October Falls – Syys

Merhaba.

Bundan yaklaşık 10 sene kadar önce, yazarlğa yeni başlamış bir müzik aşığı olarak başka bir sitede Türkiye metalcisine Whom the Moon a Nightsong Sings‘i tanıtmaya çalışıyordum dilim döndüğünce. Tüm zamanların en iyi toplama albümlerinden biriydi ve daha çıktığı günden belliydi özel bir iş olduğu. Zaten bugün bile neo/dark folk sevenlerin gönüllerinde hep ayrı ve özel olan yerini korumaya devam ediyor. O toplamada yer alan Viima parçası sayesinde öğrenmiştim October Falls’un akustik bir yanı olduğunu. Ben grubu The Womb of Primordial Nature ile tanımıştım ve sakin, ağırbaşlı kısımlara sahip olmasına karşın atmosferik ama yırtıcı bir black metal grubu olarak biliyordum. Halbuki ilk albümleri Marras da dahil olmak üzere neo/dark folk müziğin, akustik gitar ve piyano hüznünün en büyük temsilcilerinden biriymiş October Falls. Sonra tabii hızla en azılı hayranlarından birine dönüşme sürecim başladı ve ne yaptılarsa balıklama atlar oldum üzerine.

2013’ten beri sessizdi October Falls ama 2020, tüm saçmalıklarına rağmen, kendi kendime October Falls’un dönüşünü kutladığım bir yıl da oluyor. Önce Mayıs sonunda A Fall of an Epoch ile tempolu atmosferik black metal açlığımı doyurdu Mikko Lehto, şimdi de bir kez daha tümü akustik bir albüm ile neo/dark folk ve klasik müzik damarını besliyor cömertçe. Syys‘i ilk kez dinlediğimden beri her sabah uyanıp bahçemdeki ağaçların dökülen rengarenk yapraklarını toplarken ölümün solgun yüzündeki renk cümbüşünün zıtlığına şaşırıyor, kış nerede kaldı diye hayıflanıyor, kar açlığı (bir harf nelere kadir) çekerek hüzünleniyorum.

Sadece 199 kopya basılmış, diğer October Falls albümleri gibi yine Spotify’a, Tidal’a veya diğer platformlara yüklenmemiş, tamamen müzisyenin kendine ürettiği, arayanın bulacağı türden bir eser olarak Syss elbette içsel anlamlar yüklemeye çok uygun bir albüm. Yarım saatin üzerindeki süresi dahilinde akustik gitarın sakin ve melankolik tınısı eşliğinde düşüncelere dalıp gidiyor insan. Ana enstrüman gitar olsa da kreşendo anlarında zilleri, müziği derinleştirmek için kemanı ve geçiş anlarındaki vurguyu güçlendirmek için perküsyon araçlarını ve doğal sesleri (kuş ötüşü, gök gürlemesi vs.) de kullanıyor bol bol. Bütün kompozisyonlar ve kayıt Mikka Lehto’ya ait. Prodüksiyon tarafında ise FINNTROLL, MOONSORROW gibi gruplarda çalan, ayrıca bu yıl çıkan ve senenin en iyileri arasındaki MARRASMIELI‘den tutun da tonla albümün arka planında yer almış Henri Sorvali’nin dokunuşlarıyla daha dramatik ve güçlü bir hale gelmiş Syys. Mikka Lehto’nun kendine, etrafındaki ağaçlara, gökyüzüne veya yıldızlara müzik yaptığı her halinden belli. Parçaları birbirinden ayırmak, öne çıkan bir an belirlemek veya akış içerisinden bir parça çekip çıkarmak kolay değil. Yine de özellikle kapanış kısmını ve son üç parçayı mut-la-ka tavsiye etmiş olayım hadi.

Tam yürüyüş yapmayı, kendisiyle veya kendisiyle olmasa bile doğayla vakit geçirmeyi seven, evde oturduğu yerden olsa dahi yolculuklara çıkmaktan hoşlanan insanlara göre Syys. Nraeo/dark folk türüne üretim bu denli sınırlıyken October Falls’un bir sene içindeki ikinci albümünde böylesi güçlü bir yapıtla çıkagelmesi enfes bir sürpriz oldu kendi adıma. Sadece 2020’nin değil,
SKUGGSJÁ, HUGSJÁ ve SOWULO gibi isimlerin yapıtlarıyla birlikte son birkaç senenin kendi türündeki en iyi albümü gibi duruyor Syys. Biraz daha ayırt edilebilir, biraz daha uzun olsaydı iyice efsane olurdu zaten ama bu haliyle de çok keyifli. Yapacağım ilk kampta veya şehirden şöyle 100-150 km uzaktaki ilk doğa yürüyüşümde hangi albümü dinleyeceğim belli artık; biraz Folkesange, biraz Syys derken kaybolur giderim ağaçların arasında…

88/100


İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.