Klasik Bir Cumartesi: In Flames – The Jester Race

Her hafta “Klasik Bir Cumartesi” köşem için düşünmek, zihnimi, arşivimi ve interneti kurcalamak ve yüzlerce albüm içerisinden bir tanesinde karar kılma sürecini yaşamak benim için hem müthiş bir beyin fırtınası hem de her hafta tekrarlanan bir meydan okuma niteliği taşıyor. Kendi içimde pek çok albümü yarıştırıyor, çok sevdiğim kimi albümleri sitenin o haftaki takvimini de düşünerek bazen erteliyor, bazen de seçmeyi düşündüğüm albümün büyüklüğü altında ezilip hepten vazgeçiyorum yazmaktan. Fakat neredeyse her hafta son ana kadar devam eden bu sürecin sonunda bir şekilde bir albüm öne çıkmayı başarıyor. Bu hafta da aslında böyle bir köşeyi yazmaya karar verdiğim günden beri aklımda olan “The Jester Race” albümü aklımdaki diğer birçok alakasız seçeneğe baskın çıkarak nihayet sitedeki hak ettiği yeri alıyor artık.

Yılllar yılı melodik death metal ile, daha doğrusu bağlama uygun tabire göre melodeath ile dalga geçip duran, zerre önemsemeyen, bu müziğin yeterince metalci olamayan güçsüz, korkak, savaşmaktan aciz vasat metalciler için bir teselliden başka bir şey olmadığını iddia eden büyükçe bir kitlenin bir türlü anlam veremediğim fantastik argümanları bir yana, bu müziğin doğru yapılabildiği takdirde ne kadar güçlü ve etkili olabileceğini ispat eden albümleri “bunlar yüzünden metalkor çıktı, ptü lanet olsun,” seviyesinde değerlendirmek veya tamamen görmezden gelmek bana biraz değişik geliyor. O nedenle türün büyük resimdeki yeri, önemi, metali ne yönde ve ne ölçüde değiştirdiği konusundaki açıklamalarla kendimi yormadan melodik death metal sevmeyenleri sevgisizlikleriyle başbaşa bırakarak devam etmek daha akılcı bir hareket gibi geldiğinden biz In Flames’e ve The Jester Race’e geçelim.

Geçelim de, neresinden tutulur, nasıl başlanır böyle bir albüme? Sınırlar çizen, standartlar belirleyen, ebedi melodileri ve insanlığın bundan sonraki her anında kabul görebilecek bir prodüksiyon ve konsept sayesinde hiçbir zaman eskimeyecek, her daim aynı hitap gücüyle kitleleri etki altına alabilecek devasa bir güç timsali, her yönüyle gerçek bir klasik The Jester Race.

IRON MAIDEN’ın dünyaya armağan ettiği çift gitar armonilerini kendi bakış açısıyla işleyip yalnızca özel birkaç grubun ulaşabildiği bir ustalık seviyesinde icra eden In Flames’in en büyük silahı şüphesiz ki çift gitarın aman vermeyen saldırısı. İlk albüm “Lunar Strain” ve sonraki “Subterranean” E.P.’si ile bu konudaki potansiyelini gösterdikten sonra The Jester Race ile adını devler ligine yazdırdı In Flames. “Slaughter of the Soul” gibi, “The Gallery” gibi günümüzde önünde ceket iliklenen albümlerin yanında, türe kendi imzasını attığı ilk albümdü bu.

Çift gitarın büyük uyumu ve melodi bombardımanı o dönem için ilk kez karşılaşılan veya alışagelmeyen bir şey değildi elbette ve Göteborg’tan yükselen bu yeni müzik türü de hali hazırda birbirinden güçlü albümler vermiş durumdaydı. The Jester Race’in çok iyi bir melodik death metal albümü olmanın ötesine taşıyan şey ise geçişlerdeki süslemeleri, on beş, on altı senedir hala bir kusur bulamadığım soloları, birkaç dinlemenin sonunda sonsuza dek zihinlere kazınıveren muazzam melodileri ile beklenmedik anlarda ortaya çıkan yenilikçi fikirleri aslında.

Metal müzikte sıkça gördüğümüz şekilde anlatıcı rolünü üstlenen gencecik, ses telleri bile tam oturmamış Anders Friden’in tekdüze ve genel olarak ortalama sayılabilecek, ancak çok içten ve samimi vokal performansı ile nakış gibi işlenmiş detaycı sözler ise The Jester Race’in diğer güçlü tarafını oluşturuyor. Anders’in kalemine alışmak kolay değil gerçekten ama bir kez çözüldüğünde albümü başka bir seviyeye çıkarabilecek kadar da kuvvetli. Aynı fikirler etrafında şekillenen besteler Anders’in müthiş sözleriyle ve elbette onları destekleyen nokta atışı pasajlarla albümü durağan ruh halinden sıyırarak dinamik ve kendi içinde değişip dönüşen bir hale getiriyor. Özellikle bu açıdan DARK TRANQUILLITY ve AT THE GATES’e oranla çok daha zengin, dolu bir yapısı var ve bana göre karşılaştırıldığı albümler arasında en iyisi olmasının sebebi de bu. Anders’in enfes sözleri sayesinde en az DT ve ATG kadar çiğ ve saldırgan olmasının yanında ikisinin de ulaşamadığı bir ölçüde duygusal olmayı başarıyor.

Moonshield’ın şurası, December Flower’ın solosu derken içinden çıkamayacağım bir hale gelmek istemiyorum. O yüzden bir an önce bitireyim şu yazıyı da açalım tekrar tekrar dinleyelim bu şaheseri. “Tired of dull ages!” diye girelim, “Father, you are the dead god in me!” diye çıkalım. Eh, albüm bu kadar müthiş olunca yazı ister istemez kötü oluyor; insan eziliyor bu görkemin karşısında. Sonraki kritikte telafi edeceğim, söz.

100/100

e8245344c2310e2e104279b87c986172.1000x1000x1

Reklamlar

3 thoughts on “Klasik Bir Cumartesi: In Flames – The Jester Race

  1. Fakat dünyanın en iyi logolarından birine sahip olup kapakta albüm adını Comic Sans ile yazmak diye bir gerçek de var ya.

    Beğen

  2. Nedense bu albüm nerede övülse,kritiklense,beğenilse sanki albümü ben çıkartmışcasına seviniyorum.

    İlk aldığım kaset.Moonshield in ilk notalarından sonra gelen o lead guitar sesi.Aşağı konşuma dinlettiğimde ”Galiba hayatta bundan daha güzel bir müzik olamaz” yorumu duymuştum.

    Albümü parçalara bölüp her parçadaki en az 4-5 riff ve solodan ayrı ayrı albümler çıkar.

    Melodeath sevmeyenlere saygım sonsuz ama bu albüm de sevilmeyecek gibi değil.Biz toplum olarak marjinalliği sevdiğimiz için melodeath e bok atmayı da seviyoruz.

    Arkamızdan şöyle konuşulunca pek bi havalı diil mi?

    ”Aabi o çocuk sadece pure black dinliyor”

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s