Tribulation – Where the Gloom Becomes Sound

Merhaba.

İsveçli Tribulation’ın son on yılda yakaladığı başarıyı ve ilerleyişini neredeyse ilk günden beri gözlemliyorum. Doğru bir noktadan kariyerine başlayıp yeraltında, çoğunluğu death metal ve black metal seven kemik bir kitle edindiler. Düşünsenize, bir dönem WATAIN ile turluyorlardı. Eski albümlerindeki atmosfer ENTOMBED gibi isimlerin çamurlu, pasaklı havasıyla kıyaslanıyordu… Gruptaki cevherin keşfedilmesi ise çok uzun sürmedi ve 2015’te Century Media ile anlaşmayı başardılar.

Bundan sonraki süreçte grubun keskin kenarları, ekstrem yönleri törpülenip çok daha albenili bir hale geldi/getirildi. Tribulation’dan When the Sky is Black With Devils gibi bir şarkıyı bir daha duymayacağımız kesin neredeyse; ancak birçok grubun aksine bu radyo dostu, ortalama dinleyici beğenisine yönelik kanala o kadar yumuşak bir biçimde geçildi ki çok da sorgulanıp yargılanmadılar. Bu açıdan gerçekten hem elemanları hem de onları yönlendirenleri tebrik etmek gerekiyor bence. Down Below bu anlamda grubun en kulak dostu işiydi belki de ve The Children of the Night sonrası bir miktar hayal kırıklığına uğrayanlar da oldu bu nedenle. Yine de Tribulation’ın ivmesini devam ettiren, gözüyle bakıldığında en güçlü Tribulation albümlerinden biriydi Down Below. The Lament, Nightbound ve Lady Death üçlüsünün, sadece Spotify’da bile 500.000’er dinlenmeyi geçip hit potansiyellerini gerçekleştirerek Tribulation’a seviye atlattığını söyleyebiliriz rahatlıkla.

Sonsuza kadar böyle güllük gülistanlık gitmeyecekti işler tabii ve ne yazık ki Where the Gloom Becomes Sound‘un çıkmasına yakın, kurucu elemanlardan ve besteden sözlere, grubun görsel dilinden imajına kadar birçok konuda Tribulation’ın beyni/kalbi konumundaki Jonathan Hultén’in ayrılık haberi geldi. Bas-vokal Johannes ile çocukluk arkadaşları olmalarını da geçtim, hakikaten Tribulation’ın çok büyük bir bölümünü oluşturuyordu Hultén ve bundan sonrası için Tribulation’ın yola tek bacağı sakat devam edeceğini bilmek, beni hayli üzüyor. Onun androjen duruşunun Tribulation’ın ruhunu müthiş yansıttığını düşünüyordum; yazık oldu.

Hultén’in yer aldığı son Tribulation albümü Where the Gloom Becomes Sound‘a ilk bakışta Down Below‘daki eğilimlerin devam ettiğini söyleyerek başlayalım incelemeye artık. Grubun en büyük silahı, konforlu, kolay dinlenecek rifleri ve melodileri arka arkaya sıralayıp bunları tahmin edilebilirlik sınırının altına düşmeyen bir kurguyla beste haline getirebilmek ve bu anlamda işler yine gayet yolunda. Hemen açılıştaki In Remembrance, enerjik bir giriş yapmasa da Tribulation’a has o gecenin çocuklarına gecenin müziği ortamını sağlamak adına atmosfer açısından çok başarılı. Onun arkasındaki Hour of the Wolf ise grubun güncel durumunu, Century Media ve sonrasını iyi anlatan, basit bir melodiyi iyi bir radyo hitine dönüştürmek üzere tasarlanmış, formül itibariyle albümün en çok dinlenilecek/sevilecek parçalarından biri. Sorunlar da burada başlıyor zaten. Tribulation’ın kariyerindeki en yavan şarkılardan biri aynı zamanda Hour of the Wolf; hem sözleri hem de şarkının durağan trafiği nedeniyle kısa sürede sıkıyor. Ha bir de hayatımızda hiç BLUE ÖYSTER CULT dinlememiş olsak neyse de hadi… 2021 model (Don’t Fear) The Reaper fikri biraz ucuz geliyor bana. Sanki fazla gözüyle yapılmış bir şarkı gibi.

İki gitarın devinimiyle sağlanan akıcılık ve yaygın bütüncüllük hissi, Where the Gloom Becomes Sound‘u ortalamanın üzerine taşıyor. Birbirinden güç alan şarkılara sahip, bütünün hissettirdiği ve yarattığı atmosfere odaklı bir albüm ve isminin hakkını fazla fazla da verdiğini söylemek lazım. Her bir şarkıda aynı esansı hissedebiliyor olmak, hem tutarlılık ve istikrar açısından hem de özgün bir tınıya sahip olma açısından Tribulation’ın neden bu kadar kısa sürede büyük bir isme dönüştüğünü anlamayı kolaştırıyor; ancak ben albümün Tribulation diskografisindeki tüm işlerden geride olduğunu düşünüyorum. Bunun temel sebebi ise bütünün içerisinden sıyrılıp öne çıkmayı başaramayan besteler: Albümü baştan sona dinlediğimde Tribulation’ın özgün havası içerisinde gayet yeterli duran parçaların birçoğunu alakasız bir zamanda, tekil olarak açıp dinlediğimde inanılmaz yavan kalıyorlar. Tribuation’ı kendine haslığı üzerinden öve öve bitiremediğim senelerin ardından bu albümü dinlediğimde fark ettim ki o gotik, karanlık ve ürkütücü atmosferin içerisinde ilhamını üstü kapalı gösteren enfes şarkılar da yapabildiği için büyümüş Tribulation kalbimde; yalnızca iyi tonlar, doğru akorlar, yerinde kullanılmış efektler değilmiş mesele.

Güçlü şarkılar hiç mi yok peki? Tabii ki var. Önden paylaşılan Hour of the Wolf, Leviathans ve Funeral Pyre üçlüsünden Tribulation’ın kendi ortalamasını yakalayan Funeral Pyre‘ı ayırmak lazım mesela. Tribulation’ın belirli bir vitese çıkıp tempoyu yakaladığında çok daha başarılı olduğunu düşünenlerdenim ve Funeral Pyre hem gotik müziğin dans temposuna yakınsayan görece enerjik halleri yüzünden hem de grubun o ürkütücü, karanlık tarafını günyüzüne çıkardığından ötürü bir anda silkeleyip kendine getiriyor dinleyiciyi. Aynı şekilde şimdilik favori şarkım sayabileceğim Daughter of the Djinn de fazlasyıla hareketli; bu parçada Oscar Leander’ın In Remembrance‘taki harika davulculuğu sonrasında tekrar etmeye başlayıp bir miktar bayan tap dup dup ritminden çıkıp bir kez daha daha güçlü bir davulculuk sergilediğini söylemek lazım. Ayrıca biraz IRON MAIDEN, hatta biraz da MEGADETH (Hangar 18 duyan bir tek ben değilimdir herhalde) solosuyla da öne çıkıyor fazlasıyla. Son olarak da finale doğru eski, dikkatli dinleyicilerin mutlaka yakalayacağını düşündüğüm bir Melancholia selamı var gibi. Albümdeki en tutkulu, en heyecanlı ve eski Tribulation hayranları için belki de en tatmin edici şarkı.

Şarkılardan devam edeceksek farklı odak noktalarına sahip besteleri aynı amaca hizmet ettirme konusunda Tribulation’ın olgunluğundan bahsetmek gerekiyor biraz da. Bütünüyle rock ruhuna sahip (Funeral Pyre), gotik metal havasında (Leviathans), sonunda kötülerin kazandığı masallar gibi bir yerden bakılabilecek, folk rüzgarları estiren (In Remembrance‘tan AMORPHIS ve erken dönem SENTENCED almak mümkün mesela) ve tamamı piyanodan oluşan, kadife perdelere sarınıp ağlayarak şarap içiren (Lethe) parçalarla zengin bir albüm yazmış grup. Dirge Of A Dying Soul  bile neredeyse MY DYING BRIDE vari bir doom açılışı yapıp sıyrılıyor diğer parçalardan. Hakikaten iyi doldurmuşlar şarkıları.

Bir yandan da Tribulation’ın fabrika ayarlarında var olanın ötesinde hiçbir şey olmuyor albümde. O karanlık, gotik ve hülyalı dumanı elinizle dağıtıp “ne oluyor lan burada?!” dediğinizde sus-pus oluyor vampirler adeta, haha. Derine indikçe pek bir şey bulamamak, sabun köpüğü düzeyine indiriyor albümü. Hislerim karışık ve bir yandan kendi hayal kırıklıklarımı paylaşırken bir yandan da gruba hakkını teslim etmeye çalıştığım için uzadı yazı ama Where the Gloom Becomes Sound‘u özetlemek gerekirse ilk dinlemedeki heyecanım, detaylı dinlemeler sonrasında uçup gitti ne yazık ki -ki bunu söyleyeceğimi düşünmezdim- ve albümün uzun vadede hatırda kalacağına, “ne albümdü be,” gibi anılacağına inanmıyorum pek. Çıktığı hafta dinlediğimde atmosferine kapılıp övüyordum ama iyi yanlarına rağmen albümü sırtlayacak lokomotif şarkıların eksikliğini çekiyor fazlasıyla ve grubun geçmişindeki işleri bilenler, Tribulation’ın bundan daha iyi bir grup olduğu fikrine katılacaklardır mutlaka.

Belki bu sadeleşme/basitleşme mevzuları ve Century Media‘nın bariz şekilde gruba yön vermesi yüzünden ayrıldı Hultén de ama eminim bunun alıcısı da var bir yerlerde. Çalma listelerine bir-iki parça atıp karanlık odalarda şarap içerken saçlarını tarayacak mutsuz ruhlara ulaşacak bir şekilde Where the Gloom Becomes Sound, çünkü tam da o kafaların müziğini yapan Tribulation’ın en kötü hali bile birçok kimliksiz, karaktersiz gruptan kat be kat iyi. Ben ise sanırım eski albümleri çevirmeye, hatta çıkış noktası Tribulation’ın kendisi olan, bir rip-off, yani kopyacı olarak görülen (ki haksız değiller), benim bile çok ayılıp bayılmadığım CLOAK grubunun yeni albümünü bekleyeceğim, taş kalemin geniş hollerinde yüzyıllar önce yitirdiğim aşklarımın isimlerini haykırmak ve benzer abukluklar için.

70/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Tribulation – Where the Gloom Becomes Sound

  • 9 Şubat 2021 tarihinde, saat 00:21
    Permalink

    ilk kez tribulation dinleyen biri olarak albümü çok sevmiştim, fakat sonraki dinlemelerimde albümün içine girmeye çalıştıkça albüm de benden uzaklaşmaya başladı. grubun daha önce yaptığı işleri de göz önünde bulundurursak ters giden bir şeylerin olduğu aşikar. umarım grup hulten’in ayrılığıyla daha da kan kaybetmez

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.