Pazar kısaları – 11

POWER TRIP – Nightmare Logic

a3318108490_10

Hani bazen bir şeye denk gelirsiniz mesela, devasa bir orijinallik, ekstra bir cazibe yahut akılları baştan alıcı bir güzelliği yoktur; ama öylesine iyi yapılmış, sade olsa da her detayına dikkat edilmiştir ki bir şekilde sahip olmak istersiniz ona. Ya da detayları bile mükemmel değildir, yalnızca bir dönem sahip olduğunuz benzer bir şeyi hatırlatır size ve o eski güzel günlerin hatırası bile onu çok sevmek için yeterli olur. “Nightmare Logic” bu işte arkadaşlar.

Amerikalı (hatta Teksaslı!) POWER TRIP old-school thrash metal yapıyor, hem de köküne kadar. Gitarist Blake Ibanez’in (gerçekten Ibanez adamın soyadı) ucuna saç bıraksanız ikiye bölecek gitarları ve Riley Gale’in “ben eski okul vokaliyim” diye böğüren tapılası ses tellerinin sürüklemesiyle “Nightmare Logic” denen yarım saatlik aman vermeyen thrash fırtınası içinde oradan oraya savrulacaksınız biraz bile olsa türü seviyorsanız. Ki thrash bu, tabii ki seviyorsunuz, saçma sapan konuşmayın.

Bu albümü kısalara yazıp heba etmek istemiyordum ama fark ettim ki tam kısalık albüm bu aslında. Okumayın daha, gidin hemen birkaç tur döndürün de birkaç gün peş peşe toplanıp “SİVİNG OF DI EKS!” diye bağıralım hep beraber.

86/100

INGURGITATING OBLIVION – Vision Wallows In Symphonies of Light

a1884416052_10

Biraz olsun daha önceki yazılarımdan denk geldiyseniz DEATHSPELL OMEGA’yı, efendime söyleyeyim ULCERATE‘i ne kadar sevdiğimi biliyor olabilirsiniz. İkisi de hayatımın gruplarındandır diyebilirim, hatta DEATHSPELL OMEGA’yı vücuduma kazıtacak kadar seviyorum. Dolayısıyla bunların temsil ettiği atonal-dezonant yaklaşımın da hastası olduğumu ayrıca belirtmeme gerek yoktur herhalde. Tüm bu laf kalabalığı ise yalnızca INGURGITATING OBLIVION’ı ne kadar dayanılmaz bulduğumu anlatmak için bir girizgah.

Görünürde bu iki grubun müziğinden devasa etkilenmiş olan, hatta sanki henüz piyasaya çıkmamış albümlerinin taslaklarını bulup onların üzerine kendi yorumunu yapmış gözüken grup bu işi tadında bıraksa bu satırlarda Ozan ile birlikte defalarca övdüğümüz karanlık ve iyi oluşumlardan biri oluverecekken, şu haliyle yapmacıklığın sınırlarını zorluyor.

Aşırı zorlama bir grup ismi, aşırı zorlama albüm ve şarkı isimleri, sırf uzun olsun diye uzatıldıkça uzatılmış şarkılar, aman tanrım ya. Gerçekten bu işi sevdikleri için değil de, tutmuş gözüken bir dalganın tepesine binip ekmeklenmek için yaptıklarını şu albümün şu halinden daha iyi bir şekilde gösteremezlerdi herhalde. A Mote Constitutes What to Me Is Not All, and Eternally All, Is Nothing he mi, A Devourer of Flitting Shades Who Dwells in Rays of Light öyle mi güzel kardeşim. Şu güzelim müziği şu hale getirmeyin ulan, tadında bırakın be işte.

40/100

ULSECT – Ulsect

a0396693683_10

Hollandalı ULSECT, ilk albümüyle atonal death metal adına gayet yerinde, net bir başlangıç yapmış. Her ne kadar isimlerindeki orijinallik eksikliği biraz (hatta belki birazdan daha fazla) can sıkıcı olsa da, müziklerinin kalitesi ile en azından bunu görmezden gelmeye çabalamamız için bize iyi sebepler sunmaktan geri kalmıyorlar.

Elbette ki DODECAHEDRON ve eski TEXTURES elemanları barındırması ULSECT’in kendisi yeni bir grup olsa da yaptıkları müziğin tekniği konusunda tecrübeli elemanlardan oluştuğu anlamına geliyor ki bu iyi bir başlangıç. Bu tecrübeyi yalnızca işin teknik tarafında değil, ciddi anlamda dinleyiciyi hapseden, kapağın nefis çizdiği üzere yoğun, kopkoyu besteler üretmekte de kullanmalarıyla ULSECT, benzerlerinin sayısı gittikçe artan dezonant death metal gruplarının arasından kendisini çok rahat sıyırmayı başarıyor.

Hem bilindik müzik normlarının dışına taşan gitarlarıyla, hem vokallerinin gücüyle, hem davullarının aksaklığının şarkılara kusursuz yedirilmesiyle hem de beklenmedik anlarda boğaza yapışmayı çok seven bas hatlarıyla ULSECT, kendi adını taşıyan bu çıkış albümüyle şimdiden türün elitleri arasına adını yazdırmayı başardı. Bakalım yıllar onlar için neler gösterecek deyip rezil bir kapanış yaparak sizi müzikle baş başa bırakıyorum.

85/100

One thought on “Pazar kısaları – 11

  1. INGURGITATING OBLIVION’ı (evet copy paste yaptım) dinlediğimde seninle aynı fikirlere sahiptim. Atonal müzik cidden doğru kullanıldığında muazzamlar ötesi bir hal alırken, bu şekilde yetenekli olmayan ellerde çok fena kafa ütülüyor. Örneğin Olay şuna döndüğü zaman, hem beleşçi hem de boyutsuz bir müzik çıkıyor; https://youtu.be/JAd-ma9fk2M?t=1m49s

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s