Pilgrim – Misery Wizard

Merhaba.

Açıkçası bu ara hem yoğun ve yorgunum hem de 2021 çıkışlı önemli albümlerin gelmesine birkaç günümüz daha var. O yüzden de güncel bir kritik yerine biraz eskilere gittim ve Metalperver’in açıldığı ilk dönemde yüklediğim, haliyle 30-40 kişinin anca okuduğu (onlar da unutmuşlardır herhalde) bir albüm ve yazının üzerinden geçip tekrar paylaşmak istedim. Zaten eminim Pilgrim ismini ilk defa duyacak epey okuyucu çıkacaktır. Ben PozKes‘in yeni bölümünü kurgularken siz de bu arkadaşlara kulak kabartın bakalım:


Bundan on yıl öncesine kadar arsız, uslanmaz bir doom metal fanıydım. Tüm gün sadece doom metal albümleri dinlediğim günlerin sayısı hiç de az değildi hatta. Sonra ya yavaş yavaş bu tür müziği dinlediğim zaman hissettiğim şeylerin samimiyetsiz gelmeye başlamasından ya da yaşlar ilerledikçe yaşanmışlıkların birbirine girmesi ve en ekstrem durumlarda bile gerekli ruh halini ve tepkileri ortaya koyamamaya, haliyle de doom metalin yarattığı o havaya girememeye başlamamdan, en yalın haliyle ruhumun alışmaya bağlı bir soğuma yaşaması yüzünden doom metali eskisi kadar sık dinlemez oldum. İşim bu olduğu için elbette hala güncel olarak pek çok doom albümü dinliyorum ama şahsi açıdan o kadar da heyecanım yok açıkçası doom metale karşı.

Peki Pilgrim ne ayak? Epik bir tanışma hikayem yok aslında Pilgrim’le. Grubun kendi hikayesi de pek uzun sayılmaz zaten. 2010 yılında temelleri atılmış, yalnızca üç kişiden oluşan Amerikalı bir doom grubu. Misery Wizard ise 27 Ocak 2012 itibariyle raflardaki yerini almış olan ilk albümleri.

Doom metali 2. nesil gruplardan keşfetmiş biri olarak, bu türdeki bilgim yeniden eskiye doğru (gerçi yeni dediğim de 30 senelik ha, haha) gelişim gösterdi diyebilirim. İlk doom gruplarından bazılarına küçük yaşlarda denk gelmiş bulunduysam da 2. nesil grupların biraz daha melodik ve kulak dostu prodüksiyonlu yapıları o dönem için daha kolay adapte olabileceğim bir atmosfer sağlamış olacak ki BLACK SABBATH‘ı bir kenara ayıracak olursak TROUBLE, CANDLEMASS, PENTAGRAM gibi gruplarla tanışmam 90’ların doom devleri ile olan haşır neşirliğim nedeniyle bir süre ertelendi. Şimdi köpeği olduğum geleneksel ya da heavy doom tarzının yaratıcıları şu anki ve yakın geçmişteki birtakım süslü doom gruplarından çok daha samimi ve bana göre hakiki doom metal türünü icra ediyor olsalar da insan sürekli evrilip değişen bir varlık olduğu için o yıllardaki zevklerimi de burada tartışacak değilim şimdi. Hayret bir şey yani. Yok daha neler.

Peki Pilgrim ne iş? Pilgrim doom metalin daha güncel olan çeşitlenmelerine itibar etmeden 80’lerin doom metalini yeni bir yüzyıla uyarlayarak önümüze koyan bir grup. Misery Wizard albümünde takdirimi kazanan şey kesinlikle bu yaklaşım. Düşük tonlu, oldukça ağır riflere sahip olmasına rağmen müziğin esas koordinatörü (gerçi başka enstrüman yok zaten; bir gitar, bir bas, bir de davul) olan gitarlarla dinleyiciyi ezen bu müziğe vokalistin Messiah Marcolin‘i andıran ses aralığı ve vokal kullanımı eklenince yıllardır dinlemediğim, 80’lerden fırlamış epik bir doom metal albümü çıkmış oldu karşıma. The Wizard’ın sesine kesinlikle kulak kabartın. Gazlarda mıyım bilemiyorum ama doom söylemek için var olmuş bir adam resmen.

Peki şimdi bu kadar sevmeme rağmen o zaman neden sevemiyordum ben bu müziği? Neden illa bi klavyeler olsun, kemanlar çalsın, mezzo sopranolar ağlasın gibi şeyler de bekliyordum doom tanımı altında dinlediğim albümlerden? İlk düşüncem müzikalitemin zayıflığı veya bu tür müziğin adaptasyon kolaylığı sağlaması gibi şeyler olsa da daha sonra esas sebep olduğuna kendimi inandırmayı başardığım farklı bir kanıya vardım. O dönem için yaşadığım şeyler hep hayatta ilk kez yaşadığım şeylerdi ve o deneyimsiz bünye üzerinde yaşanan her olay, sanki inanılmaz ve dünya üzerinde tekmiş, biricikmiş gibi etkiler yaratıyordu. Üzerine bir de böyle insanı yerden yere vuran şeyler dinlemeye kalkmak belki de onarılamayacak izlere sebep olacaktı. O nedenle 90’ların biraz daha yumuşatılmış (his olarak değil elbette;müzikal yapı ve çeşitlendirme çabaları burada söz konusu olan) doom benim için yeterliydi. Peki şimdi o ilklerin hatıraları soğurken, bu sefer canavar doom albümlerine geri mi dönüyorum acaba anıları hatıraları sıcak tutabilmek için? Bir dakika lan, nerden nereye geldik bir anda; terapiste anlatacağım şeyleri size anlatır oldum… Derken Quest bitmiş, Masters of the Sky başlamış. Eee demişler.

Peki Pilgrim müziği yüreğimize herhangi bir sıcaklık yayıyor mu? 6 şarkı ile 55 dakika gibi bir süreyi yakalayan Misery Wizard ‘da enteresan ama albümün dinlenilebilirliğinin artması açısından hayati derecede önemi olan bir denge kurulmuş. Aslında CANDLEMASS sevenlerin çok da yadırgamayacağı bu denge şarkı düzenlemeleri olarak kendini gösteriyor. Albümdeki yavaş bölümler 80’lerde çıkan herhangi bir doom albümünde görebileceğiniz üzere insanı perişan ediyor, adete Mjollnir’in darbeleriyle yerden yere çalıyor. Fakat Misery Wizard‘ın tek olayı bu değil. Belirli aralıklarla ve sık sık giren sert bölümler resmen dinleyiciye nefes alma ve kendine gelme fırsatı tanımış. Kimi albümler vardır, 60 dakikalık ve ağır mı ağır bir şekilde ilerleyip tek amacı insanı kötü alışkanlıklara sürüklemektir; Misery Wizard onlardan biri değil çok şükür. Adventurer‘ın ilk saniylerinde aldığım derin nefes ve rahatlama da bunun bir göstergesi.

Bir de hep kendime sorduğum bir soru vardır. Neden doom metal dinler bir insan diye? Canın sıkkın değilse zaten durduk yere moralini bozabilecek olan bir müziği neden dinleyesin? Canın sıkkınsa, e zaten sen tutmuşsun yani tutmak istemediğin bazı şeyleri. Niye daha da kendine işkence ediyorsun doom metal açıp? Bu bakış açısı tabii ki oldukça sığ olsa da kendi kendime bulduğum cevaplar hem bu konudaki sorularıma hem de neden hamburger yediğim, neden altı bira sonrası tabii abi daha buradayız, çek bi altı daha, dediğim, neden boş beleş konuşan zibidiye pat diye cevabını vermeyip sonradan aynı diyaloğu zihnimde tekrar tekrar yaşayıp kendimi paraladığım, neden doom metal albümlerine zamanında bir el arabası (hesap ettim, doldurur) kadar paralar akıttığımı açıklıyor. Sığ insan olmak kazandırır her zaman, haberiniz olsun. Forsaken Man‘e gelmişiz bu arada, piii.

Peki Pilgrim sığ bir grup mu? Hayır, değil. 80’lerden fırlamış görüntüsüne, geleneksel doom metal türünün tüm karakteristik özelliklerine sahip olmasına rağmen Pilgrim kendine ait bir tını yaratmayı başarıyor. Röportajlarında “biz true doom gruplarını seviyoruz, ustalarımızı örnek alıyoruz; akranlarımızı ya da kardeşlerimizi değil.” şeklinde açıklamalar yaparak yaptıkları müziğin kasıtlı olarak belirli bir zaman aralığına ithaf edildiğini de belirtmelerinin ardından zaten kalkıp vay Pilgrim şuna benzemiş gibi bir yargılamada bulunmak biraz salakça olur. Onlar ne istediklerini biliyorlar; bizim için güzel olanı ise istedikleri şeye nasıl ulaşacaklarını da biliyor olmaları.

Kaliteli geleneksel doom metali bu işin ustalarından değil de yeni çocuklardan dinlemek istiyorsanız Pilgrim’i mutlaka takip listenize alın ve Misery Wizard‘a da bir kulak kabartın derim. 2014’te bir albüm daha yaptılar ki o da hiç fena değil. Fakat bu müziği dinlerken de benim yazıyı yazarken yaptığım gibi çok kendinizi yerden yere vurmayın yani. Oldu o zaman. Haydi bakalım. Kapat tamam.

82/100

a3945328217_10


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

0 thoughts on “Pilgrim – Misery Wizard

  • 27 Mart 2017 tarihinde, saat 07:10
    Permalink

    Epey eğlenceli ve güzel kritik olmuş “kimi albümler vardır 60 dakikalık ağır mı ağır bir şekilde ilerleyip tek amacı insanı kötü alışkanlıklara sürüklemektir…” gibi kısımlara bittim.:) 3-4 gündür fazlasıyla candlemass çekiyordu canım, neyse ki müzik arşivim yanımda değil de bugün bunu dinleyebilirim. Astaroth umut verici.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.