Iced Earth – The Dark Saga

Iced Earth sevgisi çeşit çeşit. Kimisi grubun ilk dönemlerindeki hızlı, “cıncırı” halini severken kimisi yıllarca televizyonlarımızda klibi de dönen Melancholy şarkısını biliyor yalnızca. Kimisi Matt Barlow’un zamanında gani gani olan saçlarına hayranlık duyarken bir başkası grubun yeni dönemine bayılıyor. Her ne şekilde sevilirse sevilsin, metal müzik ile kıyısından köşesinden ilgilenmeye karar veren herkesin bir noktada karşılaştığı ve dinlediği, bu müziğin en önemli gruplarından biri Iced Earth.

Ben de grupla ortaokul sıralarında, kapağında kendisinin “Spawn” olduğunu sonradan anlayacağım bir yaratığın bulunduğu “The Dark Saga” albüm kapağının cazibesiyle Iced Earth dünyasına ilk adımlarımı atmıştım. Blind Guardian’dan sonra her ne kadar farklı gelse de -çünkü o zamanlar BLIND GUARDIAN dinleyene “Al Iced Earth dinle, aynı gibi ama yani tam da aynı gibi değil de bir yandan,” denirdi – kısa sürede pek çokları gibi Barlow’un büyülü sesi beni de kendine çekmeyi başarmıştı.

Yıllar boyunca da grupla alakam mevzu bahis albüm ve çıktığı dönemde dinleyip halen ölüp bittiğim Horror Show ile kısıtlı kaldı. Tabii sonra eski ve yeni albümlerine de baktım, ister istemez tutulmuş şarkılara sağda solda denk gele gele pek çok farklı şarkıyı ezber ettim ama ilk göz ağrısı The Dark Saga olunca diğer işler bir yavan geldi, kafada istenilen yerlere oturmadı. Zaten sonra olaylar olaylar; bambaşka bir grup oldu Iced Earth.

Uzun lafın kısası ben Iced Earth’ü The Dark Saga ile sevdim. O yüzden de yıllarca grubun köklerinden uzaklaştığı, thrash tabanını hepten yitirdiği, fazla hassas ve duygusal bir hale geldiğine dair eleştiriler almasına, kimi kesimlerce yerden yere vurulmasına neden olan The Dark Saga, grubun en sevdiğim iki albümünden biri. Yani bu yazıda Burnt Offerings veya Night of the Stormrider ile The Dark Saga’yı falan karşılaştırıp gitarların nasıl yavaşladığından, o eski Iced Earth’lerin nerede olduğundan falan bahsetmeyeceğim. Onlar da güzel. Fakat bence bu daha güzel.

Spawn’ın hikayesi aslında o kadar metal müziğe uygun ki eminim çok daha sert ve hızlı bir müzik ile de anlatılsa müthiş başarılı olurdu, diyeceğim ama onun da yapılmışı var (Burnt Offerings). Anti kahramanımız Spawn, topluma, doğaya, kendisine, eğer ne olduğunu kendisine anlatsak çarşıya bile karşı olabilecek bir karakter. Yaşadığı tüm çelişkiler, iki tarafa (iyi-kötü diyelim buna hadi ama tabii çok daha karmaşık ) da göz kırpan hal ve davranışları, genel tahlilde oldukça bireyci olan Spawn’ın metal müzik ile çok net birleştirilebileceğini düşündürüyor insana. Fakat Iced Earth bizleri ters köşeye yatırıp Spawn’ın yaşadığı öfkeli ve aksiyon dolu hayatın karmaşasını teknik ve hızlı bir müzik ile aktarmak yerine Spawn’ın iç dünyasını notalara, sözlere dökmeyi tercih ediyor. Konuya çok daha farklı bir açıdan yaklaşıp tarihin en başarılı konsept albümlerinden birine imza atıyor.

Grubun fanlarını en çok zorladığı albümü şüphesiz The Dark Saga. Standart bir Iced Earth fanına göre en az birkaç kat daha fazla The Dark Saga seven ben bile zaman zaman ikircikli hislere kapılabiliyorum. Kitlesini böyle değişik bir şekilde ikiye bölmeyi göze almış olmalarına duyduğum saygı bir yana, kendi içimde değerlendirmekte de epey zorlanıyorum bu albümü.

The Dark Saga’nın en büyük özelliği 90’lar Metallica albümlerine dirsek temasında bulunan bir müzik ihtiva ediyor olması. Kolay dinlenebilir, düşü tonlarda kompakt bir sertlik taşıyan besteler, güçlü bir vokal ile destekleniyor. Üstelik tıpkı o dönemlerdeki kimi Metallica albümlerinde olduğu gibi, The Dark Saga’da da “filler” kabul edilebilecek şarkılar var, yok değil. Buna karşın ben albümdeki hiçbir şarkıyı bu şekilde bir değerlendirmeye tabii tutmak yerine basitliği, bir gecede yazılabilecek gibi olması vs. demeden albüm içerisinde anlatılan hikayeye göre dinliyor ve epey de keyif alıyorum. Bu tip konsept albümlerde sıkça belirttiğim şekilde işin rol yapma kısmına kendimi kaptırınca kopuyor olay ve genellikle tek tek şarkı değerlendirme gereği duymuyorum.

Tabii bu demek değil ki oh koyayım müziğe nasılsa hikaye harika. Tek tek ele alınca da gayet güçlü sayılabileceğini düşündüğüm dört harika şarkı ile giriyor The Dark Saga: The Dark Saga,  I Died For You, Violate ve The Hunter. Heavy metalin belirli bir duygusallık ile harmanından oluşan birleşim, ilk iki şarkıda dinleyiciye net bir fikir veriyor zaten. Hemen 3. sıradaki Violate ise herhalde Iced Earth’ün şimdiye kadar yazdığı en atipik şarkılardan biri. Barlow’un karaktere muazzam büründüğü sesi ile daha da coşan Violate, yıllarca grubun setlistinden de düşmedi. Cehenneme tek vasıtayla gidip bir türlü dönemediğimiz bu yolculuk macerası ise The Hunter ile iyiden iyiye hızlanmaya başlıyorken…

Tamam, kabul ediyorum: The Last Laugh ve Depths of Hell olmasa da olurdu. Rif veya melodi yeterince güçlü olduğu zaman belirli bir süre tekrarı kaldırabilecek güce de sahip oluyor ama bu iki şarkıda ne yazık ki böyle bir şey yok ve artık bir noktadan sonra ben bile “From the depths of heeeeeelll” diye bağırmaktan sıkılabiliyorum. Gitarlar bile benziyor hatta sanırım. Bazen. Kimi anlarda. Of tamam, baya benziyorlar. Neyse ki kısa bir süre içinde Vengeance Is Mine ile yine ritmini buluyor albüm ve düşen konsantrasyonumuz Spawn’ın intikam yeminleriyle tekrar yükselişe geçiyor.

Nihayet geldik o malum bölüme. “The Suffering” üçlemesi adı altında toplanan “Scarred”, “Slave to the Dark” ve “A Question of Heaven”, The Dark Saga ile ilgili tüm eleştirileri hiçe saymama yetmeye yeter aslında. Yalnızca bu üç şarkıyı bir EP şeklinde falan yayınlasalar herhalde o EP şimdiye efsane statüsüne ulaşmış, milyonlar tarafından bilinen çok acayip bir halde olurdu. Ne kadar güçlü ve etkileyici olduklarını bilen biliyor zaten ama ömrü hayatında daha önce hiç “A Question of Heaven” dinlememiş iseniz bu sözlerden yaklaşık 8 dakika sonra hayatınız boyunca yanınızda olacak bir şarkı kazanmış olacaksınız, sadece bu kadarını söyleyeyim. Heavy Metal adına bu kadar parçalayıcı başka  gerçekten çok az şarkı var. Arkadaki koroya, 2. verse sonrası mükemmel köprüye, Barlow’un insanüstü performansına falan da buradan sevgiler, saygılar.

Schaffer’in mükemmel gitarlarından, efsane sözlerden, Barlow’un çılgın attığı bölümlerden falan bahsetmeyeyim daha isterseniz, bitmeyecek yoksa yazı. Kimi zaman bazı şarkılardan sıkılsam da herhalde 15 yıldır dinlediğim içindir diye düşünüyor ve nihayetinde The Dark Saga’nın Iced Earth’ün başyapıtlarından biri olduğu fikrimi halen koruyorum. Iced Earth ile aranızda çok büyük husumet yoksa kesinlikle bir göz atmanızı öneririm. Hiçbir ön koşula gerek duymayan The Dark Saga her ne tür müzik seviyor olursanız olun illa ki bir şeyler verecektir size. Tadını çıkarın.

92/100

iced_earth-the_dark_saga_a

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s