Ne Obliviscaris – Urn

Avustralyalı NE OBLIVISCARIS 2007’de “The Aurora Veil” demesini yayınladığında oluşan kadar büyük bir sarsıntıyı metal dünyası uzun zamandır hiçbir grubun ilk kaydıyla yaşamamıştı sanırım. Onar dakika civarında dolaşan üç şarkıyla bir anda bomba gibi patlayan grubun başarısı OPETH’in yolunu açtığı birçokları gibi daha sakin ve daha vahşi kısımları progresif bir altyapıyla bir araya getirmenin ötesine geçiyordu; zira bu defa klasik/neoklasik etmenler de müziğin destek kirişlerinden birini oluşturuyordu. Hayatımda duyduğum en jenerik isimlerden birine sahip Tim Charles’ın temiz vokalleri ve daha da önemlisi kemanı grubun müzikalitesi için yeni boyutlar açarken, bir de üzerine demodaki üç şarkının da nefis bestelerden oluşması bir daha önce hiç adı duyulmamış bu grubu bir anda fazla şey beklenen bir kategoriye sokuvermişti.

Sonrasında NE OBLIVISCARIS bence kendisi için ilk aşamada oluşturduğu seviyeyi aşmakta pek başarılı olamadı. Hani çıtayı öyle yukarıya koydu ki, denir ya, işte öyle. Sorun şu ki kendileri de o çıtayı devirmeye pek yaklaşamaz haldeler. İlk stüdyo albümleri “Portal of I” demodaki üç şarkıyı barındırmasıyla zaten otomatik olarak güzel bir yerlerden başladı seviye olarak ve o şarkıların etrafını da benzer kalitede eserlerle donatmayı başarmıştı grup tamam, ki bu noktada demo ve albüm arasında tam beş yıl geçtiğini eklemek iyi olabilir; ancak sıkıştırılmış bir paket halindeyken çok heyecan verici olan o ihtişamlı yapı, benimle hemfikir olmayan ve olmayacak çok dinleyici olsa da, durmaksızın devam ettirilince sihrinin bir kısmını kaybetmişti. Hele ki “Citadel” piyasaya çıkınca temelin altındaki çatlaklar iyiden iyiye belirmeye başladı benim için: bu defa beste kalitelerinin de inişe geçmesiyle sırf progresif olsun, sırf sertlik ve klasik etkileşimler arasındaki tezat iyice belirgin olsun diye yapılmış görüntüsü somutlaşmaya başladı. Adeta göz boyamak için, ihtişam hissini dinleyiciye itelemek için piyasaya sürülmüş gibiydi bu albüm ve, yine benim gibi düşünmeyen çok kişi olduğunu bilsem de, dev bir hayal kırıklığıydı “Citadel”.

“Urn” bu açıdan bence grubun attığı oldukça iyi bir adım. Yine sendelediği, bütünlüğünü korumakta zorlandığı anlar olsa da genel manada ilk albümün heyecanını daha olgun, ayakları yere basan bir halde bize sunmayı başarması grubun kendi imzasını sağlamlaştırmak açısından gösterdiği kararlılık olarak yorumlanabilir. Açılışı yapan Libera ikilisi grubun kendi standartlarında vasat pasajlar barındırsa da özellikle kemanın ekstra işler yapmasıyla akılda kalıcı izler bırakabiliyorlar örneğin. İkinci kısmın klasik etkileşimler açısından tavan yapması grubun kemanı yalnızca goygoyculuk olsun diye kullanmadığını bir defa daha gösteren güzel bir örnek. Albümün büyük çoğunluğunda en büyük eksiklik olarak gördüğüm zayıf gitarlar maalesef Libera’yı da vuruyorlar diğer yandan; bilhassa brutal vokallerin ve kemanın üst seviyeye çıkarttığı dinlenebilirliği daha da yukarıya çekme fırsatını gitarların genel özelliksizliğiyle kaçırıyor NE OBLIVISCARIS. Sonuçta bir progresif metal albümü “Urn” ve bundan daha çok emek sarf edilmiş bir yazımı hak ediyor.

Albüme konuk olarak bas gitar görevini üstlenen EXIVIOUS ve bir dönem CYNIC basçısı Robin Zielhorst’un iyiden iyiye devreye girmesi ve grubun gelişimci içgüdülerini biraz daha serbest bıraktığına şahit olmamızla beraber albümün en iyi şarkısı olarak gördüğüm Eyrie’ye dek ulaşıyoruz. “The Aurora Veil”in yarattığı hayranlığa bu defa benzer; ama nüanslarla ayrılan bir yoldan varmayı başarıyor grup, ki bundan sonra ihtişamı yalnızca orada var olsun diye değil, müziğin doğal gelişimiyle ortaya çıkacak şekilde sürdüreceklerine dair umutlarımı da arttırıyor.

Albümü kapatan Urn ikilisi ise maalesef ki “Citadel”ı anımsatan bir amaçsızlıkla açılıyor. Sanki o ve bu pasajların ayrı ayrı yazılıp peş peşe konulmasıyla yaratılmış havası veren birçok anı var, ki bu da bazen kolu ayrı, bacağı ayrı, vücudu ayrı bir yerden toplanıp bir araya dikilmiş bir Frankeştayn canavarı hissiyatına sebep oluyor bazen. Toplama bakınca evet, kötü durmuyor; ama sanki başka bir kol getirip var olanı değiştirsek bir şey fark etmeyecekmiş gibi ve bu da şarkının bütünlüğü açısından bir şeyler anlatıyor olsa gerek.

Gelelim tüm albümde beni en çok rahatsız eden noktaya: prodüksiyon. Bu kadar varyasyonlu bir müzik yapan NE OBLIVISCARIS’in albümlerinin inatla statik bir aralık kullanılarak düzenlenmesine gerçekten anlam veremiyorum. Melodiler ve tonlama olarak başarılı olsa da fazla kuvvetli olmayan temiz vokallerin gücünü iyi yitirmesine, davulların tüm vuruculuğunu kaybetmesine sebep olan bu prodüksiyon şarkıların olabileceklerinden çok daha iç titretici olmasının önündeki en büyük engel. NE OBLIVISCARIS oldukça kompleks bir müzik yapıyor ve besteler olarak bu karmaşıklıktaki bir müziği dinlemek isteyecek herkesi mutlu edemeyeceklerini farkındayım; dolayısıyla o konulardaki şikayetlerim belki de biraz kişisel. Konu bu denli aşikar bir soruna gelince ise bu defa hayal kırıklığımı bir şekilde bastırmak zorunda hissedemiyorum kendimi: bence affedilemez derecede kötü bir prodüksiyona sahip “Urn”.

Çok fazla şikayet ettim ve aslında epeyce övgüye mazhar bir albümün yazısında beklediğinizden epeyce farklı bir ton oldu büyük olasılıkla. Sanırım NE OBLIVISCARIS halen ne hissettiğimi, ne beklediğimi, hatta sevip sevmediğimi anlamakta zorlandığım bir grup olduğu için böyle oldu. Toplamda “Urn”ün “Citadel”den çok daha üstün olduğuna, ve biraz daha çabayla kendisinin şu halinden de çok daha iyi olabileceğine inanıyorum. Ha bir de mutlaka elinizdeki en iyi ses sistemiyle dinleyin albümü, prodüksiyonun duyulmasına yardım etmediği çok fazla detayla daha karşılaşabilirsiniz.

77/100

Ertuğrul Bircan Çopur

Doydum ama aç gözlülükten yiyorum.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.