey değil artık, ben de farkındayım ama bu muhteşem algı Anathema’nın hala içsel ve yoğun bir müzik yaptığı gerçeğini değiştirmiyor. Siz dinlememeye devam edin, biz böyle iyiyiz zaten.

Chelsea Wolfe – Hiss Spun

Buna da Anathema ve Myrkur için yaptığım yorumların bir karışımını yapabilirim ama biraz daha ılımlı yaklaşacağım sanırım bu defa; eğer hayatınızda duygulara yer varsa, omurilikten yaşayan dümdüz bir insan değilseniz Hiss Spun mutlaka bir tsunami etkisi yaratacaktır bünyede. Herkesin bunu kaldıramayabileceğini ve Chelsea Wolfe’un metal olmayan eski albümlerini sevenlerin Hiss Spun’a mesafeli yaklaşabileceğinin farkında olmakla birlikte bu albümün insanı derinden sarsan bir güçte olduğunu belirtmem gerek. Bir şans verin.

Cradle of Filth – Cryptoriana – The Seductiveness of Decay

Hayatımın hiçbir döneminde Cradle of Filth dinleyicisi, hayranı veya savunucusu olmamış bir dinleyici olarak grubun 2017 yılında bana ulaşmış ve kendine çekmiş olmayı başarması, tamamen grup ile kendi aramdaki dinamiği göze aldığımda gerçekten inanılmaz bir şey. Biraz daha dışarıdan bakmak gerekirse de albümün ne kadar kuvvetli olduğunu internetin her köşesinde, her aklı başında insan tarafından sayfa sayfa yazılıp çizildi zaten. Evet, tabii ki bir noktada Cradle of Filth antipatisi öne çıkıyordur ve Cradle of Filth mi kaldı diyorsunuz ama emin olun kalmış. Ben de şaşkınım valla.

Ofermod – Sol Nox

Olması gerektiği gibi black metal.

Amenra – Mass VI

“Ya ben burada şöyle iyi, böyle iyi diyorum ama insanlar açıp bunu dinleyecekler. Acaba bunu tavsiye ederek onlara kötülük mü yapıyorum?” 

Bazı albümler için gerçekten böyle hissediyorum ve Mass VI da bunlardan bir tanesi. Mükemmel bir albüm ama biraz kendinizi seviyorsanız hiç bulaşmazsanız.

Nokturnal Mortum – Істина

Bircan yarınlar yokmuş gibi övdü zaten, ne diyeyim ben daha.

Sun of the Sleepless – To the Elements

Schwadorf ne yapsa iyi yapıyor. 90’lar geleneksel black metal anlayışı ile modern zamanların eğilimlerini dengeli bir şekilde harmanlayan, dinlerken insanı yormayan ve bunaltmayan bir albüm To the Elements. EMPYRIUM seven zaten biliyor da, Shcwadorf’u çıtkırıldım hislerin adamı sananlar da bir açıp baksınlar; tam Schwadorf önyargısı kırmalık, sağa sola ateşler eden harika bir albüm.

 

Sanırım benden de bu kadar arkadaşlar.

Bunlar dışında da sevdiğim bazı albümler oldu ama listeyi hazırlarken sizden de rica ettiğim şekilde önümüzdeki yıllarda da hatırlamaya, dinlemeye, hakkında konuşmaya devam edebileceğim albümleri seçmeye çalıştım. Yine de eminim birkaç ay sonra dönüp bu listeye baktığım Ya şunu da koymuşum ama, hadi neyse diyeceğim birkaç albüm çıkacaktır yine. Olsun, zaten amaç biraz da sene sonunda iyi işleri kabaca özetleyip bir arşiv, bir özet hazırlamak zaten. Ne biz otoriteyiz ne de elimizde insanların neyi dinleyip neyi dinlemeyeceklerine karar verebileceğimiz bir kontrol mekanizması var. Haliyle maksat olabildiği kadar muhabbet olsun diye uğraşıyoruz işte.

Bir kez daha rica edelim; siz de listenizi burada paylaşın, bizim listelerimizin altına yorum girin, sene sonunda kendi aramızda yaptığımız bu küçük beyin fırtınasına siz de katılın.

Herkese mutlu, eğlenceli, birbirinden canavar albümler ve gruplar keşfedeceğiniz bir 2018 diliyorum,

birlikte nice yıllara!

 

 

 

 

 

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

2017’de En Beğendiğim Albümler (Korhan)” için 3 yorum

  • 30 Aralık 2017 tarihinde, saat 13:52
    Permalink

    Temple of Void’te bizim gördüğümüz, başkalarının göremediği bir şeyler var galiba. yaklaşık 15-20 tane webzine, forum, blog vesaire takip ediyorum, ellişerli yüzerli listeler paylaşıyorlar ve Temple of Void yok. çok enteresan. keza Firespawn, Lock Up ve Svartsyn listelerde çok fazla görmeyi umduğum ama pek göremediğim albümler.

    Yanıtla
    • 30 Aralık 2017 tarihinde, saat 14:12
      Permalink

      Temple of Void’in olmamasını biraz anlayabiliyorum hadi de Firespawn ve Lock up olmaması gerçekten üzüyor. Kimsenin alkollü pislik adam metaline önem vermemesi endişe verici.

      Yanıtla
  • 3 Ocak 2018 tarihinde, saat 20:18
    Permalink

    Unleash the Archers’ın albümünü her yerde gördüm bu sene ama ancak son 2-3 gündür doğru düzgün dinleyebildim. Dağ havası tadında, her yönüyle olmuş albüm. Power metalden umudu kesmiş veya zaten hiçbir zaman umursamamış olanlar bile bakabilir. Bundan sonra destekçileriyim.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.