Napalm Death – Throes of Joy in the Jaws of Defeatism

Merhaba.

Geçtiğimiz yıl içerisinde, kadrosunda yine Napalm Deeath insanı Shane Embury’i barındıran VENOMOUS CONCEPT yazısından da anladığınız/anlayacağınız üzere grindcore incelemelerinde pek rahat duramıyor, sakin kalamıyorum ben. O yüzden de Napalm Death’in yeni albümüne bir türlü girememiştim. Neyse ki uzun süredir Metalperver’i takip eden ve destekleyen Berkan, konuya el atıp sitedeki eksikliği kapatmak adına Throes of Joy in the Jaws of Defeatism‘i inceledi. Tıpkı Napalm Death gibi bir çırpıda akıp giden, kısa ve net bir yazı çıkarmış Berkan, buyursunlar:


Grindcore’un bir Big Four’u olsa herhalde bunlar REPULSION, CARCASS, TERRORIZER ve Napalm Death olurdu. Repulsion tek albümden sonra dağıldı, Carcass iki albüm sonrası başka tarzlara yelken açtı, Terrorizer 2005’te yeniden toplandı ve hiç de fena olmayan üç albüm çıkardı. Bu isimler arasından ise sadece Napalm Death kesintisiz biçimde, arka arkaya kaliteli albümler çıkardı. Grup geçen sene yayınlanan 16. stüdyo albümleri Throes of Joy in the Jaws of Defeatism ile, beynimize yumruklarını indirmeye devam ediyor.

Albümde blast-beat ritimleriyle soslanmış, punk dozunu oldukça hissettiren, saf grindcore parçalarının yanında grubun özellikle Fear Emptiness Despair ile benimsediği ve sonraki albümlerinde de bolca barındırdığı endüstriyel tınılara da rastlamak mümkün ve bu doz öyle ayarlanmış ki özellikle de azılı bir grindcore dinleyicisi değlseniz tam da kafanıza çekiç gibi inen blast-beat kısımlardan yorulduğunuz anlarda yetişip biraz dinlenmenizi sağlıyor. Fakat albüm genelinde bunun dışında hardcore punk, death metal, post-punk hatta black metal etkilerine de rastlamak mümkün ki bunlar zaten grubun uzun süredir müziğine kattığı lezzetli soslar.

Biraz vokallere değinmek gerekirse, Barney Greenway’in sanırım en deneysel fakat en iyi performansı ile karşı karşıyayız. Albümün çoğunda Barney’nin bilindik sert vokalleri var ama zaman zaman bu vokaller melodik bir hal alıyor ve bu o kadar doğal bir şekilde yapılmış ki hiç rahatsız etmiyor. Hatta bazı yerlerde garip koro vokalleri bile var.

Albümün Bonus Track versiyonundaki parçalarda bile neredeyse boş yok. SONIC YOUTH yorumu White Kross ise Napalm Death’e yakışır cinsten. Neden bu parçayı seçtikleri hakkında bir fikrim yok fakat bu parçayı barındıran SY albümü Sister 1987 tarihli, yani Napalm Death’in ilk albümü Scum‘ı yayımlandığı yıl.

Bütün bunlar ışığında Throes of Joy In the Jaws of Defeatism‘in (Ne kadar uzun bir isim!) Diatribes ve Inside the Torn Apart ile birlikte belki de ND’in en deneysel işlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Genelde belli bir tarzda kendini kanıtlamış gruplar için deneysel dediğimiz albümler çoğu zaman olumlu bir yerde durmuyor. Fakat bu albüm ilginç bir şekilde en azılı ND fanının bile bağrına basacağı türden. Bu noktada şunu belirtmek gerekir: Deneysel olacaksa böyle olsun!

90/100


5 thoughts on “Napalm Death – Throes of Joy in the Jaws of Defeatism

  • 11 Ocak 2021 tarihinde, saat 16:51
    Permalink

    Nasum olmadan grindcore big four’u olmaz. Puana katılıyorum

    Yanıtla
    • 11 Ocak 2021 tarihinde, saat 17:05
      Permalink

      Benim de sanıyorum mevzubahis gruplar arasındaki kişisel olarka en yakın olduğum isim Nasum. Grubu daha önce hiç dinlemeden, körlemesine satın aldığım Helvete albümüyle tanımıştım. Tabii hemen ertesi yıl Shift’i de arşive katıp ordan da diskografinin kalanına yumulmuştum. Tam çıldıra çıldıra Nasum dinlediğim dönemde gelmişti Mieszko’nun haberi. Gördüğüm her metalciye teyit ettirmeye çalışıyordum. O dönem yok Shaggy ölmüş, yok Elvis Bodrum’daymış vs. diye hep müzisyen ölümü geyikleri döner dururdu. Bu da yalan çıkar diye umut etmiştim epey bir süre.

      Chuck öldüğünde daha Death’in sadece bir albümünü dinleyip bir halt anlamamıştım daha. Dime gittiğinde yan sınıftaki deli Panteracı arkadaşım okula kaçak göçek Jack Daniels soktu diye, viskiden nasipleneyim diye tabii ağğbi Pantera ağğbi diyip durmuştum yalandan, haha. Üç-beş şarkısını biliyordum daha yani. O yüzden gariptir ama Mieszko’nun gidişi çok daha net vurmuştu bu isimlere göre. Bu da böyle bir anımdı, hayırlı forumlar.

      Yanıtla
      • 11 Ocak 2021 tarihinde, saat 23:42
        Permalink

        Bunu okuduktan sonra sigara yaktım MK

        Yanıtla
    • 13 Ocak 2021 tarihinde, saat 13:22
      Permalink

      Ben biraz da zaman dilimi acisindan yaklastim olaya. Bahsettigim gruplarin hepsi 80lerde ilk islerini cikarmis gruplar. Nasum ise 90larda gelmis.

      Yani benim thrash big 4’umda Anthrax yerine kesinlikle Testament olurdu, ama zaman dilimi acisindan tutmuyor. Yoksa gonlumde yatan aslan her zaman Nasum benim de 🙂

      Yanıtla
  • 13 Ocak 2021 tarihinde, saat 01:16
    Permalink

    Abiiii dibim dustu laaaan ! Oncelikle dinledigim ilk Grindcore albumuydu (Grindcore u most brutal janra olarak biliyordum sadece isim olarak bu janraya hakimdim) Albumu acmadan endiselerim vardi Grindcore un namini biliyordum az cok mind fuck bir turdu inanilmaz kaotik bisey beklerken… Ya bir album hem bu kadar kaotik hemde bu kadar kolay sindirim olabilir mi ? bak abartmiyorum bildigin en sade en gaz Korn sarkilarindan aldigim tadi aldim bu albumden.Bir ara onerdiginiz sulphiric bilmem ne albumu gibi olur sandim ama oyle olmadi album yag gibi akti bundan sonra Deathcore la beraber Grindcore u da takip edecegim tek merak ettigim ben safkan bir grindcore mu dinledim mainstream bir is miydi ? safkan tabanli deneysel bir sey miydi neden bu kadar melodik geldigini cozemedim.Grindcore un periyot olarak soft bir zamanimiydi bilemiyorum 2010 lar sonra Deathcore dada bu yumusamayi gormustuk lakin cok leziz! 😍👿👿👿😍

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.