Morgion – Solinari

Dragonlance ya da dilimizdeki karşılığı olan Ejderha Mızrağı; Raistlin-Caramon kardeşler, düsturun ne olduğunu hafızalara kazıyan Sturm, neşe kaynağımız Tasslehoff, rengarenk ve acımasız ejderhalar, bitmek bilmeyen enfes bir macera. Krynn üzerinde yükselen üç ay. Solinari, Nuitari ve Lunitari…

1990’da California’da kurulan death/doom neferi Morgion, dönem itibariyle Amerika death metal konusunda palazlanmaya başlamış 2olmasına rağmen biraz daha İskandinav bir bakış açısını uygun görmüşler. Kaldı ki 1991 tarihli ilk demo The Rabid Decay ve 1993’deki Travesty 7” çat çut death metal zaten. 1997’de Among Majestic Ruin ile kimliğini MY DYING BRIDE etkili death metal gibi tanımlayabileceğim bir albümle müzik piyasasına dalan grubun ikinci uzunçaları Solinari ise 1999 çıkışlı. Yani yine nostalji, yine eskiler öveceğim bu yazıda haha.

10:33 süresiyle albümdeki en uzun iki parçadan biri olan açılış parçası The Serpentine Scrolls(descent to arawn) harika bir giriş sağlıyor atmosfere. Kilise çanları, rüzgar sesleri ve kısık sesli bir koro ile şöyle bir doğrultuyor insanı. Morgion’da bariz MDB esintileri hissedilse de aslında büyük benzerlik gösterdiği gruplardan bir tanesi de kesinlikle NOVEMBERS DOOM. Tarz ve tını olarak birbirine ziyadesiyle benzettiğim bu iki gruptan Morgion biraz daha kirli, daha yavaş şarkılar üzerinde yoğunlaşsa da hem gitar soundu hem de sert bölümlerdeki vokalin yorumu sayesinde bazen epey karıştırıyorum iki grubu birbirine. Amerikan death/doom metali de biraz böyle bir şey zaten diyerek yine bir aduket atmadan geçmemiş olayım madem.

Madem bu yazı hem başka gruplar üzerinden gidiyor, biraz da AGALLOCH konuşalım. Canticle örneği üzerinden, özellikle grubun yavaş bölümlerde kimi zaman oldukça kendini belli eder bir Agalloch’luk var. Tabii tarihe bakınca Morgion’un Agalloch’a benzeme gibi bir amacı olamayacağını görüyoruz, zira daha Agalloch yok ortada. Ben yine de yeni dinleyiciler için net bir referans sayılabileceği için Agalloch adını buraya salmış olayım.

Parçalar temel olarak iki duygu ve bu duyguların yansımaları şeklinde iki bölümden oluşuyor. Yumuşacık gitarlar ile geçilen düşük tempolu bölümler, arada kendini gösteren klavye ve fısıldayan bir vokal ile hüznü dayıyor Morgion. Doom seven herhangi birinin bu pasajları sevmeme ihtimali pek yok. İkinci bölüm ise beton gibi gitarlarla kafalara vura vura, sert davulların ve yırtınan bir brutal vokalin hakim olduğu duygu patlamalarından oluşuyor. Derli toplu ve samimi bir havayla bu formül birleşince zaten elinizde iyi bir albüm oluyor işte.

Albümün enteresan ve kendine has özelliklerinden biri ise Solinari, Nightfall Infernal, All the Glory ve All the Loss parçalarının bazı bölümlerinde aynı gitar melodisinin kullanılmış olması. Bu hem şarkıları birbirine bağlıyor hem de atmosferi besliyor. Özellikle bu parçaların başı neresi sonu neresi pek belli olmadığı için bu dörtlüyü bir nefeste tüketirken büyük keyif alıyorum yıllardır.

On bir dakikanın üzerindeki süresiyle albümün en uzun parçası olan Nightfall Infernal karanlık yapısı, brutal vokalleri ve değişken gitarlarıyla OPETH‘in ilk dönem karanlık parçalarını akıllara getiriyor. Ulan bu kadar grup sayıp beklentiyi yörüngeden uzaklaştırıyorum ama neyse ya.

Grubun belki de tek kötü yanı ne yazık ki dağılmış olması. Solinari’nin ardından yine demo/EP çalışmaları ile geçen beş yılın ardından grup 2004 yılında yine gayet beğendiğim Cloaked By Ages, Crowned In Earth albümü ile müzik sahnesine veda etti. 2008’de davulcu Rhett Davis haricinde tam kadro DustFlow ismiyle toplandıklarını açıklasalar da daha bir materyal çıkmadı ve herkes bir yere savruldu gitti işte. Velhasıl orta tempolu, yoğun atmosferli ve yıkıcı işlerden keyif alanlar muhakkak bir baksınlar; saklı bir hazine Morgion. Albüme ismini veren ayın rengi beyaz olsa da albüm epey karanlık, bilinçli tüketiniz.

87/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir