Dool – Summerland

Merhaba.

Müziğe bir iletişim aracı olarak bakıldığında, iletişimin çok yönlü ve çift taraflı olma özelliklerini de göz önünde bulundurup her bir albümü kendine has birer iletişim aracı olarak değerlendirmek mümkün. Kimi albüm doğrudan bir iletişimle süresi boyunca dinleyicisiyle konuşuyor, sürekli bir alışveriş kurmaya çabalıyorken kimisi şarkıların arasına serpiştirdiği birkaç soruyu bırakıp kafa kurcalayarak kenara çekilmeyi tercih edebiliyor. Bazısı ise sadece kendisi konuşsun istiyor ve kimseyi de dinlemeye tahammülü yok Aralarından bazıları da sözsüz iletişimi tercih edip nazikçe, sessizce diyalog kurmayı seçiyor. Tabii bir de meditasyon rehberi tadında, “benim anlattığım, aslında senin anladığın kadar,” kafasında olanlar var; Hollandalı doom rock topluluğu Dool’unkiler gibi.

Rock diyorum ama THE DEVIL’S BLOOD gibi okültizm ve Satanizm ile yoğrulmuş bir grupta yer almış bas-davul ikilisi Job van de Zande ve Micha Haring ile özellikle Rotterdam yeraltı sahnesinde hayli tanınan eski ELLE BANDITA insanı, interseksüel müzisyen Ryanne van Dorst’u kadrosunda bulunduran/bulundurmuş Dool, metal dünyası için bilinmedik bir isim değil haliyle. Job van De Zande 2016 civarında ayrıldı gerçi ama üç gitara sahip beş kişilik grubun metal ile bağı yeterince güçlü hala. Öyle ki geçtiğimiz yıl yayımlanan Summerland‘i ilk dinlediğimde bunun Metalperver’de konuşulacak bir albüm olmadığını hissetmiş, ihtiyacım olduğunda başvurmak üzere bir kenara kaldırmıştım. İçsel ve insanı elinden tutup bir yerlere götürebilen bir albüm Summerland ve girişindeki arkadaş canlısı bestelerine kanıp bunun sıradan bir rock albümü olduğunu düşünmek, büyük bir hata olur. Dinledikçe açıldı, açıldıkça daha da sağlam bir iz bıraktı.

Dolaşma, gezme, gezginlik gibi anlamlara sahip Dool kelimesi, Hollandalı beşliğinin müziğine iyi oturuyor ve Summerland ile grup dinleyicisini karanlık, melankolik ve inişli çıkışlı bir yolculuğa çıkarıyor. Açılış parçası Sulphur & Starlight, en yorgun ve en isteksiz yolcuyu bile hareketlendirecek kadar akıcı ve akılda kalıcı bir şarkı. Tabii albüm böyle yüksek bir noktadan açılınca Dool’un kanalına, bu iletişim modeline hemen alışmak çok kolaylaşıyor. Harika bir şarkı ama itiraf etmem gerekirse bazen aklıma gelse de dinlemiyorum özellikle, yoksa bütün gün “When will you stop pouring starlight over me?” diye gezeceğimi biliyorum. Müthiş bir nakarat yazmışlar; Ryanne von Dorst da enfes seslendiriyor zaten. Hemen arkasındaki Wolf Moon da yine nakaratıyla öne çıkıyor ve daha ilk iki şarkıdan Summerland insanın kanına karışıveriyor.

Dool’un en büyük avantajı ve diğer karanlık, melankolik rock gruplarından farkı da Ryanne von Dorst açıkçası. Normalde zerre umrumda olmaz ve bunu gündem de etmem ama Dool müziğine doğrudan etki ettiği için Ryanne von Dorst’un interseksüel kimliğinden bahsetmek zorundayız. Tıpkı TRIBULATION‘ın ruhu (ve ne yazık ki gruptan ayrıldı) Jonathan Hultén gibi Ryanne von Dorst da Dool’un kimliğinin çok büyük bir bölümünü oluşturuyor. Öyle arkada çalsın diye açtığınızda grupta iki vokalist olduğunu zannedebilirsiniz örneğin; ancak Ryanne’ın vokali o kadar özgün ki Dool müziğine istediğinde maskülen, istediğinde feminen bir hava katıp atmosferi bütünüyle değiştirebiliyor. Zaman zaman Melissa Auf der Maur‘u anımsatıyor diyeceğim ama Ryanne’ın vokalini anlatmak için şarkılardan başka bir referans vermek anlamsızlaşıyor. Neredeyse her şarkıda başka bir atmosfer, başka bir macera söz konusu (beste açısından), fakat Ryanne von Dorst’un sadece detaylarda saklı çeşitlilik dokunuşları haricinde aynı tonu koruyan istikrarlı performansı, albümü başka bir seviyeye taşıyor.

Nakaratıyla öne çıkan, kabaca melankolik birer rock parçası olarak değerlendirilebilecek açılış şarkılarının ardından God Particle ile vitesi yükseltiyor Dool. Hali hazırda zaten üç gitarla yeterince katmanlı müziğe bir de Orta-Doğu ezgileri ile buna bağlı olarak psikodelik bir atmosfer katmanı daha eklenmiş. Matematik olarak şarkının neresi başı, neresi sonu belli değil gibi zaten ve arka planda kalmamaya yemin etmiş gibi devamlı kendini öne atan bas gitarla birlikte iyice derinlere doğru çekildiğini hissediyor insan. Tam dozajındaki vokal tekrarı, kopup giden tremolo‘yu pat diye kesip giren sağlı sollu, üst üste kaydedilmiş vokaller ve final solosu derken (harika solo) kısa sürede favorilerimden biri oldu God Particle ve muhteşem nakaratlarına rağmen ilk iki şarkıyı geride bıraktı.

İsim parçası ile melankoli/doom dozajını iyice arttırıp gerçekten de baştaki ikilinin ısınma turu babında geçildiğini hissettiriyor albüm. Hani filmlerde görürsünüz ya bazen; Ryanne de burada tıpkı bir caz kulübünde, gündüz sahne alan, bir başına ve etraftaki birkaç işe yaramaz tipten çok kendine şarkı söyleyen yalnız bir kadın gibi tınlıyor. Ardından 60’lar sonuna uzanıyor A Glass Forest ile. The Well’s Run Dry ve Ode to the Future ise resmen 90’larda, Capital Radio‘da falan çalsa kimsenin gıkını çıkarmayacağı türden, radyo/kulak dostu rock parçaları olarak albümün o hafif psikodelik, karanlık havasını dağıtıyor. Emin değilim sevip sevmediğime; belki daha derine inmeyi, daha karanlık yerlere gidilmesini tercih edebilirdim, bilmiyorum. GHOST‘u çok seviyorsanız bu şarkıları da sevebilirsiniz diyeyim.

Her şarkıdan tek tek bahsedebilirim ama herhalde konu netleşmiştir şimdiye. Direksiyonun neredeyse her şarkıda başka bir yöne kırılması, Summerland‘in belki de tek handikabı ve her ne kadar genele yayılan his/atmosfer aynı kalsa da Dool’un bu albümde daha şarkı şarkı gittiğini söylemek gerek. Bana öyle geliyor ki Dool biraz da kendi tınısını arıyor ve Summerland‘deki şarkılardan hangileri beğenilirse o yöne gidecekler. Ben neredeyse hepsini beğendim, o yüzden çok da sorun değil ama daha net olmaları şart ilerleyen albümlerde. Bu eleştiri haricinde melankolik, karanlık bir rock albümü arıyorsanız Summerland harika bir tercih olabilir bence. Tekrarlı dinlemeler sonrası giderek açılıyor albüm, o yüzden dinledikçe favori şarkılarınız da değişecektir muhtemelen; bu da grubun çok yönlülüğünü gösteriyor aslında ve ilerisi için insanı umutlandırıyor. Biraz daha odaklı olabilirlerse sonraki albümde büyük bir sıçrama yaşayabilirler; umarım bunun gerçekleşmesine şahit olabiliriz hep birlikte. En azından Doom Over Istanbulda buradalar.

85/100


Patreon’da hedef: 27/40
Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp bir göz atabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.