Keys of Orthanc – Of the Lineage of Kings

Merhaba.

Ben hala büyük bir Orta Dünya hayranıyım. Beş stüdyonun birden devreye girmesiyle mis gibi bir film (hadi bilemedin iki film) olacakken iyice saçmalayıp rezalet bir şeye dönüşen Hobbit filmleri de, fantastik evren karakteri kötü olmayı kendi seçmedi kardeşim bilakis kötü olarak yaratıldılar, onların kötülüklerini yaşama hakları yok mu diye ortalığı ayağa kaldırarak sosyal adalet kavramını ardından anlayan denyolar da bitiremedi bu hayranlığımı. Haliyle 2019’da yayımlanan A Battle in the Dark Lands of the Eye… ile keşfettiğim Kanadalı duo Keys of Orthanc’ın yeni albüm haberi, sırf durduk yere zihnimde Orthanc’ı canlandırdığı için bile heyecanlandırdı beni.

İlhamını bütünüyle Yüzüklerin Efendisi ve Orta Dünya’dan alan Keys of Orthanc, 90’ların 2. yarısında peydah olan epik/atmosferik black metal anlayışıyla ancak hem o spesifik black metalini sevenlere hem de RPG manyağı adamlara hitap ederek bu yazının sonuna kadar okunma ihtimalini hayli düşürüyor ama zaten benim Metalperver’i bazen (genelde) kendimle, kendi kendime konuşmak için kullandığım da bilinen bir gerçek artık.

Keys of Orthanc’ın kendini sınırlayan, çabucak monotonlaşan bir türde, epey de sık (üç yılda dördüncü albümü) üretimde bulunmasına rağmen henüz kabak tadı vermemeyi başarması bile önemli. Dungeon synth türünden ilhamlı girişiyle bir sene öncesine göre farklı bir atmosferin, duygunun peşinde olduğunu hissettiriyor Dorgul ve Harslingoth ikilisi. Bu beş buçuk dakikalık giriş parçasının epikliğinin üzerine büyük savaş boruları, yaylılar ve iyilikle kötülüğün sonsuz mücadelesindeki piyonların savaş çığlıklarıyla hakikaten de Yüzüklerin Efendisi’nin görkemini hissettiriyor. Harslingoth’un çığlığıyla patlayan Shards of Narcil itibariyle dalıyoruz orkların arasına. Biliyorsunuz Kralın Dönüşü de bir noktadan sonra tamamen savaş odağında, çok yüksek enerjili bir şeye dönüşüyor; bu albümde de Narsil’in parçalarından dövülen Andúril, haklı sahibine teslim edildikten sonra kayış kopuyor deyim yerindeyse.

İkiliye destek atan davulcu Dominic Nucciarone, Keys of Orthanc’a seviye atlatmış gibi görünüyor. Önceki albümü incelerken (aslında 2020’de de bir albümleri var ama o tamamen enstrümantal olduğundan değerlendirmeye almıyorum) bir defa bile davuldan bahsetmemişim örneğin ama bu defa albümde ilk dikkatimi çeken şeylerden biri oldu davul. Standart bir senfonik black metal davulculuğu olarak özetlenebilse de Dominic’in bu müziğin fazlaca ihtiyaç duyduğu çeşitlendirme noktasında bestelere kattığı çok şey var. Basit bir ritmi bölmesi, ride zilindeki ufacık triplet denemeleri ve mekanize tınlamayan, organik blast-beat davulculuğuyla bu fantastik müziği daha metal metal bir noktaya çekebilmiş. Kim bu Dominic diye baktığımda kendisinin benim bir ara fazlasıyla heyecanlandığım death metal topluluğu PHOBOCOSM‘a da canlıda eşlik ettiğini gördüm ki bu detayın bu albümün incelemesiyle bir ilgisi olmasa da beni sevindirdi, haha. Kendimle konuşuyorum demiştim.

Otuz sekiz dakika gibi hem tür hem de konu için hayli kısa süreye sahip olmasına rağmen (CALADAN BROOD yorumunu saymıyorum, onunla beraber elli küsür oluyor) hem dungeon synth kafası atmosferik parçalar, hem yüksek tempolu ve çığlık çığlığa black metal hem de dramatik ve teatral konuşmalı kısımları halletmeyi başarmışlar. Giriş parçası, iki dakikalık ara faslı ve vokal-synth ağırlıklı kapanış ile atmosferik kısmı çözerken aradaki diğer parçalarla da işin black metal kısmını kotarmışlar. Bana sorarsanız grubun daha başarılı olduğu taraf kesinlikle black metal ağırlıklı besteler; özellikle Shards of Narcil ve King of the Reunited Kingdom, Dorgul’un dolu dolu besteleri üzerinde yükselirken Harsingoth’un tiz çığlıklarıyla yıpratıcılaşıyor. Ne var ki albümün metal bölümü toplamda yarım saatin altında ve bu da biraz ağza çalınan bir parmak bal hissi yaratıyor sona erdiğinde.

Atmosferik parçalar ise açıkçası Yüzüklerin Efendisi ağırlığını geçiremiyor pek ve hacimsiz kalıyor fazlasıyla. Çatır çutur black metal giden Her Mighty Heart‘ın son bölümündeki Angmar – Éowyn diyaloğu bile biraz ucuz tınlıyor ki aslında birebir J.R.R. Tolkien’ın yazdığı cümleler kullanılmış. To the Paths of the Dead‘de ölümün soğuk ürpertisini hissettirmek istemişler ama o da hayli yavan kalmış. İster istemez insanın aklı kitaba, filmlere, Howard Shore’un müziklerine gidiyor ve yani Keys of Orthanc gibi kendi halinde bir işi kıyaslamak doğru değil tabii ama bu topa giriyorsan bunu da göze almalısın sevgili Keys of Orthanc.

Çok da uzatmaya gerek yok aslında. Kime, niye yapıldığı çok belli bir iş ve Yüzük Savaşı etrafında şekillenen sözler eşliğinde Orta Dünya’ya epik bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız, işin içinde Orta Dünya olsun da ne olursa olsun kafasındaysanız (benim gibi) Keys of Orthanc’ın yeni albümü Of the Lineage of Kings, Thorin’in ekibine katılması için Bilbo’yu ikna eden Gandalf gibi giriveriyor zihninize. Yalnız fimlerin uzatılmış versiyonlarını izlemekten keyif alan, külliyatı kurcalayıp sayfaların, sekmelerin arasına gömülen tayfa için (yine ben) hem süre hem de müzikal doygunluk bakımından biraz zayıf, biraz yetersiz kalıyor gibi. Biz görkemli, yayvan, dört başı mamur işlere alışığız; belki sekiz-on ayda bir albüm basmak yerine biriktirip daha sağlam bir iş çıkarmak daha mantıklı olabilir Keys of Orthanc için.

70/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Keys of Orthanc – Of the Lineage of Kings

  • 15 Şubat 2021 tarihinde, saat 03:11
    Permalink

    Bu ne lan çakma bilbo dememle orthanc’ı görüp heyecanlanmam bir oldu. Grubu takibe aldım.
    Umarım dizi berbat olmaz diyerek albüme dalıyorum

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.