Sun of the Sleepless – To the Elements

Ruh halimden bağımsız olarak, herhangi bir zamanda açıp dinleyebilecek kadar çok sevdiğim EMPYRIUM’un beyni Ulf Theodor Schwadorf’un yan projesi Sun of the Sleepless, Schwadorf’u tanıyanların tahmin edebileceği gibi Empyrium ile neredeyse hiç ilgisi olmayan, tıpkı bir başka Scwadorf güzelliği THE VISION BLEAK gibi tamamen kendi ayakları üzerinde durabilen bir hüviyete sahip.

Çok yönlü müzisyenlerin bazı projelerinde kendine yer bulamayan fikirlerini farklı çatılar altında toplayıp değerlendirmesi yıllardır tanık olduğumuz bir hadise olsa da bu işi Schwadorf kadar başarılı bir şekilde yapabilen müzisyen sayısı gerçekten çok az. Schwadorf her projesine aynı ciddiyetle yaklaşıyor ve her zaman belirli bir kalitenin üzerinde işler yapabiliyor. Empyrium’dan ortağı Markus’un EWIGHEIM’inde çalarken de, The Vision Bleak konsepti yaratırken de, Empyrium’un yeni albümünü yazarken de konsantrasyonu ve adanmışlığı aynı seviyede ve bana kalırsa bu müthiş bir özellik.

Haliyle Sun of the Sleepless’in yıllar sonra nihayet ilk albümünü yapacağı duyurulduğunda bu güven sayesinde direkt beklentiye girmek ve heyecanlanmak kaçınılmaz oldu benim için. Özellikle Empyrium’dan metali tamamen kaldırdıktan sonra Schwadorf’un kirini pasını nasıl atacağını çok merak ediyordum. Açıkça söyleyeyim ki insanın güvendiği birinden onu hayal kırıklığına uğratmayan bir iş çıkması kadar rahatlatıcı, keyif verici bir his yok hayatta herhalde; To the Elements akıyor arkadaşlar.

Ambient etkili black metal olarak başladıktan bir süre sonra trip-hop benzeri bir şekilde elektronik altyapıya sahip karanlık bir şeylere evrilmeye başlayan Sun of the Sleepless, aradan geçen neredeyse 20 yılın ardından ilk albümüyle nihayet gerçek bir kimliğe kavuşmuş ve Schwadorf’un ürkütücü, karanlık ve gotik atmosfer yaratma konusundaki üstün yeteneği ile yoğrulmuş bir black metal albümü olarak karşımıza çıkıyor.

Bu noktada elbette atmosfer bazında zaman zaman The Vision Bleak ile karşılaştırmaya sokulabilecek kadar benzeştiği anlar olduğunu itiraf etmek gerek. Ancak iki proje arasında dağlar kadar fark olduğunu da şöyle izah etmeye çalışacağım:
Aynı korkunç, karanlık ve grotesk öyküyü açık bir alanda, ateş başında şarabınızı yudumladığınız bir ortamda iki farklı ozandan dinlediğinizi düşünün. Bir tanesi biraz daha işin eğlencesinde, bu hikayenin gerçekliğini sorgulatacak kadar esprili ve şen şakrak bir anlatı biçimi benimsemişken diğerinin söze başladığı andan itibaren ortamın buz kestiğini, etrafınızdaki gölgelerin birden bire kıpırdanmaya başladığını, iliklerinize işleyen bir soğuğu ve ensenizdeki tüylerin kabarmasına neden olan bir ölüm-kalım ciddiyetiyle sarmalandığınızı hayal edin. İşte bu iki proje arasındaki fark hemen hemen bu. Hangisinin hangisi olduğu ise biraz tartışmalı ve size bırakmak istediğim bir konu, haha.

To the Elements’in her şeyinden sorumlu Schwadorf, özellikler gitar ve klavyede tamamen 90’ların görkemli işlerine bağlı kalmasına karşın kendisinin de belirttiği üzere prodüksiyon anlamında dönemin “low-fi” akımına kapılmak istememiş. Böylece ortaya buram buram 90’lar kokan ancak modern tınılı bir albüm çıkmış.

Shakespeare’in yazdığı son eser olan “The Tempest” içerisinde, Shakespeare’in kendisi olduğu tahmin edilen Prospero’nun ünlü konuşmasının bir parçası ile yapılan enfes girizgahtan sonra karşımıza çıkan ilk gerçek To the Elements şarkısı “Motions”ı ele alalım. Patır kütür black metal başlayan şarkı ortalara doğru Schwadorf’un imza işlerinden sayılabilecek, klavye önderliğinde düşük tempolu, koro vokalli bir bölüme uzanıyor ve ardından yavaş yavaş yükselerek kusursuz bir gitar-klavye ortaklığı ile yine blast-beat ve brutal vokal çılgınlığına geçiyor. Tanıdık geldi mi? Efendim? 2006 model “The Franconian Woods in Winter’s Silence” mı? Neredeyse evet. Gerçekten de bu benzerliği yakalamamak ve içten içe “EV-VET BEE!!” çekmemek elde değil. Albümün devamında da bu tarz geleneksel tırmanış bölümlerine bolca rastlıyoruz. “Where in My Childhood Lived A Witch” örneğindeki gibi, ortalara doğru tırmanışa geçip blast-beat ile taçlanan pek çok bölüm, To the Elements’i daha da tokatçı bir albüme dönüştürüyor.

To the Elements’i çok iyi bir albüm yapan şeyler yalnızca 90’lar black metali yapısı ve Schwadorf’un diğer işleriyle olan benzerlikleri değil elbette. Kaldı ki yalnızca bunlardan ibaret olsa iyi bir albüm olamazdı zaten. Fakat Schwadorf’un günümüz black metalinden de esinlenmiş olduğunu görmek işten bile değil. Çoğu yerde geçmişe ait alışkanlıklarla post-black metal pratikleri harmanlanmış ve özellikle harikulade kapanış, “Phoenix Rise” ile bu harman tekniği en başarılı ürününü vermiş. Albümün genelinde de bu bakış açısıyla veya Phoenix Rise’in 2. dakikasına doğru giren o modern rife benzer pek çok başka örnekle karşılaşmak mümkün.

Böyle giderse yavaş yavaş fanboy gözlüklerini takmaya başlayacağımı hissediyorum. Bir noktadan sonra şarkıların saniyelerini verip “şurasını dinleyin bakın neler oluyor,” benzeri muhabbetlere girmemek ve birbirinden nefis sözlere dalıp başka dünyalara gitmemek için To the Elements’in enfes bir albüm olduğunu iddia ederek kapatayım. Biraz geleneksel, biraz modern ve Schwadorf’un her zaman çok iyi kurgulamayı başardığı türden karanlık bir atmosfere sahip, neredeyse kusursuz bir albüm To the Elements. Senenin açık ara en büyük sürprizlerinden ve en iyi işlerinden bir tanesi. Muhakkak bir göz atmanızı tavsiye ederim.

88/100

0010402583_10

Reklamlar

2 thoughts on “Sun of the Sleepless – To the Elements

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s