Elysian Blaze – Blood Geometry

ELYSIAN BLAZE gözlemlediğim kadarıyla fazla tanınan bir grup değil; dolayısıyla biraz ön bilgiyle başlayalım. Avustralyalı, tek kişilik bir proje olan ELYSIAN BLAZE, kendisine Mutatiis rumuzunu seçen Marc Fumberger’in gizli hazinesi. Black metal ile soslanmış oldukça koyu bir funeral doom metal yapan grup, kuruluşunda oldukça üretken bir çizgide gözüküp 2003 ile 2006 arasında iki demo ve bir tanesi “Levitating the Carnal” şaheseri olan iki uzun süreli albüme imza attıktan sonra, belli ki Mutatiis’in kişiliğinin alt katmanlarında saklanmakta olan mükemmeliyetçi persona projeyi ele geçirmiş.

2006’da piyasaya sürülen “Levitating the Carnal”dan sonra tek bir split albüme tek bir şarkıyla yaptığı katkı dışında sesi soluğu kesilen ELYSIAN BLAZE, takvimler tam 2012’yi gösterirken, benim için metal müzik tarihinin kusursuz albümlerinden bir diğeri olan “Blood Geometry”yi piyasaya sürdü. Aslında kayıtları çok uzun zaman önce biten albümün her; ama her detayının tam kafasındaki gibi olmasını isteyen Mutatiis, uzun ve çileli bir remaster sürecinden sonra albümün yayınlanmasına ancak razı olabilmişti. Albümün toplam süresinin iki diske yayılmış bir biçimde 130 dakikayı aştığını da göz önüne alırsak, her ufak detay üzerine takıntılanmanın ne kadar zaman aldığını tahmin etmek güç değil.

Staring at the sun waiting for the day
When oceans part their shores with a serenade
When mountains crack the earth for the world to show
That our souls are as cold as the falling snow

Peki nedir “Blood Geometry”? Kutsal toprakların üzerinde dehşeti iliklerinizde hissedeceğiniz, tüm ruhunuzun üzerine çöküp sizi belli aydınlanmaları yaşamadan tutsaklığınızdan azletmeyecek bir yolculuk.

Albümün çok uzun şarkıları (18 dakika ve üzerinde olanlar diyelim) tıpkı klasik müzik eserleri gibi kimi “movement”lardan (kısımlardan) oluşuyor. Böyle olunca da özellikle funeral doom gibi kimi zaman gerçekten çok az hareketlenme olan bir müzik türüne göre oldukça sık değişimli parçalar gözlemleyebiliyoruz. Elbette ki toplamda iki saatin üzerindeki bir albümün hazmı zor; ne kadar türe göre hareketli olsa da funeral doom metal tabanlı bir müzikle biraz daha zor ve bu yüzden albüm her dinleyiciye hitap edecek bir yapıda değil. Eminim ki ekstrem metalin içindeki her dinleyici gerçekten çok seveceği pasajlar, hatta şanslıysa tüm şarkılar bulacak “Blood Geometry”nin içinde; fakat tüm albümün keyfini çıkartacak (ki bu kalıbı burada tamamen ironik olarak kullanıyorum) dinleyiciler yeterince (oldukça fazla) sabır gösterenler olacak.

I will swear to you, and upon this night
I’ll never turn my back, never run or hide.
If eternal pain is the price I pay, I will not weep.
Rise from where I bled,
And rend my body dead…

So that I may finally see.

Çok uzun süreli remastering sonucunda ortaya müziğin bu ruh boğuculuğunun etkisini birkaç kat arttıran bir prodüksiyon ortaya çıkması tesadüf değil. Süresi 36 dakikaya kadar çıkan şarkıları göz gözü görmeyen bir mağarada dinliyormuşçasına her yönden kulaklara saldıran bir eko ile dinlemek zorunda bırakılıyoruz ve tüm bu saldırı adı “Blood Geometry” olan bu yolculuğa karşı konulamaz bir bağımlılık uyandırıyor. Blast beat’lerin arkasından her taraftan yansıyıp kulaklarımızı esir eden klavyeler beliriyor ve ansızın ruhları huzura erememiş onbinler üzerimize yığılıyor, gerçeği görebilmek için ölüme evet demek en iyi seçenek oluveriyor birdenbire.

I have seen everything you will ever know
I have been everything you will ever be
I am the cold light and essence of all the worlds
It is you who we must incense if we are to see

Albüm de aslında tıpkı uzun şarkıları gibi kısımlara bölünmüş durumda. İlk diskte toplanmış dört şarkı Arcane Throne & Mourning Star (Gizli Taht ve Yas Yıldızı) adlı ilk kısmı oluştururken, ikinci kısımdaki dört şarkı ise Blood Conduit & Void Pursuit (Kan İletimi ve Nafile Takip) adı altında gruplanmış. Temel olarak bir konsepti takip eden “Blood Geometry”, ilk diskte dineyiciyi kadim varlıklara ulaşma çabasının yolculuğuna çıkartırken, ikinci diskte ise albüm kapağında da Matt R. Martin’in nefis çizimiyle kendine yer bulan tapınak yahut piramite erişim sonrası bu varlıklarla kurulan ve sonu ölüm ile biten iletişimi konu alıyor. Her iki kısmın kapanışını yapan Blood Geometry ve Void Alchemy parçaları albümün en zor kısımlarını da oluşturuyor aynı zamanda. Onar dakika civarındaki sürelerinin neredeyse tamamı ambient işlerle geçiyor ve böylesine devasa bir eserin içinde dinlemesi gerçekten gayret gerektiren işler olarak göze çarpıyorlar. Belki de albüme alışma sürecinde çok fazla üzerlerinde durmamak bu süreci kolaylaştırmaya yardımcı olabilir. Bir kez alıştıktan ve hikayenin birer parçası olarak algıladıktan sonra ise albüme çok şey kattıklarını görmek bence zor değil.

This is my blood,
Which has given up on you.
I am the first blood,
The blood of ancient sadness,
And all that will remain is your own misery…

Albümün korku atmosferi dinleyicinin peşini kolay kolay bırakacak türden değil. Nasıl iki kapanış eseri ölümü simgeliyorsa, iki açılış şarkısı olan A Choir for Venus ve A Blade for Twilight da adeta dehşetin bayraktarı olarak dimdik duruyorlar. Basit notalarla ve gerektiğinde tekrar tekrar okunan düz yazı pasajlarıyla öylesine bilinmez bir gerginlik yaratıyorlar ki, peşlerinden gelen uzun süreli ihtişam abidelerinin dehşeti dinleyiciye daha huzurlu bir atmosfer sağlıyor. Özellikle A Blade for Twilight’ın direkt olarak dinlediğim en iyi metal şarkılarından biri olan Pyramid of the Cold Son’a bağlanışı ve bu şarkının ilk iki dakikası insanın ömründen ömür götürüyor. Her defasında.

Yazı albüm kritiğinden çıkıp makaleye dönüşmeden artık toparlayayım. Daha önce nasıl “The Voice of Steel” için kullandıysam, “Blood Geometry” için de aynı tabirleri kullanabilirim. Kapağıyla, müziğiyle, atmosferiyle, şarkı sözleriyle, konseptiyle “Blood Geometry” benim için kusursuz, hayatımda dinlediğim en iyi albümlerin zirvelerinde bir albüm. Yaklaşık üç yıl önce yeni ELYSIAN BLAZE albümü için “gelecek yıl hazır olacak” diyen Mutatiis eğer ki projeden tamamen vazgeçmediyse ve tıpkı bu albümde olduğu gibi yıllardır remastering işleriyle uğraşıyorsa ortaya neler çıkabilir, onu şimdiden hayal etmek dahi istemiyorum.

Who will besiege both life and death
To bear the burden of our past
Who will rise after the fall
When all is none, and none is all…

100/100

elysian-blaze-blood-geometry

Ertuğrul Bircan Çopur

Bilek metal.

Elysian Blaze – Blood Geometry” için bir yorum

  • 14 Ocak 2017 tarihinde, saat 13:51
    Permalink

    Bazı müzisyenler var ki işte inandıkları her şeyi mükemmelliyetçi bir şekilde yaratmak istiyorlar ve ortaya müzik değil adeta yeni bir ruh çıkarıyorlar. Gruptan burada haberdar oluyorum ve bahsedilenin onda biri kadar iyiyse bile başyapıttır artık. Müthiş kritik bu arada mutlaka dinleyeceğim.

    Yanıtla
    • 14 Ocak 2017 tarihinde, saat 14:28
      Permalink

      Çok sağ ol çok sevindim yazıyı beğenmene. Umarım albümü de aynı şekilde beğenirsin, biraz sabır gerektirecek. 🙂

      Yanıtla
  • 29 Mayıs 2017 tarihinde, saat 21:35
    Permalink

    O kadar zaman sonra albümü bugün ilk kez dinledim. Dehşeti yaşattı bana Elysian Blaze.
    2 saat 9 dakika sonunda aval aval bakıyorum. Abartıdan abartıya koşasım var insan işi değil. Uzatıp boş boş konuşmaktansa tek şey söyleyeyim; bunca zaman sırf süresi yüzünden başka zaman dediğim her anın amk. O kadar.
    Şarkı ayrımı yapmak mümkün değil. Geçişler (9 dakikalık falan geçişler) üzerinde bile öylesine kafa yorulmuş, aklından geçeni tam olarak yansıtmaya çalışmış ki…
    Mesela Pyramid of the Cold Son şarkısını eline gitarını al ve çal. Dümdüz birkaç funeral doom riffini çalarken insanın kendisi dahi sıkılır, dinleyen boynuna ilmiği geçirir. Eleman remastering ile nasıl bozmuşsa kafayı başkasının elinden çıksa vasat olarak belki niteleyebileceğin şarkıyı şahesere çevirmiş. Ayrıca şarkının ilk iki dakikasındansa sona doğru artık daha ne kadar yükselebilir diyebileceğimiz yerler daha fena. Kabus gibi çöktükçe çöküyor ama uyandırmıyor.
    Tek kişilik atmosferli bilmem ne metal gruplarının mantar gibi çoğalıp, tekdüze alelade müzik yapıp merakımızı da körelttiği son birkaç yılda şunu hiç dinlememiş olmak çok kötü. Mutatiis’in en önemli yanı yaptığı sanata olan saygısıdır deyip albümün gazı kaçmadan gidiyorum.

    Yanıtla
    • 29 Mayıs 2017 tarihinde, saat 21:39
      Permalink

      Ahah tepedeki yorumdan sonra ses çıkmayınca herhalde beğenmedin diye düşünmüştüm ya. Bu dehşet konusundaki hislerimi paylaştığın için sevindim doğrusu. Manyaklık bu albüm, başka bir şey değil.

      Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir