PYRAMIDS –  A Northern Meadow

pyramids_a_northern_meadow.jpg

Bu kritik 6 Nisan 2015’de kaleme alınmıştır.

Uzun bir aradan sonra geri dönen klasik albüm kritikleri serisini hiç bozmayayım, hatta bir tane de ben yazayım istemiştim, ne var ki bugün bahsedeceğim albüm son iki-üç haftadır aklımı kaçırmama, alelade bir öğle vaktinde gerilim yüklü terler dökmeme, aynı anda hem sempati duygusuyla dolup hem de merdümgiriz bir kişiliğe bürünmeme sebebiyet verince, her şeyi durdurup, “artık bu albüm hakkında birkaç kelam etme vakti geldi” dedim ve kendimi yazının başında buldum. Bugün kritiğini yapacağım albümü ve grubu hiç bilmiyorsanız ve orijinal bir şeyler duymak istiyorsanız, gerçekten şanslısınız, zira günümüzde orijinal olabilen grup sayısı gerçekten çok azaldı. Yazı boyunca da PYRAMIDS’in buna ne derece yaklaştığını ölçüp biçeceğiz. Öyleyse hemen başlayalım.

Her gün yüzlerce grubun, abartısız binlerce albümün piyasaya çıktığı çağımızda yeni bir oluşumun kendini insanlara duyurmak adına yapabileceği icraatlar çeşit çeşit olsa da, şüphesiz bu girişimlerin arasında en güvenilir olanı, kendi müziğinin karakterine uygun müzik yapan duayenlerle çalışmak olacaktır. PYRAMIDS metal piyasasına çıkarken işte tam olarak bunu yapmış ve turnayı gözünden vurmuş bir grup. Grupla aynı isimde çıkardıkları ilk albümlerini çift disk olarak tasarlamış. İlk kısma kendi şarkılarını koymuşlar, ikinci kısma ise şu zamana kadar gördüğüm en mantıklı işlerden birini yapıp, şarkıları Toby Driver (KAYO DOT), Ted Parsons (SWANS, JESU, GODFLESH), Colin Marston (GORGUTS, KRALLICE, DYSRHYTHMIA), James Plotkin (Dünya kadar grup) ve Vindsval (BLUT AUS NORD) gibi alanında en iyi müzisyenlere yeniden yorumlatmışlar. Hal böyle olunca zaten çok iyi olan bir malzemenin, usta bir müzisyen tarafından nasıl yorumlandığını dinlemek için bile defalarca döndürülecek bir albüm ortaya çıkmış. Grup böyle sağlam bir girizgâhın yüksek beklentilere vesile olacağını çok iyi kavramış olacak ki, geçtiğimiz senelerde çıkardığı EP ve Splitlerden sonra ortaya çok sağlam bir albüm koymak için kolları sıvamış. Hatta artık adamlarla ahbap mı oldular bilemeyeceğim ama Vindsval ve Colin Marston’u konuk sanatçı olarak almışlar. Ortaya çıkan şey ise kelimenin tam anlamıyla akıl azaltıcı!

PYRAMIDS’in müziğini tanımlamak gerçekten çok zor. Öyle ki albümü dinlediğim sıralardaki ruh halim hangi hisse daha meyilli ise müzik tamamen ona büründü. Defalarca dinledim şarkıları, çoğu kez tamam dedim, şu şarkı salt karanlık, melodisiyle davuluyla gitarıyla tamamen kapkaranlık bir şarkı bu, fakat sonra aynı şarkı oldukça yumuşak, böyle hafif hüzünlü, ılıman bir hava gibi esip gitti. Bir sonraki kulağıma çok pasif, durağan, hissiz gibi gelirken, sonraları agresif, kindar ve yırtıcı geldi. Ne zaman kalktım internetteki kritiklerine baktım, o zaman yalnız olmadığımın farkına vardım. PYRAMIDS müziği, bir yaz sabahı güneşliğin kapatamadığı köşelerden sızan sımsıcak ışığın odanın içine doluşunu, dayanılmaz sıcağın bedende yükselttiği ateşi, izole bir mekândan çıkışın ilk adımlarında kış soğuğunun bedene temas etmesiyle yaşanılan ürpertiyi, şelalenin kıyısındaki sığ havuza daldığınız o yaz gününde, tezatlığa aldırmadan yaşadığınız o üşümeyi, yavaş çekimde sahile vuran sonbahar dalgalarını, bir güzelliğin hafifçe yok oluşunu, toparlanmaya başlayan yağmur bulutlarının kararsızlığını, ölümün keskinliğinden kıl payı kurtulmuş bir insanın onca hengâmenin ardından verdiği ilk rahat nefesteki huzurla karışık sorgulama hissini, gündüze gebe kızıl gökyüzünün cömert manzarasını, yağmurdan kaçan küçücük bir çocuğun mutlulukla karışık heyecanını, neden olunan bir rezilliğin ardından vücudu aniden saran korkuyu, apaçık sevmediğiniz birine karşı duyduğunuz kini, uzaktan takip ettiğiniz kimseye karşı duydunuz nefret sevgi karışımı hissi ve sayfalarca yazsam yine de tam manasıyla açıklayamayacağım birçok insani duyguyu besliyor. Bu iyi anlamda ‘tuhaf’ müziğe bir de BLUT AUS NORD’un beyni Vindsval da dokunuşlarda bulununca, ortaya gitarların daha ağır bastığı, davulun kendine bolca yer bulduğu (ilk albümlerinde çok gerideydi) yumuşak fakat derin bir kaos çıkıyor. Bunca karmaşadan beyni taze sıkılmış portakal suyuna dönen ben de, albümü her dinlediğimde kendi kendime bu müziğin yaratıcılarına seslenip, iyimser bir tebessümle “Beni gebertsenize?” diyorum. Çünkü dinledikçe dinliyorum ve bir türlü bu karmaşanın içinden çıkamıyorum. Sert desen değil, yumuşak desen hiç değil, ne kadar uğraşırsam uğraşayım asla bir sınıflandırmaya dahil edemeyeceğim, deneysel deyip tanımlama işinden koşarak uzaklaşacağım manyak bir müzik. Tek söyleyebileceğim, bu albümlerinde çok bariz BLUT AUS NORD etkisinin olduğu, ancak o etki de o kadar güzel yedirilmiş ki, sanki Vindsval grubun daimi elemanıymış gibi. Neyse olmuyor, zorlamayacağım.

Yalnızca müzik dinleyerek tribe girmek isteyenler bu albümü kaçırmasın. Tiryakisi olabilirsiniz, demedi demeyin.

98/100

Ozan Turakine

Carnac

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir