Empyrium – Über den Sternen

Merhaba.

Empyrium’un hayatımdaki değeri üzerinden kuracağım cümlelerin sonsuzluğunun korkusuyla, tam da neresinden başlayacağımı pek bilemediğim bir yazı bu aslında. Grupla yaptığım röportajı, eğer bu sahip olduğum şey bir kariyerse kariyerimin parlak noktalarından biri olarak görüyorum mesela; kariyerlerindeki ilk konserlerinin kaydını tutup Klasik Bir Cumartesi‘ye koyacak kadar da torpilliler benden ayrıca. Hal böyleyken de çıkışı öncesinde Über den Sternen ile ilgili hem beklentim hem de endişem üst düzeydeydi.

Neyse ki daha çıktığı gün Discord’da dinleyip yorumlarken (ne demek biz Discord‘u bilmiyoruz?) yüreğime tsunamiyle su serpti canım Empyrium. Über der Sternen, grubun 27 senelik kariyerindeki tek toplama albüm konumundaki A Retrospective…‘den ilham alan bir benzetmeyle gerçekten de retrospektif bir albüm olarak Empyrium müziğini, atmosferini, ruhunu ve duygusunu enfes yansıtarak grubu 2020’lere taşımayı başarmış. Detaylara dalacağız tabii.

Senfonik folk-doom metal, neofolk gibi türlerin standartlarının belirlenmesinde büyük rolü bulunan bir isim Empyrium. 1996-2002 arası yaptıkları dört albümle çıtayı arşa dikmişlerdi zaten ve o albümlere rağmen hala nasıl bu kadar az bilindiklerine neredeyse her gün hayret etmeye devam ediyorum açıkçası. On iki yıl beklettikten sonra çıkardıkları The Turn of the Tides‘da ise sağlam temeli modern kalıplarla, post-rock atmosferiyle birleştirip kendini yeniden keşfedebilme kabiliyetlerini çok kıymetli bulmuştum. Tabii ne olursa olsun benim için de, muhtemelen bu yazıyı okuyan tüm sevenleri için de aslında Empyrium, Bavyera coğrafyasının folk dünyasını melankolik ve karanlık bir şekilde sunmayı başardığı için Empyrium ve bu yönden bakınca Über der Sternen ile yeniden köklerine dönmeyi tercih etmeleri, bizim için enfes bir haber.

Über den Sternen‘de (Yıldızların Ötesinde) çok daha keskin bir neofolk anlayış olduğu, The Three Flames Sapphire açılışından kendini belli ediyor. Enfes bir çello dahil olmadan önceki klasik gitar ve neredeyse iki dakikaya yakın süren harika girişin ardından Thomas Helm’in bariton vokaliyle iyice belirgenleşen bu anlayış, şarkının bir gece vakti ansızın bir köyün ortasında beliren köy halkıyla sabaha kadar dans edip eğlendikten sonra birdenbire ortadan yok olan üç gizemli varlığı anlatan sözlerle de perçinleniyor iyice. Bir Empyrium hayranıysanız eski bir dosta kavuşmuş gibi hissedeceğinize eminim bu şarkıda. Eğer ilk defa Empyrium dinliyorsanız da tüm enstrüman ve vokal geçişleriyle, duygu-durum değişiklikleriyle ve vokal çeşitliliğiyle üç aşağı beş yukarı grubun bütün olayını özetliyor The Three Flames Sapphire. Harika bir açılış. Ayrıca en son 2002’de duyduğumuz, yıllar sonra yeniden Empyrium müziğine dahil olan Nadine Mölter’in flütü de ilk şarkıdan kendini gösterip gözleri dolduruyor. Hey gidi be kadın.

Güç veya öfkenin kontrolsüzce serbest bırakılmayacağının sinyaliyse hem açılış parçasındaki hem de arkasındaki A Lucid Tower Beckons on the Hills Afar‘daki gitarların elektriklenmeye başladığı anlardaki tercihlerden anlaşılabilir. Neredeyse hiçbir rif o anı öne çıkarmak üzere yazılmamış; aksine, bir katman olarak müziğin üzerine atılıp genel atmosfere katkıda bulunarak ses duvarı inşasına harç edilmiş çoğunlukla. Tüm diskografi içerisinde bile hiddetli, yüksek enerjili anlar çok nadirken Über der Sternen‘den böyle patlayıcı bölümler aramak yanlış tabii, fakat bu kadar naftalin kokan bir albümde özellikle isim parçası, epik kapanış Über der Sternen‘de kısa, coşkulu bir an ile hayranlara kıyak geçerler mi diye beklemedim desem yalan olur. Almanca sözler, diğer parçalardan ayrı durmasını sağlayan daha metal yapısı ve sert davullarını düşününce bir an acaba mı dedim çünkü. Yine de Schwadorf’un derinlerden gelen, prodüksiyonda da iyice geriye atılmış o sert hırıltılarını, yakarışlarını bol bol duyuyoruz ve bu da eski hayranlara yetecektir eminim.

Biraz daha devam edelim parçalardan. Daha önce hiç öfkeli bir kuğu tarafından kovalandınız mı bilmiyorum ama (ben maalesef kovalandım), hakikaten o hayvanın heybetli gazabını iyi yansıtıyor The Wild Swans. Thomas Helm’in sakin bariton vokalinin tezatlığını her zaman çok iyi kullanıyor Schwadorf zaten ve doğru vokali doğru yerde kullanarak vitesi ustaca kontrol ediyor burada da. The Archer ise bütünüyle Thomas Helm vokali, akustik gitar düzenlemeleri ve baskın bir davul ile geçiliyor. Der Weiher, Days Before the Fall tadında bir iş olmuş ve her ne kadar albümün yapısı gereği arada kaynamaya uygun olsa da favorilerimden biri şu an için. Moonrise ise Diablo IITristram (ya o değil de remastered ne güzel görünmüyor mu?) ve Die Schwäne im Schilf arasında gidip gelen devinimli gitarıyla öne çıktı ilk dinlemelerimde. Empyrium yapınca bir başka oluyor her şey gibi bomboş bir laf etmek istemiyorum ama galiba öyle ya. Bir motifi temele oturtup bol bol tekrar ve küçücük modifikasyonlarla dakikalarca ne atmosferi ne de müziği “anladık reyis, sal bizi artık,” noktasına düşürmeden devam etmek büyük iş değil de nedir yani çünkü. Daha bir de neredeyse tüm kültürlerde yer alan, avla avcının sonsuz koşturmacası alegorisini işleyen The Archer var… İyi ya Empyrium, haha.

Ciddiyeti kaybedip içimdeki Empyrium hayranını tutamamaya başladığıma göre kapatalım yavaştan. Her şey bir yana, söylediğime bütünüyle inanarak benzersiz bir müzik ürettiğini savunabileceğim ender gruplardan biri Empyrium ve Über der Sternen, grubun bütün kariyerini özetleyen enfes bir albüm. Arada The Turn of the Tides olmasaydı belki bunca yıl hiç mi bir şey koyamadınız kardeşim müziğinizin üzerine diye eleştirebilirdim ama önce kendilerini yenileyip ardından da köklerine dönmeleri çok klas hareket doğrusu. Üstelik de bunu geçmiş işlerinde başarısı kanıtlanmış yöntemleri üstünkörü taklit ederek değil, hem atmosfer, hem müzik hem de anlatı açısından detaylı, incelikli bir işçilikle sunuyorlar. Kariyerinin 30. yılına yaklaşırken dinleyicisine ilk albümündeki duyguları verebilen kaç grup sayabiliriz bilemiyorum ama ben bir kez daha bağrıma bastım Empyrium’u. Kendi türünde muhtemelen senenin en iyisi oldu bile; tüm türleri kapsayan ilk 10-20 listelerine girebilecek mi, onu da sene sonunda göreceğiz.

89/100


Patreon’da abone hedefi: 21/25
Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp bir göz atabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

4 thoughts on “Empyrium – Über den Sternen

  • 4 Mart 2021 tarihinde, saat 18:58
    Permalink

    ulan çok seviyorum bu grubu ama tekrar birleşip albüm çıkarmaya başladıklarından beri endişeli gözlerle takip ediyorum.
    Ben maalesef ki çok istememe rağmen albümü sevemeyen kesimdenim 🙁 “abi scream vokal istiyor millet biraz akustik biraz da senin hanımı sorup duruyorlar oda fülüt çalsın miss” tarzında planlanmış,
    biz hayranlarının talepleri doğrultusunda şekillenmiş bir albüm gibi geldi bana, haliyle biraz ısmarlama biraz da duygusuz.
    Umarım zamanla fikrim değişir ve bu yorumumdan ötürü kendimden utanırım

    Yanıtla
  • 17 Mart 2021 tarihinde, saat 14:04
    Permalink

    Yine öğrenci evi soğukluğu ve kasvetini hissettiğim bir Empyrium albümü. 🙂
    Dinledikçe daha bir benimsediğim, beklediğim kaliteyi ve hüznü yansıtan bir albüm oldu. ”The Turn Of The Tides” yine kaliteli bir iş olsa da beni çok fazla çekememişti. Kritikte de bahsedilen köklerine dönme eğilimi beni de sevindirdi. Öyle ki bu minvalde gram yenilik içermeyen işler yapsınlar yine dinlerim. Ki zaten yapı itibariyle çok da farklılaştırılamayacak, deneyselliğe kapalı bir müzik yaptıklarını düşünüyorum.
    Albümle ilgili tek beğenmediğim kısmı, fazla sade ve sade olmasından ziyade özensiz bulduğum kapağı oldu. Sevk meselesi tabii ama son yıllarda revaçta olan bu minimal tasarım olayından rahatsız olan taraftayım.

    Daha kaç Empyrium albümü dinleriz bilmiyorum, umarım bu son albümleri olmaz.

    Yanıtla
    • 17 Mart 2021 tarihinde, saat 14:48
      Permalink

      Discord görselini hazırlayan arkadaşım “abi bunun metal olduğuna emin misin, kapakta neden Harry Potter var?” diye sormuştu…

      Yanıtla
      • 17 Mart 2021 tarihinde, saat 15:29
        Permalink

        😀 Hak veriyorum kendisine. Sadece karanlık bir orman fotoğrafı koysalar bile bundan daha makul olurdu benim için.

        Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.